ISSN 1305-5550 | e-ISSN 2548-0669
Journal of Cardio-Vascular-Thoracic Anaesthesia and Intensive Care Society - GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 19 (3)
Volume: 19  Issue: 3 - 2013
REVIEW
1.Hemostasis
Nazan Atalan
doi: 10.5222/GKDAD.2013.109  Pages 109 - 112 (1577 accesses)
Hemostaz; vasküler yaralanma sonrasında aşırı kan kaybını önleyen normal fizyolojik yanıttır. Bu oldukça kompleks ve koruyucu mekanizma ile kanama durur ve kan kaybı önlenir. Hemostatik sistemin yeterli çalışmaması durumunda kanama riski ortaya çıkar. Kanama kontrolünde vasküler spazm, trombosit tıkacının oluşması ve kanın pıhtılaşması olmak üzere üç ayrı mekanizma rol oynar. Kan damarında bir yaralanma meydana geldiğinde fizyolojik hemostaz tetiklenerek ardışık bir sıra olayın oluşmasını sağlar: Kan akımını azaltmak amacıyla damarda konstruksiyon olur, dolaşımdaki trombositler damar duvarındaki zedelenmiş bölgeye adhezyon gösterirler, trombositler aktive ve aggrege olurlar ve koagulasyon faktörlerinin içerdiği bir seri enzimatik reaksiyon ile oluşan fibrin ile hemostatik pıhtı oluşur. Ek olarak hemostaz, dolaşım sisteminin devamlılığını da sağlar. Hemostaz bozuklukları artmış kanama ve tromboza, önemli morbidite ve mortaliteye neden olabilir.
.
Hemostasis or haemostasis; is the normal physiological response that prevents excessive blood loss following vascular injury. It is the instinctive response for the body to stop bleeding and loss of blood. The mechanisms the body uses to protect itself from the loss of blood are very complicated. Without the ability to stimulate hemostasis the risk of hemorrhaging is great. There are three primary mechanisms employed to control bleeding, vascular spasm, platelet plug, and blood clotting. When blood vessel injury occurs, physiological hemostasis is triggered and the following sequence of events take place: The vessel constricts to reduce blood flow, circulating platelets adhere to the vessel wall at the site of trauma, platelets are activated and aggregate, series of enzymatic reactions occur involving coagulation factors and fibrin is produced to form a stable hemostatic plug. In addition, hemostasis serves to maintain the integrity of the circulatory system. Hemostatic abnormalities can lead to excessive bleeding or thrombosis. However, the process can become imbalanced, leading to significant morbidity and mortality.

RESEARCH ARTICLE
2.Target Controlled Infusion (TCI) of Fentanyl and Midazolam in Coronary Artery Bypass Surgery: Effects on Anaesthesia Depth and Drug Consumption
Fevzi Toraman, Serpil Ustalar Özgen, Jülide Sayın Kart, Cem Arıtürk, Esin Erkek, Pınar Güçlü, Vedat Bulcak, Murat Ökten, Hasan Karabulut
doi: 10.5222/GKDAD.2013.113  Pages 113 - 117 (553 accesses)
AMAÇ: Hedef kontrollü infüzyon (HKİ) sistemleri, ilaçların farmakokinetik özelliklerine göre geliştirilen bilgisayar yazılımlarını içeren cihazlar kullanılarak hastaların yaş, cinsiyet, boy ve ağırlık gibi parametrelerinin dikkate alınarak hedef ilaç plazma konsantrasyonunun belirlendiği infüzyon şeklidir. Çalışmamızda fentanil ve midazolamın geleneksel intravenöz (İV) infüzyon tekniği ve HKİ tekniği ile uygulanmasını, hemodinami, anestezi derinliği ve ilaç tüketimi açısından karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Etik kurul onayı ve hasta onamları alınan elektif koroner arter baypas cerrahisi geçirecek 80 hasta prospektif olarak çalışmaya alındı. Hastaların kalp hızı, pulse oksimetre (SpO2), elektrokardiyografi (EKG), invaziv arteryal monitörizasyonu, Bispektral indeks (BİS) ve serebrel rejiyonel oksijen saturasyonu (rSO2) monitörizasyonları yapıldı. Anestezi indüksiyonu sonrası hastalar sırayla randomize edilerek 2 gruba ayrıldı. Grup1: HKİ tekniği ile fentanil ve midazolam infüzyonu uygulanan 40 hasta, Grup 2: Geleneksel İV infüzyon tekniği ile fentanil ve midazolam infüzyonu uygulanan 40 hasta tarafından oluşturuldu. Hastaların BİS değerleri ve hemodinamik parametrelerine göre fentanil ve midazolamın infüzyon hızlarında ya da hedef plazma konsantrasyonunda gerekli ayarlamalar yapıldı.
