ISSN 1305-5550 | e-ISSN 2548-0669
Göğüs-Kalp-Damar Anestezi ve Yoğun Bakım Derneği Dergisi - GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 26 (2)
Cilt: 26  Sayı: 2 - 2020
1. 
Kapak
Cover

Sayfa I (591 kere görüntülendi)

2. 
İçindekiler
Contents

Sayfalar II - V (713 kere görüntülendi)

3. 
Yayın Politikaları ve Yazım Rehberi
Publication Policies and Writing Guide

Sayfalar VI - XI (651 kere görüntülendi)

ARAŞTIRMA
4. 
Epidural Morfin ve Paravertebral Kateter Uygulamasının Torakotomi Sonrası Ağrıda Etkinliği
Efficacy of Epidural Morphine and Paravertebral Catheter in Post Thoracotomy Pain
Abdulkerim Bayülgen, Mustafa Azizoğlu, Sungur Selim Sinan, Erhan Ayan, Davud Yapıcı, Mehmet Oğuz Köksel
doi: 10.5222/GKDAD.2020.46362  Sayfalar 55 - 61 (1270 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Torakotomi sonrası ağrıda, cerrahi sırasında direk görülerek takılan paravertebral kateterin, Lomber epidural morfin uygulamasına üstünlüğünün olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde Ocak 2013 – Ocak 2014 tarihleri arasında torakotomi uygulanan ve çalışmaya dahil etme kriterlerine uyan 34 lomber epidural kateter ve 32 paravertebral kateter uygulanan toplam 66 hastanın dosyaları geriye dönük olarak tarandı. Hastaların dosyalarından hem istirahat hem de öksürük sırasındaki postoperatif 0, 1, 4, 12 ve 24. saat ağrı düzeyleri (Verbal Rating Scale) kaydedildi. Ayrıca postoperatif aynı saatlerdeki kalp hızları, kan basınçları, solunum sayısı, parmak ucu saturasyonları, toraks dren çekilme zamanları ve postoperatif komplikasyonlar kaydedildi.
BULGULAR: Her iki gruptaki hastaların demografik ve operatif verileri benzerdi. Postoperatif ağrı açısından, bütün ölçüm zamanlarında, Verbal Rating Scale her iki grupta benzer olarak bulundu. Her iki grup arasında postoperatif komplikasyonlar açısından da istatistiksel anlamlı bir farklılık saptanmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Torakotomi sırasında direk görülerek takılan paravertebral kateter, lomber epidural kateterden uygulanan morfin ile aynı düzeyde analjezi sağlamıştır. Daha güvenilir bir şekilde uygulanabilmesi ve etkin analjezi sağlanması nedeni ile paravertebral kateterin, epidural uygulamasına alternatif bir yöntem olabileceği kanısındayız.

