ISSN 1305-5550 | e-ISSN 2548-0669
Journal of Cardio-Vascular-Thoracic Anaesthesia and Intensive Care Society - GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 26 (3)
Volume: 26  Issue: 3 - 2020
1.Cover

Page I (1 accesses)

2.Editorial Consultants

Page II (2 accesses)

3.Contents

Pages III - IV (1 accesses)

4.Publication Policies and Writing Guide

Pages V - X (2 accesses)

RESEARCH ARTICLE
5.Neuroprotective Effects of Levosimendan on the NB2a Mouse Neuroblastoma Cell Culture
Tülün Öztürk, Kamil Vural, Işıl Aydemi&775;r, Mehmet İbrahim Tuğlu
doi: 10.5222/GKDAD.2020.07078  Pages 115 - 122 (29 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Levosimendan (LVS) Phosfodiestheraz III’ü inhibe eder ve ATP-duyarlı K+ kanallarını açar. Anti-oxidan, antiinflammatuar, inotropik ve vasodilatator etkileri ile kardiyoprotektiftir. LVS, kardiyak cerrahi sırasında düşük düşük ejeksiyon fraksiyonlu hastalarda kullanımı tercihedilir. Böylece nöronları indirekt olarak koruduğu bildirilmiştir. Ancak, nöronlar üzerine direk etkileri bilinmemektedir. Biz, fare kökenli nöroblastoma hücre dizinini kullanarak (NB2a) hücrelerle ilaç etkileşiminin olduğu kültürde LVS’nin direkt nöroprotektif etkilerini araştırdık
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu amaçla, LVS (0,1, 0,3, 1, 3, 10, 30 and 100 μM)’nın nöroprotektif etkileri, direkt toksik etkileri için appopitozis TUNEL metot ile ve hücre canlılığı için MTT ile test edildi. Aynı zamanda LSV’nın orta ve kronik toksik etkileri için nörit uzaması ölçüldü.
BULGULAR: LVS hücre çoğalmasına negatif etki etmedi. Apopitotik hücrelerin sayısı kontrol hücrelerininkinden farklı değildi (p>0.05). Buna ek olarak, nörit inhibisyonunun görülmediği NST ile tüm konsantrasyonlarda orta derecede nörotoksik etki yoktu. 1 μM konsantrasyonda LVS, nöroprotektif ve fonksiyonel etkiyi açıkça gösteren nörit uzamasını anlamlı olarak artırdı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: LVS'nın kültürde direkt nöroprotektif etkileri klinik kullanım için önemli olabilir. LVS, travma veya işlemin kendisinin doğasında olabilen beyin hasarları için riskli hastalarda güvenle kullanılabilir.
INTRODUCTION: Levosimendan (LVS) inhibits phosphodiestherase III and opens the ATP-sensitive K+ channels (KATP). It is cardioprotective due to its anti-oxidant, anti-inflammatuary, inotropic and vasodilatatory effects. The use of LVS is prefered in patients who have decreased ejection fraction during cardiac surgery. Therefore it has been reported that LVS protects neurons indirectly. Hovewer, its direct effects on neurons have not been known yet. We examined direct neuroprotective effects of LVS using neuroblastoma cell line of mouse origin (NB2a) in culture where drug interaction with cells occurs.
METHODS: To this end, the neuroprotective effects of LVS (0,1, 0,3, 1, 3, 10, 30 and 100 μM) have been tested for its direct toxic effects by TUNEL method for apoptosis and by MTT for cell viability. We also examined moderate and chronic toxic effect of LSV by measure neurite outgrowth.
RESULTS: LVS didn’t effect the cellular proliferation negatively. The number of apoptotic cells didn’t differ from the number of control cells (p>0.05). Additionally, any moderate neurotoxic effects were not seen in all concentrations of NST which did not inhibit neurite outgrowth. Moreover, LVS at 1 μM concentration significantly increased the lengh of neurite showing clearly its neuroprotective and functional effects.
DISCUSSION AND CONCLUSION: These direct neuroprotective effects of LVS in culture might be important for clinical use. LVS can be used securely in patients that have a risk for a brain injury due to the nature of disease, trauma or the procedure itself.