BULGULAR: Hastaların demografik, hemodinamik ve sonuç parametrelerinde gruplar arası anlamlı fark gözlenmemiştir (Tablo 1). Ancak operasyon boyunca tüketilen fentanil ve midazolam miktarları Grup 1’de, Grup 2’ye göre istatistiksel olarak anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Ayrıca BİS değerleri de daha az ilaç tüketimi olmasına rağmen grup 1’de istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha düşük bulunmuştur.
SONUÇ: Hemodilüsyon, hipotermi ve nonpulsatil akımın kullanıldığı baypas cerrahisi uygulamalarında kan ilaç konsantrasyonu birçok faktöre bağlı olarak değişebilmektedir. Açık kalp cerrahisi kullanılan anestezik ilaçların kan konsantrasyonlarının, cerrahinin her safhasında istenen aralıklarda tutulması; anestezi yeterliliği açısından önem taşımaktadır. HKİ uygulamasının anestezi derinliği, farkındalık ve sonuç parametreleri açısından anlamlı olacağı kanısındayız.
OBJECTIVE: Target controlled infusion (TCI) is performed by the pumps which include pharmacokinetic drug behaviour software and consider the patients’ special parameters as age, gender, height and weight. This system allows users to set target blood drug concentration. In this study, we aimed to compare the use of fentanyl and midazolam infusions in terms of hemodynamics, anaesthesia depth and drug consumption between traditional infusion technique and target controlled infusion technique.
METHODS: The protocol of this prospective study was approved by the Ethics Commitee. Informed consent was obtained from 80 patiens who were scheduled to undergo elective coronary artery bypass surgery. All patients’ heart rate, pulse oxymetry (SpO2), electrocardiogram (ECG), invasive arterial blood pressure, bispectral index (BIS) and cerebral regional oxygen saturation (rSO2) were monitorised. After anesthesia induction patiens were randomly enrolled in two groups in according to the infusion technique; Group 1: 40 patients who had fentanyl and midazolam infusion with TCI technique, Group 2: 40 patients who had fentanyl and midazolam infusion with traditional infusion technique. According to BIS and haemodynamic parameters, fentanyl and midazolam infusion rates or concentration at effect site were adjusted.
RESULTS: The demographic variables are similar in two groups (Table 1). There is no statistically significant difference in haemodynamic and outcome parameters between two groups. Consumption of fentanyl in Group 1 is found statistically significantly lower than in Group 2. Futhermore, despite of lower consumption of fentanyl, BIS values are statistically significantly lower in group 1 than in group 2.
CONCLUSION: In bypass surgery, blood drug concentration is affected by many factors such as hemodilution, hypothermi and nonpulsatil flow of cardiopulmonary bypass machine and according to these factors blood drug concentration changes occur in time. It is important to keep blood concentration of anaesthesic drugs between desired levels to maintain adequate anaesthesia. Hence we think that in open heart surgery TCI is better to maintain adequate anesthesia depth, awareness and improve outcome parameters.