5. 
Fibrilasyon veya Kardiyopleji Metoduyla KABG Operasyonu Yapılan Hastalarda Miyokardiyal Metabolizma ve Apopitozisin Karşılaştırılması
Comparison of Myocardial Metabolism and Apoptosis in Patients Undergoing CABG Operation Performed Either with Fibrillation or Cardioplegia Method
Hija Yazicioglu, Ali Ihsan Parlar, Sevil Tokat, Büşra Tezcan, Ahmet Tulga Ulus
doi: 10.5222/GKDAD.2020.06977  Sayfalar 62 - 70 (1033 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Koroner arter baypas (KABG) operasyonlarında, özellikle değişik teknikler kullanıldığında optimal miyokardiyal koruma halen tartışmalıdır. Bu prospektif çalışmada, fibrilasyonda aralıklı aortic kros-klempleme (IAC) tekniği veya kardiyoplejik kardiyak arest (CCA) tekniği ile yapılan elektif KABG vakalarını, miyokardiyal metabolizma ve transmural biopside apopitoz varlığı açısından karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Etik komite onayı ile aradarda gelen elektif KABG operasyonu geçirecek normal ventrikül fonksiyonlu, regüle hipertansiyon ve/veya tip II DM dışında başka komorbid hastalığı olmayan IAC grubunda 13 hasta, CCA grubunda 8 hasta ile çalışma yapıldı. Hemodinamik veriler, aralıklı CK-MB değerleri ve ECG değişiklikleri postoperatif 24 saate kadar kaydedildi. Miyokardiyal oksijen ekstraksiyonu ve laktat üretimi, radiyal arter ve koroner sinüse yerleştirilen retrograde kanülden; kardiyopulmoner baypas (CPB) dan hemen önce, kross-klemp sırasında ve kross-klemp kaldırılmasını takiben 5-10dk. içindeki dönemlerde alınan kan örneklerinden hesaplandı. Sol ventrikül ön duvarından CPB öncesi ve sonrası alınan biopsiler apopitoz açısından incelendi.
BULGULAR: Demografik ve intraoperatif hemodinamik veriler gruplar arası benzerdi. Her iki grupta da iskemi öncesi ve iskemi sonrası miyokardiyal oksijen ekstraksiyonu ve laktat üretimi benzerdi. IAC grubunda yedi hastada ve CCA grubunda bir hastada erken postoperatif dönemde düşük doz inotrop ihtiyacı oldu. Her iki grupta apopitozu gösterir bir kanıt bulunamadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma bize düşük risk grubundaki KABG operasyonlarında kullanılan IAC ve CCA metodunun miyordiyal koruma ve apopitoz varlığı açısından birbirlerine üstünlükleri olmadığını gösterdi.

6. 
Koroner Arter Baypas Cerrahisi Sonrası Atriyal Fibrilasyon: Risk Faktörleri
Atrial Fibrillation After Coronary Artery Bypass Surgery: Risk Factors
Oya Karakaş, Nurgül Yurtseven, Dilek Savaskan
doi: 10.5222/GKDAD.2020.41033  Sayfalar 71 - 79 (1800 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Koroner arter baypas greft (KABG) cerrahisi sonrası görülen en sık ritm bozukluğu olan Atriyal Fibrilasyonda(AF), risk faktörlerini belirlemek ve C-Reaktif Protein (CRP) ile AF arasında bir korelasyon olup olmadığını göstermektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Koroner arter cerrahisi yapılacak 250 hasta prospektif olarak çalışmaya alındı. Tüm hastaların demografik verileri, peroperatif ve postoperatif değişkenleri ve postoperatif 6.güne dek günlük CRP ve AF takipleri ile, AF olanların tedavi protokolleri kaydedildi.
BULGULAR: Takip edilen hastaların 43’ünde (%17.2) AF tespit edildi. Multivariate analizde, ileri yaş, hipertansiyon (HT) ve preoperatif kalsiyum kanal blokeri kullanma ile AF arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı(p<0.05). CRP değerleri postoperatif 2. günde en yüksek değere ulaştı. AF bu dönemde 14 hastada görülmüş (%5,6) olmakla birlikte, CRP yüksekliği ile AF gelişimi arasında bir ilişki tespit edilemedi(p>0.05). AF gelişen hastaların yoğun bakım ve hastanede kalış sürelerinin istatistiksel olarak anlamlı uzun olduğu gözlendi(p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: KABG operasyonu geçiren ileri yaştaki, hipertansif, preoperatif kalsiyum kanal blokeri kullanan hastalarda, AF gelişme riskinin daha fazla olduğu ve AF tespit edilen hastaların yoğun bakım ve hastanede kalış sürelerinin daha uzun olduğu tespit edilmiş ve AF ile CRP arasında bir korelasyon bulunamamıştır