6.Comparison of Intubated Versus Non-Intubated Techniques in Video-Assisted Thoracoscopic Sympathectomy
Ufuk Turan, Serkan Şenkal
doi: 10.5222/GKDAD.2020.68736  Pages 123 - 132 (37 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Sempatektomi, plevral biyopsi, akciğer parankim biyopsisi, plöredezis ve büllektomi gibi minör Video Yardımlı Torakoskopik Cerrahi (VATS) prosedürlerde, klasik entübasyonla tek akciğer ventilasyon tekniğine alternatif olarak Non-Entübe VATS (NIVATS) tekniği kullanımı giderek artmaktadır. Amacımız, bilateral ve uniportal sempatektomilerde klasik entübasyon yöntemi ile supraglottik bir hava yolu aracıyla spontan solunum korunarak uygulanan NIVATS tekniğini, uygulanabilirlik ve perioperatif etkiler açısından karşılaştırmaktı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastalar, Laringeal Mask Airway (LMA) veya Çift Lümenli Tüp (ÇLT) kullanımına göre Grup LMA (n: 20) ve Grup ÇLT (n: 20) olarak iki grupta değerlendirildi. Her iki grubun demografik verileri, anestezi ve cerrahi süreleri, solunum parametreleri, cerrahi zorluk değerlendirmesi, anestezi sonrası bakım ünitesindeki ağrı skoru, analjezik ajan kullanımı ve kalış süresi; postoperatif oral alım ve mobilizasyon başlangıç süreleri, postoperatif takiplerindeki ağrı skorları, hava kaçağı, pnömotoraks, hava kaçağı, boğaz ağrısı, bulantı-kusma komplikasyonları ve hastanede kalış süreleri karşılaştırıldı.
BULGULAR: : Anestezi indüksiyon süresi LMA grubunda belirgin olarak düşük bulundu (p<0,001). Maksimum solunum sonu karbondioksit (EtCO2), minimum periferal oksijen satürasyonu (SpO2), maksimum solunum sayısı LMA grubunda anlamlı olarak yüksekti (p<0,001). Ortalama inspire edilen oksijen fraksiyonu (FiO2) ve ortalama tidal volüm ÇLT grubunda anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,05). Cerrahi uygulanabilirlik açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi. Postoperatif dönemde oral beslenmeye başlama ve mobilize olma zamanları arasında anlamlı fark bulundu (p<0,05). Diğer ağrı skorları, postoperatif komplikasyonlar ve hastanede kalış süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: VATS Sempatektomi vakalarında LMA ile spontan solunum korunarak iyatrojenik açık pnömotoraks oluşturulduğunda NIVATS anestezi tekniğinin etkili ve güvenli bir şekilde kullanılabileceği kanısındayız.
INTRODUCTION: The use of Non-Intubated Video Assisted Thoracoscopic Surgery (NIVATS) technique is gradually increasing as an alternative method to classical intubation in minor Video Assisted Thoracoscopic Surgeries (VATS) such as sympathectomy, pleural biopsy, lung parenchymal biopsy, pleurodesis and bullectomy. Our aim was to compare a NIVATS technique with the classical intubation method applied in bilateral and uniportal sympathectomies in terms of feasibility and perioperative effects.
METHODS: According to the use of Laryngeal Mask Airway (LMA) or Double Lumen Tube (DLT), the patients were evaluated in two groups as Group LMA (n: 20) and Group DLT (n: 20). Demographic data, anesthesia and surgery times, respiratory parameters, surgical feasibility assessment, the postoperative oral intake and mobilization starting times, pain scores, sore throat, nausea-vomiting, air leak, pneumothorax at postoperative follow-ups, and length of hospital stay were compared between groups.
RESULTS: Anesthesia induction time was significantly lower in the LMA group (p<0.001). Maximum EtCO2, minimum SpO2, and maximum respiratory rate were significantly higher in the LMA group (p<0.001). Mean FiO2 and mean TV were significantly higher in the DLT group (p<0.05). There was no statistically significant difference between the two groups in terms of surgical feasibility. There was a significant difference between the time of starting oral feeding and mobilizing (p<0.05). There was no statistically significant difference between pain scores, postoperative complications and length of hospital stay.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our data suggest that LMA NIVATS technique by preserving spontaneous ventilation and establishing iatrogenic open pneumothorax is a feasible and safe strategy in bilateral and uniportal VATS sympathectomy.