3.Non Invasıve Transcutaneous Carbondıoxıde Monıtorıng In Adult Open Heart Surgery
Perihan Uçar, Gülçin Gazioğlu, Özcan Erdemli, Ömer Faruk Çiçek, Aslı Demir
doi: 10.5222/GKDAD.2013.118  Pages 118 - 122 (979 accesses)
AMAÇ: Açık kalp cerrahisinde karbondioksit düzeyi takibi metabolik durumun izlenmesi ve yönetilmesi açısından önem taşır. Bu prospektif gözlemsel çalışmada erişkin açık kalp cerrahisinde end tidal CO2 ve arteriyel CO2 ile non-invaziv bir yöntem olan transkutan CO2 monitörizasyonunu karşılaştırdık
YÖNTEMLER: Elektif acık kalp cerrahisi geçirecek, ASA II-III grubu, 30- 80 yaş arası 22 hasta çalışmaya dahil edildi. Demografik özellikler, ASA skorlaması verileri, yandaş hastalıklar kaydedildi. Kalp cerrahisinin rutin monitörizasyonuna ilaveten TcCO2 cihazı probu deltoid kas üzerine yerleştirildi ve ölçümler indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası, kardiyopulmoner baypas dönemi ve KPB’tan çıktıktan sonraki dönemlerde yapıldı.
BULGULAR: İndüksiyon öncesi ve sonrası dönemlerde her üç CO2 değerleri arasında fark bulunmazken, kardiyopulmoner baypas döneminde ve sonrasındaki transkutan CO2 ölçümleri, arteriyel CO2 ve end tidal CO2 değerlerinden anlamlı şekilde düşük bulundu.
SONUÇ: Kalp cerrahisinin KPB döneminde hipotermi, hemodilüsyon, düşük arteriyel kan basıncı gibi durumlar, cihazın uygun sıcaklığa erişme, yüksek kapiller perfüzyon, kalibrasyon gibi optimum ölçüm koşullarını tamamıyle etkilemektedir. Özellikle KPB döneminde ve ertesinde oldukça düşük TcCO2 değerleri ölçülmesi cihazla ilgili sözkonusu bu problemlerin kaynaklandığı düşünüldü. Bu güçlüklerden dolayı non invaziv CO2 ölçüm metodu yerine zaten invaziv arter kateterizasyonu yapılan kalp cerrahisi anestezisinde arteriyel kan gazı örnekleriyle CO2 takibinin daha uygun bir yöntem olacağını düşünmekteyiz.
OBJECTIVE: Monitoring the CO2 level during open heart surgery is crucial in terms of monitoring and management of the metabolic status. In this prospective observational study, end tidal CO2 and arterial CO2 levels in adult open heart surgery was compared with transcutaneous CO2 monitoring, a non-invasive method.
METHODS: The study included 22 ASA II-III patients with an age range of 30-80 and who will undergo elective open heart surgery. Demographic data, ASA scores, and comorbidities were recorded. Along with routine monitoring of heart surgery, TcCO2 was placed on deltoid muscle and measurements were obtained pre- and post-induction, and during and following cardiopulmonary bypass (KPB) period.
RESULTS: No difference was observed between pre- and post-induction terms in all three CO2 values, a significant decrease was observed during and after cardiopulmonary bypass period in transcutaneous CO2, arterial CO2 and end tidal CO2 values.
CONCLUSION: During KPB period of heart surgery, conditions, such as hypothermia, hemodilution, and lower arterial blood pressure, may negatively affect the optimal measurement conditions, such as optimum temperature related issues, high capillary perfusions, and calibration issues. The lower TcCO2 values obtained especially during and following KPB period were thought to be caused by issues related with the device. Because of such issues with the measurement device, instead of the non-invasive CO2 measurement method, CO2 monitoring by arterial blood gas samples, which are already taken in heart surgery anesthesia with invasive artery catheterization, is thought to be a better option.

EXPERIMENTAL WORK
4.NIRS Monitorization in Pediatric Cases Who Underwent Percutaneous ASD, VSD or PDA Closure During Cardiac Catheterization
Bahar Aydınlı, Aslı Demir, Ümit Karadeniz, Aslı Dönmez, Ayşenur Paç, Utku Ünal, Ayşegül Özgök
doi: 10.5222/GKDAD.2013.123  Pages 123 - 126 (1064 accesses)
AMAÇ: Pediyatrik kalp kateterizasyonunda giderek artan sedoanaljezi-genel anestezi uygulamaları nedeniyle karşılaşılabilecek hemodinamik sorunlar monitörizasyon yöntemlerinin önemini vurgular. Kateterizasyonda yaşanan herhangi bir sorunun serebral kan akımını düşürmesi veya uygulanan şant kapatma prosedürlerinin beyin kan akımını etkilemesi söz konusu olabilir. NIRS noninvaziv olarak beyin doku oksijenasyonunu gösteren bir tekniktir. Bu çalışmada kalp kateterizasyonunda konjenital kalp defekti kapatma işlemi yapılacak pediyatrik olgularda işlem sırasında NIRS cihazı ile rSO2 takibi yapılarak serebral oksijenasyon farklılıklarının ortaya konması amaçlandı.
YÖNTEMLER: Yedi hasta bu prospektif çalışmaya dâhil edildi. Olgulara ASD, VSD ve PDA kapatma işlemi planlandı. Hasta kateter laboratuvarına alındığında bazal, işlem öncesi ve işlem sonrası olmak üzere 3 dönemde bilateral NIRS değerleri, hemodinamik veriler, kan gazı parametreleri ve periferik oksijen saturasyonu kaydedildi.
BULGULAR: Serebral oksijenasyon parametreleri açısından dönemler arasında sağ ve sol rSO2 değerleri arasında fark saptanmadı. Yine hastaların sağ ve sol rSO2 değerleri açısından istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. Çalışmaya alınan tüm hastalarda başarılı şekilde kapatma işlemi uygulandı.
SONUÇ: Beyin oksijen saturasyonu pek çok faktörden etkilenmesine rağmen, pediyatrik kalp kateterizasyonunda kapatma işlemi yapılan hastaları incelediğimiz çalışmamızda bazal, işlem öncesi ve işlem sonrası dönemlerde bilateral rSO2 değerleri arasında farklılık saptanmadı. Kan basıncı ve Hct değerlerinde düşüşten ve kapatma işleminden rSO2 değerlerinin etkilenmediği görüldü.
OBJECTIVE: Hemodynamic problems which might be encountered during pediatric cardiac catheterization because of ever-increasing use of sedoanalgesia or general anesthesia procedures during pediatric cardiac catheterization emphasize the importance of monitorization methods. Cerebral blood flow may be decreased by any complication during the procedure or may be affected by shunt closure procedure. NIRS is a non-invasive technique that represents cerebral tissue oxygenation. In this study, we aim to document the differences in cerebral oxygenation by rSO2 monitorization using NIRS in pediatric patients who will undergo congenital heart defect closure procedure during pediatric cardiac catheterization.
METHODS: This prospective study consisted of seven patients. Percutaneous ASD, VSD and PDA closure procedures were planned bilateral cerebral NIRS values, hemodynamic parameters, blood gas analysis data and peripheral O2 saturation were recorded at baseline, before, and after the procedure.
RESULTS: There was no difference between three measurement times as for right and left rSO2 values. Furthermore, right and left rSO2 values were not different from each other at each period. Closure procedure was succesful for all patients.
CONCLUSION: Although cerebral oxygen saturation can be affected by many factors, we demonstrated that bilateral rSO2 values were similar at baseline, pre-, and post-procedural periods. rSO2 values were not affected by decrease in blood pressure and hematocrit levels and the closure procedure.

RESEARCH ARTICLE
5.Patient Transport Experience in Our Institution Following Open Heart Surgery
Nükhet Sivrikoz, Meltem Savran Karadeniz, Pınar Kurnaz, Demet Altun, Zerrin Sungur Ülke, Mehmet Tuğrul, Kamil Pembeci
doi: 10.5222/GKDAD.2013.127  Pages 127 - 131 (798 accesses)
AMAÇ: Transport süreci kritik hastalar için çeşitli sorun ve komplikasyonlara açıktır. Farklı hasta gruplarında bu süreçteki komplikasyonların sıklığı, niteliği ve bunlarla ilişkili unsurlar araştırılmaktadır. Çalışmamızda hastane içi nakilde açık kalp cerrahisi gibi özellikli bir hasta grubunda yaşanan sorunları araştırmayı hedefledik.
YÖNTEMLER: Ocak-Eylül 2013 tarihleri arasında elektif kalp cerrahisi geçiren tüm olgular çalışmaya dâhil edildi. Transport başlangıcı hastanın operasyon bitiminde sabit monitör ve ventilatörden, taşınabilir monitör ve ventilatöre geçilmesi olarak belirlendi. Nakil sonu ise hastanın yoğun bakımda sabit monitör ve ventilatöre bağlanması olarak kabul edildi. Sürecin başlangıç ve sonucundaki kan basıncı, kalp hızı (KH) ve oksijen satürasyonu ile yoğun bakıma giriş kan gazı verileri kaydedildi. Transportun başından sonuna kadar geçen sürede karşılaşılan tüm komplikasyonlar kayıt altına alındı.
BULGULAR: Çalışmaya 132 çocuk, 108 erişkin olmak üzere toplam 240 hasta alındı En sık karşılaşılan komplikasyon olarak hiperventilasyona bağlı solunumsal alkaloz (% 13.75) görüldü. Bunu sırasıyla hipotansiyon (% 2.5), arteriyel kanülün çıkması (% 2.5), zorlu ventilasyon (% 1.66), solunumsal asidoz (% 0.82), santral kateterin çıkması (% 0.41) izledi. Bir hastada kardiyak arrest yaşandı ve resüsitasyona yanıt alındı.
SONUÇ: Kardiyak cerrahi hastalarının postoperatif yoğun bakıma transportu minör komplikasyonlar ile gerçekleştirilmiştir. İstenmeyen olaylardaki düşük sıklığın nakil süresinin kısalığı ve ekibin deneyimli elemanlara bağlı olduğunu düşünmekteyiz.
OBJECTIVE: Transporting critically ill patient is very often associated with problems and complications. Previous reports studied incidence of complications with associated factors for different patients groups. The aim of our study is to investigate complications during an intrahospital transport of highly special group as postoperative cardiac surgical patients.
METHODS: All patients undergoing elective open heart surgery between January-September 2013 were included in the study. The commencement of transport was determined as subjects have been transferred to portable ventilator and transport monitor. The end of transport was defined as transport team arrived to ICU and when patients were shifted to ventilator and to monitor of ICU. Hemodynamic parameters (blood pressures, heart rate, oxygen saturation) were all noted with arterial gas analysis arriving to ICU. All complications during transport were also enrolled.
RESULTS: During study period 240 subjects were included in the study, with 108 adults and 132 children. Most frequent complication was respiratory alkalosis due to hyperventilation (13,75%). Other problems were hypotension (2,5%), arterial decannulation (2,5%), difficult ventilation (1,66%), respiratory acidosis (0,82%), removal of central venous catheter (0,4%). One patient had cardiac arrest and was successfully resuscitated.
CONCLUSION: Postoperative cardiac surgery patients could be transported with minor complications. We think that reduced incidence of adverse events was related to short transport time as well as to experienced transport team.

CASE REPORT
6.Our Transesophageal Echocardiography (TEE) Experience During Implantation of Intracorporeal Left Ventriculer Asist Device
Dilek Kazancı, Nükhet Soybir, Sema Turan, Candan Haytural, Şeref Küçüker, Ayşegül Özgök
doi: 10.5222/GKDAD.2013.132  Pages 132 - 135 (1202 accesses)
Giriş: Dilate kardiyotomi sol ventrikül dilatasyonuna sekonder sistolik disfonksiyonla karakterize bir klinik durumdur. Sol ventrikül disfonksiyonunun getirdiği miyokard pompa işlev bozukluğu hastayı kardiyak transplantasyon gereksinimine kadar götürebilmektedir. Bu olguda sol ventrikül asist cihazı takılması gereken ileri derecede dilate kardiyomiyopatili hastanın ameliyatının intraoperatif transözefageal ekokardiyografi (TÖE) ile takibini ve cihazın takılması sırasında TÖE’nin yol göstericiliğinin altını çizmeyi amaçladık.
Olgu: Yirmi bir yaşında erkek hasta ÜSYİ sonrası kronik öksürük yakınması ile hastanemize başvurdu. Hastanın tanısı dilate kardiyomiyopatiye bağlı terminal dönem kalp yetmezliğiydi. Hastanın klinik durumunun kötüleşmesi nedeniyle kardiyak transplantasyon hemen mümkün olmadığından LVAD takılması planlandı.
Sonuç: İntraoperatif TÖE deneyimli ellerde kullanıldığında ameliyata destek olduğu gibi LVAD uygulanmasında kardiyak fonksiyonların sıkı takibini sağlamaktadır. Bu olguda cihazın konumunun ve çalışmasının denetimi büyük önem içermekteydi. Hastanın TÖE monitorizasyonu sayesinde intraoperatif ve postoperatif istenmeyen olaylardan korunması hem cerrahi ekibe hem de anestezik girişimlerin yönlendirilmesine büyük katkı sağlamaktadır.
Introduction: Dilated cardiomyopathy is a clinical state in that systolic dysfunction of the heart develops secondary to left ventricular dilatation. Cases with myocardial pump malfunction resulting from left ventricular dysfunction might eventually require cardiac transplantation. In this case report we aimed to show the importance of intraoperative TÖE monitorization of the patient who needs left ventricular assist device due to dilated cardiomyopathy, and to underline the guidance of TEE monitorization during implantation of the device.
Case: A 21 year- old male patient consulted to the hospital because of persistent cough after upper respiratory tract infection. His diagnosis was end- stage congestive heart failure due to dilated cardiomyopathy. During this procedure patient clinical state was worsened and LVAD application was planned since cardiac transplantation was not possible immediately.
Conclusion: When used in experienced hands TEE facilitates operation, and ensures close monitorization of cardiac function during implantation of LVAD. In this case proper placement and function of the device was very important. Thanks to TÖE monitorization prevention of intraoperative and postoperative adverse events can be achieved with resultant great contribution to the surgical team and anesthetic management.

7.Myasthenia Gravis and Sugammadex Use
Mehmet Sargın, Hale Borazan, Tuba Berra Sarıtaş, Şeref Otelcioğlu
doi: 10.5222/GKDAD.2013.136  Pages 136 - 140 (1145 accesses)
Myastenia gravis, nikotinik asetilkolin reseptörlerinin otoimmün yıkımı sonucu gelişen bir kas hastalığıdır. Myastenik hastalarda depolarizan kas gevşeticilere genellikte direnç ve nondepolarizan kas gevşeticilere ise duyarlılıkta artış söz konusudur. Yeni bir ajan olan sugammadeks steroid yapıdaki roküronyum ve veküronyumu bağlayarak, etkilerini ortadan kaldırır. Bu makalede roküronyum kullanılan biri erişkin diğeri pediatrik timektomi planlanan iki myastenik hastada kas gücünün geri dönüşümünü sağlamak için sugammadeks kullanımı sunulmuştur.
Myasthenia gravis is a muscle disease which results from autoimmune destruction of the nicotinic acetylcholine receptors. Patients with myasthenic has resistance to depolarizing muscle relaxants and usually increased sensitivity to nondepolarizing relaxants. A new agent sugammadex binds to steroid structured rocuronium and vecuronium and vanishes their affects.In this article presented usage of sugammadex for patients who are planned;one adult and one pediatric, timectomy.

8.Anesthetic Management In A Patient With Duchenne Muscular Dystrophy
Nagihan Karahan, Murat Aksun, Lale Koroğlu, Senem Girgin, Gülçin Aran, Galip Akhan, Ali Gürbüz
doi: 10.5222/GKDAD.2013.141  Pages 141 - 144 (987 accesses)
Duchenne Musküler Distrofi (DMD); X’e bağlı resesif olarak geçiş gösteren ilerleyici kas zayıflığı ve kas kontraktürleri ile karakterize kalıtımsal bir hastalıktır. En sık çocukluk yaşlarında ve 3500 erkek doğumda 1 görülmektedir. Bu hastalarda anestezi yönetimi özellik göstermektedir. Çünkü inhalasyon anestezikleri ve süksinilkolin gibi ajanlar, hipermetabolik bir klinik tablo ile seyreden malign hipertermi gibi ölümcül komplikasyonlara yol açabilir. Biz ventriküler septal defekt (VSD) nedeniyle opere olan DMD’li bir olguda uyguladığımız anestezi yönetimini sunmayı hedefledik.
Duchenne Muscular Dystrophy (DMD), an X-linked recessive inherited progressive disorder characterized by muscle weakness and muscle contractures. Most commonly seen in childhood and seen 1 in 3500 male births. Anesthetic management of these patients shows speciality. Because the agents such as inhalational anesthetics and succinylcholine, can lead to fatal complications such as malignant hyperthermia which is characterized by hypermetabolic clinic picture. At this case report we aimed to present the anesthetic management of a DMD patient operated on for ventricular septal defect (VSD).

9.Daptomycin
Ayfer Açıkgöz, Bora Aykaç, Kamil Karaoğlu
doi: 10.5222/GKDAD.2013.145  Pages 145 - 148 (873 accesses)
Biyofilm tabaka oluşturması, virülansının yüksek olması ve sık gelişen direnç nedeniyle staphylococcus aureus'un etken olduğu deri ve yumuşak doku infeksiyonları ve satafılokok bakterıyemisini tedavi etmek zordur. Bu olgu sunumda; sol atrial miksoma eksizyon operasyonu geçirdikten sonra yoğunbakım ünitesinde gelişen oligüri nedeniyle yatışının dördüncü gününden baslayıp bes gün devam eden hemofıltrasyon tedavisi alan hastada gelişen deri çatlaklarına neden olan yaygın ödem,stafilokok bakteriyemisi ve MRSA’ nın neden oldugu vancomisine dirençli deri yumusak doku infeksiyonu (haşlanmış deri sendromu), sistemik daptomisin (6 mg/kg/günaşırı i.v) tedavisine cevap vermiş, 78 yaşındaki bayan hastanın tedavisinin literatur eşliğinde klinik ve mikrobiyolojik deneyimi paylaşılmıştır.
Due to forming biofilm layer, high virulence and often emerging resistance, it is very difficult to treat the skin and soft tissue infections and satafılokok bacteremia caused from staphylococcus aureus. In this case presentation, the clinical and microbiological treatment of 78-year-old female patient was shared in company with literature. After the operation of excision of left atrial myxoma, the patient received a hemofiltration treatment due to developing olguria in the intensive care unit starting from the fourth day of the admission and continuing five days. The patient responded to treatment of systemic daptomycin (6 mg / kg / alternate days) for evolving skin cracks caused by generalized edema, vancomisine resistant soft tissue infections caused by staphylococcus bacteremia and MRSA (scalded skin syndrome).

10.Airway Management in a Pediatric Patient with Glottic Mass
Özlem Özmete, Mesut Şener, Esra Çalışkan, Alper Nabi Erkan, Anış Arıboğan
doi: 10.5222/GKDAD.2013.149  Pages 149 - 152 (799 accesses)
Glottik yerleşimli tümörler yerleşim yerine bağlı olarak ciddi hava yolu problemlerine yol açabilmektedirler. İnspiratuar stridor ve nefes darlığı şikayeti ile hastanemize gelen 11 yaşındaki çocuk hastanın çekilen bilgisayarlı tomografisinde larinks pasajını kapatan kitle saptandı. Kitlenin genel anestezi altında cerrahi olarak çıkarılması planlandı. Bu olgu sunumunda glottik kitlesi olan hastada genel anestezi uygulaması ile başarılı şekilde yapılan hava yolu yönetimini sunuyoruz.
Glottic located tumors can cause serious problems depending on location. 11-year old children patient with inspiratory stridor and dyspnea came to our hospital and a mass in the larynx was determined by computed tomography. Surgical removal of the mass under general anesthesia was planned. In this case report, we present a successful application of airway management with general anesthesia in a patient with glottic mass.

LookUs & Online Makale