7. 
Koroner Arter Cerrahisinde Yoğun Bakımda Kalış Süresini Etkileyen Faktörler
Factors Affecting Intensive Care Unit Stay in Coronary Artery Surgery
Songül Kocabaş Güler, Nurgul Yurtseven, İpek Yakın Düzyol
doi: 10.5222/GKDAD.2020.34635  Sayfalar 80 - 84 (1199 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Koroner arter baypas graft (KABG) cerrahisi sonrası yoğun bakım kalış sürelerinin uzaması morbidite, mortalite ve hastane maliyetlerinin artması ile ilişkilidir. Bu çalışmanın amacı KABG operasyonları sonrası postoperatif yoğun bakım kalış süresinin (YBKS) uzamasıyla ilişkili risk faktörlerini analiz etmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Elektif olarak KABG operasyonu geçirecek 199 hasta çalışmaya alındı. Uzamış yoğun bakım kalış süresi 48 saat olarak belirlendi. Hastaların preoperatif demografik verileri, kros-klemp ve pompa süreleri, inotrop kullanımları, 2>ünite kan transfüzyonu, hipotermi, entübasyon süresi, aritmi, alveolo-arteriyel oksijen gradienti (PAO2-PaO2) ve parsiyel arteriyel oksijen/ fraksiyone inspire oksijen (PaO2/FiO2) oranları kaydedildi. Yoğun bakımda kalış süresine göre hastalar iki gruba ayrıldı. Grup 1: Yoğun bakım kalış süresi 48 saatten kısa olan hastalar, Grup 2: Yoğun bakımda kalış süresi 48 saatten uzun olan hastalar. İstatik yöntemi olarak Mann Whitney U testi ve eşli olmayan t testi kullanıldı. Lineer regresyon analizi ile uzamış yoğun bakımla ilişkili faktörler araştırıldı.
BULGULAR: Yoğun bakımda kalış süresi Grup 1‘de 26.4±9.1 iken, Grup 2 hastalarında 137.8±72.3 saat olarak bulundu. Ventilasyon süresi ise grup 1’de 11.1±4.1 saat, Grup 2’de 74.5±81.0 olarak hesaplandı. Lineer regresyon analizine göre entübasyon süresi, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), yaş >60, kreatinin > 1.3 mg/dl ve ejeksiyon fraksiyonu (EF) < %45 uzamış yoğun bakımda kalış süresi ile ilişkili faktörler olarak bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Tespit edilen risk faktörlerinin varlığında uygun tedavi seçenekleri ile hastaların desteklenerek operasyon zamanlamasının iyi belirlenmesi, yoğun bakım kalış süresi azaltacaktır.

8. 
Koroner Arter Bypass Greft Cerrahisi Uygulanan Hastalarda İnternal Karotis Arter Darlığı Olan ve Olmayanların Near İnfrared Spectroscopy ile rSO2 Değerlerinin Karşılaştırılması
Comparison of Regional Cerebral Oxygen Saturation Values by Using Near-Infrared Spectroscopy in Patients who Underwent Coronary Artery Bypass Graft with and Without Internal Carotid Artery Stenosis
Hale Kefeli Çelik, Zahide Doğanay, Atilla Kanca
doi: 10.5222/GKDAD.2020.94824  Sayfalar 85 - 94 (1120 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmada, karotis arter darlığı olan ve olmayan hastaların serebral oksijen satürasyonu (rSO2) takip ederek NIRS'ın KABG ameliyatlarında rutin olarak kullanılabilirliliğini araştırıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: KABG uygulanacak olan 80 hasta iki gruba ayrıldı. Preoperatif yapılan renkli doppler ultrasonografi ile internal karotis arterlerinde darlık olan yada stabil plağı olan hastalar Grup I (n=40), internal karotis arterde darlık tespit edilmeyen hastalar Grup II'yi (n=40) oluşturdu. Her iki grupta; nabız, sistolik ve diyastolik kan basıncı, ortalama arteriyel kan basıncı, nazofarengeal ısı, hematokrit, PaO2, PaCO2, SPO2, BİS, sağ ve sol rSO2 değerleri ve rSO2 yüzde değişim oranları karşılaştırıldı.
BULGULAR: Her iki grupta da erkek/kadın oranı 27/13 şeklindeydi. Hastaların ortalama yaşı grup I’de 60.82±9.63 (39-79) yıl, grup II’de 59.95±9.54 (41-80) yıl idi. Gruplar arasında demografik veriler, preoperatif labaratuar ve BİS değerleri, ameliyat ve pompa süresi açısından bir fark izlenmedi. Arteriyal kan gazı değerleri, sağ ve sol rSO2 değerlerinde tüm ölçüm zamanlarında gruplar arasında fark bulunmadı (sırasıyla p=0,309, p=0,114). Her iki grupta tüm ölçüm zamanlarında rSO2 değerlerinde %20'ten fazla azalma izlenmedi. Ancak grup I'de rSO2 yüzde değişim oranları grup II'ye göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (sağ p=0,031, sol p<0,001). Postoperatif dönemde her iki grupta da inme izlenmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: KABG uygulanan hastalarda kalp akciğer pompasına geçildiğinde beyin perfüzyonunda düşme olmaktadır ve NIRS ile peroperatif serebral perfüzyonun takibi önemlidir. rSO2'deki yüzde değişim oranları karotis arterde darlık olan hastalarda daha fazla olmaktadır.