7.Comparison of Ciaglia and Griggs Percutaneous Dilatation Tracheostomy Methods: Which one is more effective and safe?
Şerife Bektaş, Mine Altınkaya Çavuş, İbrahim Mungan, Sema Turan
doi: 10.5222/GKDAD.2020.91819  Pages 133 - 138 (36 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Perkutan dilatasyon trakeostomi yöntemlerinden Griggs (GWDR) ve Ciaglia Blue Rhino’yu (CBR) avantajları ve dezavantajları ile değerlendirip birbirlerine üstünlüklerini saptamak.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2015-2016 yılları arasında ICU’da percutan dilatasyon trakeostomi yapılan toplam 84 hasta çalışmaya dâhil edildi. Hastaların 42’sine Ciaglia metodu, 42’sine Griggs metodu ile bronkoskopi klavuzluğunda trakeostomi açıldı. Hastaların bütün verileri kayıt edildi.di.
BULGULAR: Çalışma populasyonun yaş medianları 65.5 (16-88) CBR, 66,5 (17-83) GWDR yıldı (p>0.05). CBR grubunda işlem süresi medyan 4 dk. (range: 3,5-10), GBWR grubunda 4,5 dk. (3,5-11) idi (p>0.05). CBR grubunda toplam 20 hastada minör komplikasyon görülürken, GDWR grubunda 26 hastada minör komplikasyon görüldü. CBR grubunda toplam 13 hastada major komplikasyon görülürken, GDWR grubunda toplam 10 hastada major komplikasyon görüldü. Major ve minör komplikasyonlar her 2 grupta tek tek karşılaştırıldığında anlamlı bir fark yoktu. Her iki grubun işlem sonrası ICU’da kalış süreleri karşılaştırıldığında GDWR grubunda anlamlı olarak düşüktü (p=0.03). Obezitenin komplikasyon gelişme riskini 22.89 (%95CI: 5.85-89.55, p=0.01) arttırdığı gözlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmada, hem GDWR yöntemi hem de CBR yöntemi arasında küçük farklar dışında önemli bir farka rastlanmadı. Her iki yöntemin etkili ve güvenli olduğu gözlendi.
INTRODUCTION: To evaluate Griggs (GWDR) and Ciaglia Blue Rhino (CBR) percutaneous dilatation
tracheostomy methods with their advantages and disadvantages and to determine their
superiority to each other.
METHODS: A total of 84 patients who underwent percutaneous dilatation tracheostomy between 2015 and 2016 were included in the study. Bronchoscopy-guided tracheostomy was performed in 42 patients with Ciaglia method and 42 patients with Griggs method. All data of the patients were recorded.
RESULTS: The median age of the study population was 65.5 (16-88) years in the CBR group and 66.5 (17-83) years in the GWDR group (p>0.05). The median duration of the procedure was 4 minutes (range, 3.5 to 10 minutes) in the CBR group and 4.5 minutes (range, 3.5 to 11 minutes) in the GBWR group (p>0.05). Minor complications were seen in 20 patients in the CBR group and 26 patients in the GDWR group. Major complications were seen in 13 patients in the CBR group and 10 patients in the GDWR group. The comparison of major and minor complications per se in both groups showed no significant difference. The duration of ICU stays after the procedure was significantly lower in the GDWR group compared to the CBR group (p=0.03). It was observed that obesity increased the risk of complications by 22.89% (95% GA, 5.85-89.55, p=0.01).
DISCUSSION AND CONCLUSION: There were no significant differences between GDWR and CBR methods except for small differences. Both methods were found to be effective and safe.

8.Our Anesthetic Managements in Patients Undergoing Transcatheter Aortic Valve Implantation (TAVI): A Retrospective Study
Rukiye Doğan Çakıer, Funda Gümüş Özcan, Serdar Demirgan, Ertuğrul Okuyan, Aysın Selcan
doi: 10.5222/GKDAD.2020.93824  Pages 139 - 146 (28 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: There were no significant differences between GDWR and CBR methods except for small differences. Both methods were found to be effective and safe.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kasım 2013 - Aralık 2017 tarihleri arasında ciddi aort darlığı nedeniyle kardiyoloji kliniği tarafından TAVİ işlemi uygulanan hastaların arşiv kayıtları incelenerek, uygulanan anestezi yaklaşımları, işleme ait özellikler ve hasta sonuçları değerlendirildi.
BULGULAR: 100 (50 kadın/50 erkek) TAVİ olgusunun 15’ine genel anestezi (GA), 49’una lokal anestezi-sedasyon (LS), 36’sına lokal anestezi-monitörize anestezi bakımı (LM) uygulanmıştı. LM grubunda, anestezi ve işlem süreleri, GA ve LS gruplarına göre anlamlı şekilde kısaydı (p<0.05). Vazoaktif ajan, sıvı infüzyonu ve yoğun bakım (YBÜ) kalış süreleri GA grubunda yüksekti (p<0.05). Otuz günlük mortalite tüm gruplarda %14 iken, GA grubunda mortalite oranı LS ve LM gruplarından anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0.007).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Teknolojik ilerlemeler ve deneyimlerin artışıyla, TAVİ için GA gereksinimi azalmış ve sağladığı avantajlar ile keskin bir şekilde LS ve LM uygulamalarına kaymıştır. Ancak, iyi hasta sonuçları için anestezi tekniğinden bağımsız olarak, intraoperatif dönemde tüm hastalar yakın takip edilmelidir.
INTRODUCTION: Transcatheter Aortic Valve Implantation (TAVI) procedure is a minimally invasive technique that have been applied in aortic stenosis pathologies which carry high-risk for conventional surgery. Although there is no definitive consensus on anesthesic applications, general, local anesthesic and sedation techniques are being used. In this study, we aimed to evaluate our anesthesia methods used in TAVI procedures, and their effects on results.
METHODS: The archive records of patients who underwent TAVI procedure due to the severe aortic stenosis between 2013 and 2017 were analyzed. Anesthesic approaches, features of the procedure, and patient outcomes were evaluated.
RESULTS: Of the 100 (50 women/50 men) patients who underwent TAVI, 15 had general anesthesia (GA) (15%), and 49 had local anesthesia with sedation (LS) (49%), and 36 had local anesthesia with monitorized anesthesia care (LM) (36%). In the LM group, the anesthesia and procedure times were significantly shorter compared to the GA and LS groups (p<0.05). Vasoactive agenst, and fluid infusions were used more frequently and intensive care (ICU) stay were prolonged in the GA (p<0.05). While the 30-day mortality was 14% in all groups, the mortality rate in the GA was significantly higher than the LS and LM (p=0.007).
DISCUSSION AND CONCLUSION: With an increase in technological advances and experience, the need GA for TAVI has decreased and the anesthesia technique has shifted sharply to applications of LS and LM with the advantages they provided. However, regardless of the anesthesia technique, all patients should be followed up closely in the intraoperative period for good patient outcomes.

9.Lower Respiratory Tract and Urinary System Colonization in Patients with Cardiovascular Surgery
Nurşen Tanrıkulu, Ali Haspolat, Ali Şefik Köprülü, Ergun Demirsoy
doi: 10.5222/GKDAD.2020.90277  Pages 147 - 156 (32 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Kardiyovasküler cerrahide postoperatif infeksiyonların önlenebilmesi preoperatif infeksiyonların
tedavisiyle olasıdır. Ancak, klinik yakınması olmayan, tüm laboratuvar bulguları normal alt solunum yolu
veya üriner sistem kolonizasyonu olan kültür (+) hastalarda üzerinde düşünce birliğine varılmış rutin klinik
protokol yoktur. Çalışmamızda, klinik muayene, laboratuvar bulguları normal olan hastalardan preoperatuvar
alınan trakeal/idrar kültürlerinin sonuçlarını ve üreme saptanan kolonize hastalarda bunun kliniğe
yansımasını irdeledik. Böylece major risk gruplarını tanımlamayı, olası klinik sonuçları paylaşmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastanemizde, Ocak 2016-Haziran 2019 arasındaki muayene bulguları ve laboratuvar bulguları normal olan KVC hastalarından ameliyattan önce trakeal/idrar kültürü alındı. Hastalar retrospektif olarak kültürlerinde üreme olmayan (G-I) ve olan (G-II) 2 gruba ayrılarak demografik bulgular, risk faktörleri, kros klamp-baypas pompa süreleri, yoğun bakım-hastane yatış süresi, kan ürünleri tüketimi, majör komplikasyonlar, sistemik infeksiyon ve mortalite açısından karşılaştırıldı.
BULGULAR: Tüm bulguların normal olduğu 307 hastanın 90’ında (%61.11) üreme oldu. Trakeada en sık Pseudomonas (35), idrardaysa E.coli (13) üredi. Kadın cinsiyette kolonizasyon anlamlı yüksek bulundu. Komorbiditiler arasından DM, HT, kreatinin, albumin, EF, PAP değerleri arasında da fark saptanmazken, sigara içenler ve KOAH’lı hastalar G-II grubunda anlamlı olarak daha fazlaydı. Ek olarak G-II hastaların YBÜ/hastane kalış sürelerinin daha uzun olduğu, daha fazla kan ürünü tüketildiği, postoperatuvar dönemde daha yüksek oranda infeksiyon geliştiği saptandı. G-I’de majör komplikasyon olarak tam blok, ciddi aritmi, plevral efüzyon, G-II’deyse plevral efüzyon, ciddi aritmi, geçici iskemik atak, ileus olarak not edildi. Mortalite açısından istatistiki fark saptanmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sigara ve KOAH’ın KVC operasyonlarında ciddi risk faktörleri olduğunu, bu hastalarda ameliyat öncesi alınacak idrar-trakeal kültürlerin postoperatuvar dönemde infeksiyon sorunu yaşayan hastalarda koruyucu ve yol gösterici olduğuna inanmaktayız.
INTRODUCTION:
Prevention of postoperative infections in cardiovascular surgery is possible with the treatment of preoperative infections. However, there is no routine clinical protocols agreed on patients without clinical complaints with normal laboratory findings but culture positive cultures and lower respiratory or urinary tract colonizations In our study we examined the clinical implication of asymptomatic patients with normal laboratory findings and colonization in their preoperative tracheal/urine cultures. Hence we aimed to identify major risk groups and share possible clinical results.
METHODS: Tracheal / urine cultures were obtained preoperatively from the CVS patients who had normal examination and laboratory findings between January 2016 - and June 2019 in our hospital. The patients were retrospectively divided into two groups as those having non reproductive (GI) and reproductive (G-II) cultures, and were compared in terms of demographic data, risk factors, cross-clamping/bypass times, intensive care/hospital stay, blood product consumption, major complications, systemic infection and mortality.
RESULTS: Bacterial growth was found in 90 of 307 (61.1 %) patients with normal findings. Most frequently in trachea, Pseudomonas spp., and in urine E.coli were grown. Colonization was found significantly higher in female gender. There was no difference between the groups in terms of DM, HT, creatinine,albumin, EF and PAP values while there was significant difference between smokers and COPD patients. Also, it was found that G-II patients had longer ICU/hospital stay, more frequently required blood products and developed a higher rate of postoperative infection. There was no statistical difference between groups in terms of mortality.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We believe that smoking and COPD are serious risk factors in CVS operations,and tracheal/ urine culture samples taken during preoperative period may be the guiding reference to high risk cardiovascular patients such as smokers and COPD who may suffer from postoperative infection.

10.Organ Dysfunction and Mortality Relationship in Patients with Extracorporeal Membrane Oxygenation After Pediatric Cardiac Surgery
Nihal Sirakaya Erese, Nurgul Yurtseven, Emine Hekim Yılmaz, Okan Yurdakök, Suna Yaka
doi: 10.5222/GKDAD.2020.84756  Pages 157 - 164 (33 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Konjenital kalp hastalıklarında kompleks kardiyak cerrahi operasyonlarının artışıyla birlikte, ekstrakorporeal membran oksijenasyonu(ECMO) gibi mekanik destek cihazlarının uygulaması artmıştır. ECMO teknikleri ve yöntemlerindeki önemli gelişmelere rağmen, prognoz hala kötüdür. Bu çalışmanın amacı pediyatrik kalp cerrahisi sonrası venö-arteriyel(VA) ECMO takılan hastaları değerlendirmek ve bu hastalarda organ disfonksiyonu ile mortalite arasındaki ilişkiyi göstermektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde VA-ECMO takılan ve 48 saatten daha uzun süre takip edilen 63 hasta retrospektif olarak çalışmaya alındı ve iki grup oluşturuldu. Grup 1: 30 gün içinde mortal seyreden hastalar(n: 47), Grup 2: Yaşayan hastalar (n: 16). Hastaların demografik verileri ile birlikte, ECMO yerleştirme zamanı, kreatinin, BUN(kan üre nitrojen), ALT(alanin aminotransferaz), AST(aspartat aminotransferaz), bilirubin, albumin ve platelet düzeyleri kaydedildi.
BULGULAR: Çalışma grubumuzda 36 hasta (%57,1) ECMO’dan ayrılırken, bu hastalardan 16’sı (16/63, %25.4) taburcu oldu. Toplamda 47 hasta (47/63, %74.6) eksitus oldu. Grup 1’de univentriküler tamir yapılan (26/47, %55.31) hasta sayısı Grup 2’ye göre daha yüksek 5(%31.25) olmakla birlikte, bu fark anlamlı bulunmadı(p>0.05). Grup 1’de 27 hastaya (%57.44%), Grup 2’de ise 4 hastaya (% 31.25 ) postoperatif ECMO yerleştirilmiş olup, bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.02). Mortal seyreden Grup 1 hastalarında kreatinin, BUN, ALT, AST yüksek iken, albümin ve platelet değerleri Grup 2 ‘ye göre düşük bulundu(p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Organ disfonksiyon parametrelerinin mortaliteyi göstermede etkili olduğu ve ECMO’nun postoperatif olarak yerleştirildiği hastalarda mortalitenin yüksek bulunduğu tespit edilmiştir.
INTRODUCTION: The application of mechanical support devices such as extracorporeal membrane oxygenation(ECMO) has increased with the increase of complex cardiac surgery operations in congenital heart diseases. Despite significant advances in ECMO techniques and methods, the prognosis is still poor. The aim of this study is to show the relationship between organ dysfunction and mortality in patients with veno-arterial (VA)ECMO after pediatric cardiac surgery.
METHODS: 63 patients in the pediatric cardiac ICU who had VA-ECMO, were followed up to 48 hours in our clinic, were retrospectively included in the study and two groups were formed. In Group1: Patients with mortality in 30 days(n: 47), Group 2: Living patients (n: 16). Along with the demographic data of the patients, ECMO placement time, creatinine, BUN(blood urea nitrogen), ALT(alanine aminotransferase), AST(aspartate aminotransferase), bilirubin, albumin and platelet levels were recorded.
RESULTS: While 36 patients(57.1%) left ECMO in our study group, 16 of these patients (16/63,25.4%) were discharged. A total of 47 patients (47/63, 74.6%) died. Although the number of patients who underwent univentricular repair (26/47,55.31%) in Group 1 was 5(31.25%) higher than Group2, this difference was not significant(p> 0.05). Postoperative ECMO was placed in 27 patients(57.44%) in Group1 and 4 patients(31.25%) in Group2, and this difference was statistically significant (p <0.02). While creatinine, BUN, ALT, AST were higher in Group1 patients who had higher mortality, albumin and platelet values were lower than Group 2(p <0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Especially when ECMO was placed postoperatively, these patients mortality was high and organ dysfunction parameters were found to be effective in showing mortality.