9. 
Santral Venöz Kateterizasyon Yapılan Hastalarda Kateter Yerleştirme Lokalizasyonu Tercihi Ve Kateter Malpozisyonlarının Retrospektif İncelenmesi.
Retrospective Investigation Of Anatomical Localization Preference And Catheter Malposition In Patients With Central Venous Catheterization
Harun Özmen, Bahar Aydınlı, Uğur Serkan Çitilcioğlu, Alptuğ Özen, Kamuran Tekin
doi: 10.5222/GKDAD.2020.30301  Sayfalar 95 - 101 (1904 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Santral venöz kateterizasyon(SVK) çeşitli endikasyonlarla yoğun bakımlarda kullanılan invaziv bir işlemdir. Literatürde, uygulamada % 3,6-14 arasında değişen oranlarda malpozisyon bildirilmiştir. Bu çalışmayla yoğun bakımlarımızda uzman hekimler tarafından ultrasonografi kullanmadan yapılan SVK uygulamasında kateter yerleştirme yeri tercihi ve malpozisyon oranlarımızı belirlemeyi amaçladık.


YÖNTEM ve GEREÇLER: Etik kurul onayı sonrası Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2017-2019 yıllarında SVK işlemi uygulanan 1710 hasta dosyası hastane bilgi yönetim sisteminden tarandı. Kalıcı port kateter, diyaliz kateteri ve 18 yaş altı pediatrik hastalarda yerleştirilen kateterler çalışma dışı bırakıldı. Tüm kateterizasyon işlemleri uzman hekim tarafından ultrasonografi kullanmaksızın Seldinger tekniğiyle 7 F kateterler kullanılarak yapılmıştı.


BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 1463 hastadan kateter yerleşim yeri olarak, en çok olmak üzere 842 hastada internal juguler ven, 467 hastada subklavian ven ve 154 hastada femoral ven kullanıldığı tespit edildi. Femoral katetrizasyon değerlendirme dışı bırakıldığında 1309 hastada %1.68 oranında malpozisyon saptanmıştır. Sağ internal juguler venden yapılan kateteterizasyonlarda 14 adet, sağ subklavian ven kateterizasyonunda 6 adet ve sol subklavian ven kateterizasyonunda 2 adet malpozisyon gelişmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak ultrason rehberliğinde kateter yerleştirilmesi tecrübeli klinisyenler tarafından uygulandığında malpozisyon gelişimini önleyebildiği ve daha az komplikasyona neden olabileceği bildirilse de ultrasonun olmadığı uygulamalarda işlemin deneyimli kişilerce yapılmasının ve işlem sonrasında kateter yerinin doğruluğunun teyit edilmesinin malpozisyon oranlarını azaltabileceğini düşünmekteyiz"