11.Impact of High Body Mass Index on Morbidity and Mortality ın Cardiac Surgery Cardiac Surgery and Obesity
Funda Gümüş Özcan, Serdar Demirgan, Taner Abdullah, Aysın Selcan
doi: 10.5222/GKDAD.2020.40316  Pages 165 - 171 (31 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, vücut kitle indeksinin (VKİ) kardiyak cerrahi sonrası mortalite ve morbidite üzerine etkilerini değerlendirdik.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde açık kalp cerrahisi geçiren 813 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelendi. Kayıtları eksiksiz olan 555 hasta çalışmaya dahil edildi. Kayıtlardan vücut kitle indeksi (VKİ) ≥ 30 kg/m2 ve VKİ < 30kg/m2 olan hastalarda postoperatif mortalite ve morbidite gelişimleri karşılaştırıldı.
BULGULAR: Hastaların 389’u (%70) VKİ< 30kg/m2 obez olmayan (Grup N), 166’sı VKİ ≥ 30 kg/m2 obez (Grup OB) idi. Grupların yaş ortalamaları (sırasıyla 59.2±12.5, 59.6±9.6 yıl p=0.65) benzerdi. Kadın cinsiyet, diabetes mellitus, hipertansiyon, hiperlipidemi Grup OB’de fazla bulundu (p< 0.05). İntraoperatif kardiyopulmoner baypas (101±43, 98±42 p=0.26), aort kros klemp (64±32.7, 61.6±32.5 p=0.21) süreleri benzerdi. Postoperatif pulmoner (%19, %10), renal (%13, %9) komplikasyonlar Grup OB’de anlamlı şekilde fazlayken (p<0.05), tamponad (%3.1, %0.6) ve kanama revizyonu (%5.7, %1.8) Grup N’de daha fazla bulundu (p<0.05). Ameliyat sonrası 27 (%5) hastada mortalite görüldü. Mortalite oranları, yoğun bakım ve hastane kalış süreleri arasında istatistiksel anlamlı fark tespit edilmedi (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Obezite, kalp cerrahisi sonrası solunum sistemi ve renal komplikasyonlarla, düşük vücut ağırlığı ise tamponad ve kanama revizyonu gibi morbiditelerle ilişkilidir.
INTRODUCTION: In this study, we evaluated the effects of body mass index on mortality and morbidity after cardiac surgery.
METHODS: The record of 813 patients who performed open-heart surgery in our clinic were retrospectively analyzed. 505 patients with complete records were included in the study. Postoperative mortality and morbidity developments were compared in patients with a body mass index of (BMI) ≥30 kg/㎡ and BMI ≤30 kg/㎡ from the records.
RESULTS: 389 (%70) of patients were BMI < 30 kg/㎡, non-obese (Group N), 166 of them were BMI ≥30 kg/㎡, obese (Group OB). The mean age of groups (59.2±12.5, 59.6±9.6 years, respectively, p = 0.65) was similar. Female gender, Diabetes Mellitus (DM), hypertension, hyperlipidemia were more common in Group OB (p<0.05). Intraoperative cardiopulmonary bypass (101±43, 98±42 p=0.26) and the duration of aortic cross clamp (64±32.7, 61.6±32.5 p=0.21) were similar. Post-operative complications of pulmonary (%19, %10) and renal (%13, %9) were significantly higher in Group OB (p<0.05), tamponade (%3.1, %0.6) and bleeding revision (%5.7, %1.8) were higher in Group N (p<0.05). Mortality occurred in 27 (5%) patients after surgery. There was no significant difference between mortality rates, ICU and hospital stay (p <0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: High BMI (≥30 kg/㎡) is associated with respiratory system and renal complications after cardiac surgery, and low BMI(< 30 kg/㎡) is associated with morbidities such as tamponade and bleeding revision.

LETTER TO THE EDITOR
12.Investigation of the effects of melatonin premedication on intraoperative and postoperative hemodynamic parameters, peripheral oxygen saturation, postoperative anxiety and cognitive functions in patients undergoing epidural anesthesia; Letter to edit
Melis Tosun, Fevzi Toraman
doi: 10.5222/GKDAD.2020.33600  Pages 172 - 175 (32 accesses)
Abstract | Full Text PDF

13.Letter To Editor
Merve Şeker, Fevzi Toraman
doi: 10.5222/GKDAD.2020.81904  Pages 176 - 177 (27 accesses)
Abstract | Full Text PDF

14.Letter to the Editor
Emir Kılınç, Bülent Güçyetmez, Fevzi Toraman
doi: 10.5222/GKDAD.2020.33255  Pages 178 - 182 (29 accesses)
Abstract | Full Text PDF

CASE REPORT
15.Two Cases with Persistent Left Superior Vena Cava with Absence of Right Superior Vena Cava
Umut Kocabaş
doi: 10.5222/GKDAD.2020.60134  Pages 181 - 185 (28 accesses)
Persistan sol süperiyor vena kava (PSSVK) toraksın en sık doğumsal venöz anomalisidir. ‘’İzole PSSVK’’ olarak da adlandırılan sağ süperiyor vena kava (SSVK) yokluğuyla birlikte olan PSSVK nadir görülen bir durumdur ve hastaların %0.09-0.13’nde bulunduğu tahmin edilmektedir.
SSVK yokluğuyla birlikte olan PSSVK genellikle asemptomatiktir ancak varlığı ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Bu yazıda, iki olguda saptadığımız SSVK yokluğuyla birlikte olan PSSVK’yı ve klinik önemini tanımladık.
Persistent left superior vena cava (PLSVC) is the most common congenital venous anomaly of the thorax. PLSVC with absent right superior vena cava (RSVC) which is also termed as ‘’isolated PLSVC’’ is a rare entity and estimated to be present 0.09-0.13% of patients. PLSVC with absent RSVC is usually asymptomatic but its presence can lead to serious complications. In this report, we describe two cases of PLSVC with absent RSVC and its clinical implications.

16.Our anesthesia management in patient with combined coronary and carotis surgery
Dilek Çetinkaya, İlker Uğurlu
doi: 10.5222/GKDAD.2020.45822  Pages 186 - 188 (26 accesses)
Koroner arter baypas cerrahisi (KAB) ameliyatlarında serebral perfüzyon çeşitli nedenlerle bozulmaktadır. Buna ilaveten karotis darlığının olması perfüzyonu daha da bozar. Bu olgu sunumunda, sağ karotis arteri tamamen tıkalı olan ve sol karotis arterinde de %50-70 darlığı olan bir hastada kombine KAB ve sağ karotid endarterektomi (KEA) cerrahisi sırasındaki yönetimimizi sunmayı amaçladık.
operations. Coexistence of carotid stenosis further disrupts perfusion. In this case presentation, we aimed to present our anesthetic management during combined CAB and right carotid endarterectomy (CEA) surgery in a patient with a completely occluded right carotid artery and a 50-70% stenosis in the left carotid artery.

LookUs & Online Makale