10. 
Torakotomi ile Redo Triküspit Replasmanında Bilateral Erektör Spina Düzlem Bloğu
Bilateral Erector Spinae Plane Block for Redo Tricuspid Valve Replacement with Thoracotomy
Behiç Girgin, Halil İslamoğlu, Aslı Z. Demir
doi: 10.5222/GKDAD.2020.42275  Sayfalar 102 - 105 (913 kere görüntülendi)
Kardiyotorasik cerrahide Erector Spinae Plane (ESP) bloğu, postoperatif analjezide perioperatif opioid kullanımına veya torasik epidural analjeziye iyi bir alternatif olabilir. Bu yazıda redo triküspit kapak replasmanı ameliyatında etkili ESP blok deneyimimizi sunduk. Hastaya torakotomi ile redo triküspit kapak replasmanı (TVR) ameliyatı planlandı. Hastaya 1994 yılında aort kapak replasmanı, 2005 yılında mitral kommissurotomi ve 2008 yılında TVR uygulanmıştı. ESP için T5 seviyesinde % 0.5 bupivakain: salin 1: 1 karışımı, her bir tarafa 20 ml olacak şekilde bilateral tek enjeksiyon bloğu uygulandı. Postoperatif 1. ve 2. gün VAS 1-2 idi ve ek analjezik gerekmedi. Tek enjeksiyonlu blok postoperatif ağrıyı hafifletmede oldukça etkiliydi, hasta hemodinamik olarak stabildi ve minimum perioperatif opioid gereksinimi ümit vericiydi. ESP bloğu, yüksek opioid dozlarının neden olduğu sorunları önlemek için çok avantajlıdır. Önemli bir nokta, redo ameliyatlarda daha fazla doku rezeksiyonu gerekir ve bu daha fazla ağrıya neden olur, ancak olgumuzda tek enjeksiyonlu ESP ile yeterli analjezi sağlanmıştır.

OLGU SUNUMU
11. 
Zor Entübasyon Olgusunda Hava Yolu Ekstübasyon Kateterinin Yol Açtığı Pnömotoraks
Pneumothorax Caused by Airway Extubation Catheter in a Difficult Intubation Case
Kezban Aydan Okuyucu, Emine Yurt, Mehmet Yılmaz, Ayşe Adin Selçuk, Kemal Tolga Saraçoğlu
doi: 10.5222/GKDAD.2020.72621  Sayfalar 106 - 110 (1593 kere görüntülendi)
Beklenen zor entubasyon olgularında uyanık fiberoptik entübasyon ve tüp değiştirici kateter kullanılmaktadır. Bu uygulamalar hayat kurtarıcı olmasının yanında bazı komplikasyonlara neden olabilir. Bu olguda retromolar kitleye bağlı ağız açıklığı 0.2 mm olan hastaya, biyopsi amaçlı uyanık nazal fiberoptik entubasyon yapıldı. Ekstubasyonda tüp değiştirici kateter kulanıldı. Ekstubasyon sonrası Pnömotoraks gözlendi. Bu olguda nazal uyanık fiberoptik entübasyon, tüp değiştirici kateterle yapılan ekstubasyon ve sonrasında gelişen pnömotoraks ile ilgili deneyimimizi sunduk.

12. 
Refrafter Hipotansiyonu olan Kalp Transplantasyon Alıcılarında Terlipresin Kardiyopulmoner Baypastan Ayrılmayı Kolaylaştırır ve Kan Basıncını Artırır: Olgu Serisi
Terlipressin Increases Blood Pressure and Facilitates Weaning from Cardiopulmonary Bypass in Heart Transplant Recipients with Refractory Hypotension: Case Series
Aynur Camkıran Fırat, Nukhet Akovalı, Duygu Taşkın, Atila Sezgin, Pinar Zeyneloglu
doi: 10.5222/GKDAD.2020.08760  Sayfalar 111 - 112 (1119 kere görüntülendi)
Makale Özeti |Tam Metin PDF

EDITÖRE MEKTUP
13. 
Bir Üniversite Hastanesinde Peroperatif Kan Transfüzyon Uygulamalarını Etkileyen Faktörler(Editöre Mektup)
Factors Affecting Perioperative Blood Transfusion Applications in a University Hospital (Letter to Editor)
Seher İrem Kıran, Fevzi Toraman
doi: 10.5222/GKDAD.2020.25483  Sayfalar 113 - 114 (858 kere görüntülendi)
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale