| 1. | Kapak Cover Sayfa I (871 kere görüntülendi) |
| 2. | İçindekiler Contents Sayfalar II - V (1267 kere görüntülendi) |
| 3. | Yayın Politikaları ve Yazım Rehberi Publication Policies and Writing Guide Sayfalar VI - XI (805 kere görüntülendi) |
| DERLEME | |
| 4. | Göğüs Kalp Damar Anestezi ve Yoğun Bakım Derneği Kuruluş ve Tarihçesi (I) History of The Society of Thoracic Cardio-Vascular Anaesthesia and Intensive Care (I) Zeynep Zuhal Aykaçdoi: 10.5222/GKDAD.2019.59672 Sayfalar 1 - 16 (1543 kere görüntülendi) Göğüs Kalp Damar Anestezi ve Yoğun Bakım Derneği 1990 yılında İstanbul’da kurulmuştur. 2019 yılı itibariyle Türkiye genelinde 580 üyesi mevcuttur. Ulusal ve uluslararası alanda düzenlediği kongreler, bölgesel toplantılar, kurs ve çalıştaylar, bilimsel yayınlar, diğer ulusal ve uluslararası derneklerle (EACTA, SCA) olan ilişkileri ile bu alanda belirleyici ve öncü çalışmalarını sürdürmektedir. Derneğimizin yıllık ulusal kongreleri, konuların teorik ve pratik yönden hakimi olan yurtiçinden ve dünyanın dört bir yanından yabancı konuk konuşmacıların katılımı ile yıllardır devam etmektedir. Uzmanlık sonrası eğitimde önemli olan güncel kurslar, tez-antitez tartışmaları ile anestezinin bu en sofistike dalında emek veren meslekdaşlarımızın deneyimlerinin paylaşıldığı bir ortam oluşturulmaya çalışılmaktadır. Derneğin kuruluşundan bu yana GKDA ve YBD Dergisi yayınlanmaktadır. Bu yıl GKDA ve YBD 25. Ulusal Kongresi yapılacaktır. Bu derleme ile 29 yıllık derneğin kuruluş ve ilk yılları ile ilgili tarihçe özetlenmeye çalışılmıştır. |
| ARAŞTIRMA | |
| 5. | Video yardımlı torakoskopik cerrahide serratus anterior plan bloğunun analjezik etkinliği Analgesic effectiveness of serratus anterior block for video-assisted thoracoscopic surgery Gözen Öksüz, Muhammed Sayandoi: 10.5222/GKDAD.2019.60490 Sayfalar 17 - 22 (1175 kere görüntülendi) GİRİŞ ve AMAÇ: Video Yardımlı Torakoskopik Cerrahisi (VATS) operasyonu geçiren hastalarda etkili bir analjezi için multimodal analjezi uygulamak gerekmektedir. Kliniğimizde VATS operasyonlarında postoperatif analjezi amaçlı yeni tanımlanan Serratus anterior plane bloğunu (SAPB) kullanmaktayız. Biz bu çalışmada SAPB uyguladığımız VATS operasyonlarını, hastaların 24 saatte kullandığı toplam analjezik kullanımını ve ağrı skorlarını incelemeyi ve sunmayı amaçladık. YÖNTEM ve GEREÇLER: Etik kurul onayı alındıktan sonra Mayıs 2016- Haziran 2017 tarihleri arasında VATS uygulanmış hastalar anestezi ve ağrı takip formlarından retrospektif olarak tarandı. Hastaların demografik verileri (yaş, cinsiyet, operasyon tipi, süresi) anestezi kayıtlarından elde edildi. Hastaların 24 saatte kullandıkları analjezik tüketimi, postoperatif 1., 6., 12., 24. saat visuel ağrı skorları (VAS) ve gelişen komplikasyonlar incelendi. BULGULAR: Kayıtlar incelendiğinde toplam VATS operasyonu yapılan 34 hastanın verilerine ulaşıldı. Kayıtlardan hastaların 24 tanesine SAPB uygulandığı, 10 hastaya SAPB yapılmadığı anlaşıldı. Hastalar SAPB yapılan ve yapılmayan olarak 2 gruba ayrıldı. Hastaların demografik özellikleri operasyon tipleri ve süreleri benzerdi. Hastaların 24 saatlik total analjezik tüketimi ve postoperatif 1.,6.,12.,24. saat VAS skorları SAPB yapılan hastalarda anlamlı olarak daha düşük bulundu. Komplikasyonlar açısından iki grupta da anlamlı fark olmadığı görüldü. TARTIŞMA ve SONUÇ: SAPB etkili ve tercih edilebilir bir analjezi yöntemidir ve VATS operasyonlarında postoperatif ağrı yönetimi için multimodal analjezi bileşenlerinden biri olabilir. |
| 6. | Akciğer rezeksiyonu cerrahisinde rokuronyumun nöromüsküler blok etkisinin geri döndürülmesi: Sugammadeks ve neostigminin karşılaştırılması Reversal of rocuronium induced neuromuscular blockade in lung resection surgery: a comparison of sugammadex and neostigmine Ahu Baysal Çitil, Zeliha Alıcıkuş Tuncel, Nihan Yapıcı, Türkan Kudsioğlu, Zuhal Aykaç, Ali Sait Kavaklıdoi: 10.5222/GKDAD.2019.49369 Sayfalar 23 - 30 (1196 kere görüntülendi) GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, tek akciğer ventilasyonu ile opere edilen hastalarda, rokuronyum ile oluşturulan nöromüsküler blokajın geri döndürülmesinde sugammadeks ve neostigminin geri döndürme süresi, derlenme süresi, ekstubasyon süresi açısından karşılaştırılmasıdır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya elektif lobektomi, pnömektomi veya wedge rezeksiyon planlanan ASA 2-3 grubu, 75 yaş altı, renal ve hepatik fonksiyon bozukluğu olmayan ve sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu %40’ın üzerinde olan toplam 60 hasta dahil edildi. Hastalar Grup N (Neostigmine Grubu) ve Grup S (Sugammadeks Grubu) olmak üzere iki gruba ayrıldı. BULGULAR: Nöromüsküler blokajı geri döndürmek için uygulanan ajan sonrası TOF> 0.9'a ulaşana kadar geçen süre Grup S'de anlamlı olarak daha kısa bulundu (p = 0.001). Benzer şekilde ekstübasyon süresi ve derlenme süresi Grup S'de anlamlı olarak daha kısaydı (sırasıyla p=0.05; p= 0.012).Operasyon süreleri ve yoğun bakımda kalış süreleri açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Postoperatif komplikasyonlar açısından her iki grup arasında anlamlı farklılık bulunamadı. Hiçbir hastada postoperatif rekürarizasyon gözlenmedi. TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamız, elektif akciğer rezeksiyonu operasyonlarında nöromusküler bloke edici ajanın etkilerinin geri döndürülmesinde sugammadeksin neostigmine göre TOF oranının 0.9'a daha erken ulaşmasını sağlaması ve daha erken derlenmeye sebep olması açısından daha üstün olduğunu göstermektedir. |
| 7. | Video ve Konvansiyonel Laringoskobinin Hemodinamik Cevap Üzerine Etkisi The Effect of Intubation with Video and Conventional Laryngoscopy on Hemodynamic Response Saniye Cengiz, Sinan Yılmazdoi: 10.5222/GKDAD.2019.09821 Sayfalar 31 - 42 (1401 kere görüntülendi) GİRİŞ ve AMAÇ: Endotrakeal entübasyon, anestezide yeterli ventilasyon sağlamak için kullanılan altın standart yöntemdir. Laringoskopi ve endotrakeal entübasyon sırasında, hava yolunun uyarılmasıyla refleks sempatik sistem deşarjı ve istenmeyen hemodinamik yanıtlar oluşmaktadır. Genel anestezi altında, endotrakeal entübasyon yapılan, hipertansif olan ve olmayan hastalarda, videolaringoskop (VL) ve geleneksel Macintosh direk laringoskop (DL) kullanımının, entübasyon sırasında oluşan hemodinamik yanıt ve entübasyon süresine etkisi, bu çalışmada değerlendirildi. YÖNTEM ve GEREÇLER: Genel anestezi altında, elektif cerrahi planlanan, 18-75 yaş arası (ASA I-II), normotansif (n=100) ve hipertansif (n=100) hasta bu prospektif çalışmaya dahil edildi. Hipertansif hastalar ayrıca; videolaringoskopla (grup HV, n = 50) ve konvansiyonel direkt laringoskopla entübe edilenler (grup HD, n = 50) olarak iki alt gruba ayrıldı. Normotansif hastalar da; videolaringoskopla (grup NV, n = 50) ve konvansiyonel direkt laringoskopla entübe edilenler (grup ND, n = 50) olarak iki alt gruba ayrıldı. Hemodinamik parametreler, hava yolu değerlendirme ölçümleri, işlem süresi ve hastaların demografik özellikleri kaydedildi. BULGULAR: Kalp hızı dışındaki hemodinamik parametrelerde bazal ölçümlere kıyasla dört grupta da anlamlı bir değişiklik saptanmadı. Videolarengoskop gruplarının medyan entübasyon süresi (grup HV ve NV) (10 (4.2) sn), direkt laringoskop gruplarından (grup HD ve ND) (11.5 (4.4) sn ) daha kısa saptandı. TARTIŞMA ve SONUÇ: Hemodinamik cevaplar bütün gruplarda aynı şekilde bulundu. Bununla birlikte, hipertansiyondan bağımsız olarak C-MAC VL ile geleneksel Macintosh DL'ye göre entübasyon süresinin daha kısa olduğu saptandı. Hava yolunun korunamadığı, ani bilinç kaybı durumlarında, entübasyon sırasında VL kullanmanın, pratik ve kullanışlı olduğunu düşünüyoruz. |
| 8. | Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu (TAVİ) Uygulanan Yüksek Riskli Hastalarda Genel Anestezi ile Lokal Anesteziye Eşlik Eden Sedasyon Uygulamasının Karşılaştırılması: Retrospektif Kohort Çalışma General Anesthesia versus Local Anesthesia plus Sedation in High Risk Patients Underwent Transcatheter Aortic Valve Implantation (TAVI): A Retrospective Cohort Study Sedat Akbaş, Ahmet Selim Ozkandoi: 10.5222/GKDAD.2019.26213 Sayfalar 43 - 51 (1212 kere görüntülendi) GİRİŞ ve AMAÇ: Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu (TAVİ), anestezi yönetimi konusunda önemli zorluklar doğurmaktadır. Yüksek riskli TAVI işlemi için hangi tip anestezinin daha güvenli olduğu konusunda güncel bir görüş birliği yoktur. Bu retrospektif kohort çalışmanın amacı, anestezi ile ilişkili pre- ve perioperatif sorunları tanımlamak ve TAVI işlemleri sırasında genel anestezi (GA) ve lokal anestezik ile sedasyon (LAPS) ile tedavi edilen yüksek riskli hastaların sonuçlarını karşılaştırmaktır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma, genel anestezi veya lokal anestezi ile sedasyon altında TAVİ uygulanan 49 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Hastalar retrospektif olarak iki kohort çalışma grubuna ayrıldı: Genel Anestezi (GA, n = 23) ve Lokal Anestezi ile Sedasyon (LAPS, n = 26). Demografik özellikler ve işlem verileri önemli zaman noktalarında kaydedildi. BULGULAR: İki grup; demografik özellikler açısından birbirine benzerdi. Total kolloid tüketimi GA grubunda anlamlı derecede daha yüksekti (p<0.001). GA grubunda kapak implantasyonu sonrası kalp atım hızları anlamlı olarak düşüktü (p<0.05). Ortalama arter basınçları benzerdi. GA grubunda kapak implantasyonu öncesi ve sonrası periferik oksijen satürasyonu anlamlı olarak yüksekti. LAPS grubunda anestezi ve işlem süreleri anlamlı olarak kısaydı (p <0.001). TARTIŞMA ve SONUÇ: Dikkatli preoperatif değerlendirme, anestetik ajan tercihleri, hemodinamik stabilite ve kateterizasyon ile ilgili komplikasyonların yanı sıra, immobilite gerekliliği ve yeterli analjezi başarılı sonuçlar için çok önemlidir. Özellikle transözofageal ekokardiyografiye ya da kardiyovasküler cerrahın arter diseksiyonu ve onarımına ihtiyaç duymadığı durumlarda, lokal anestezi ile sedasyon uygulamasının TAVI işlemlerinde güvenle kullanılabileceği sonucuna vardık. |
| 9. | Fallot tetralojisi düzeltme operasyonu geçiren pediyatrik hastalarda anestezi deneyimlerimiz Experiences in anesthetic management of pediatric patients undergoing Fallot tetralogy correction operations Feride Karacaerdoi: 10.5222/GKDAD.2019.99810 Sayfalar 52 - 60 (1959 kere görüntülendi) GİRİŞ ve AMAÇ: Fallot tetralojisinde, kardiyak anomalinin geniş spektrumu, anestezik ajanların etkilerini de içeren dinamik fizyolojik değişiklikler, uygulanacak cerrahi girişimin tipi (palyatif girişim veya düzeltme operasyonu) ve eşlik eden kalp dışı malformasyonlar intraoperatif yönetimi zorlaştırmaktadır. Bu retrospektif çalışmada hastanemizde Fallot tetralojisi cerrahisi uygulanan 40 pediyatrik hastadaki perioperatif anestezi yönetiminin değerlendirilmesi ve sonuçlarımızın literatür eşliğinde tartışılması amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastanemizde Ekim 2016- Haziran 2018 tarihleri arasında Fallot tetralojisi cerrahisi uygulanan 40 hasta retrospektif olarak değerlendirilmiştir. BULGULAR: 25 hastanın siyanotik ve 15 hastanın asiyanotik olduğu gözlendi. Bu hastalar kardiyopulmoner bypass, kros klemp ve operasyon süresi, sıvı, kan ve kan ürünleri tüketimi açısından karşılaştırıldığında istatistiksel bir fark saptanmadı. Postoperatif dönemde ise ekstübasyon zamanı, yoğun bakım ünitesinde ve hastanede kalış süreleri açısından hastalar arasında bir fark yoktu. Aynı şekilde multipl aortopulmoner kollateral varlığı olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldı ve herhangi bir fark bulunamadı. 6 hastamızda anestezi indüksiyonu sırasında hipersiyanotik spell atağı gözlendi. Operasyon sonunda tüm hastaların entübe şekilde yoğun bakım ünitesine çıkarıldığı tespit edildi. 3 hastanın postoperatif dönemde kaybedildiği saptandı. TARTIŞMA ve SONUÇ: Fallot tetralojisi hastalarının kardiyak onarım operasyonları planlanırken, preoperatif kardiyak anomali tanımlanmalıdır. Eşlik eden malformasyonlar, intraoperatif anestezi yönetimi ve yoğun bakım ünitesindeki yaygın postoperatif sorunlar göz önünde bulundurularak uygun anestezi, cerrahi ve kardiyopulmoner bypass yönetimi sağlanmalıdır. |
| 10. | Kardiyak Cerrahi Uygulanan Diabetik Hastalarda Taurin, Glikolize Hemoglobin ve C-Reaktif Protein İlişkisi The Relationship Between Taurin, Glycated Hemoglobın And C- Reactive Protein In Diabetic Patients With Heart Surgery Saliha Aksun, Banu Sarer Yürekli, Köksal Dönmez, Habib Cakir, Senem Girgin, Ertan Damar, Mert Kestelli, Murat Aksun, İsmail Yüreklidoi: 10.5222/GKDAD.2019.97659 Sayfalar 61 - 67 (1283 kere görüntülendi) GİRİŞ ve AMAÇ: Taurin, protein sentezinde kullanılmayan, methionin ve sistein sülfinik asit üzerinden karaciğerde sentezlenen bir aminoasittir. Antiinflamatuar ve hipoglisemik etkileri gösterilmiştir. Bu çalışmada taurinin postoperatif düzeyi ve inflamasyona etkileri değerlendirilmiştir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Kalp cerrahisine alınan 34 hasta çalışmaya dahil olmuştur. Operasyon sonrası üçüncü günde alınan kanda plazma taurin, C reaktif protein (Crp), HbA1c düzeyleri ölçülmüştür. Çalışmaya katılan tüm hastalar, Grup 1: HbA1c düzeylerine göre 6 ve daha düşük (glisemik kontrolü iyi olan) diyabetli hastalar ve Grup 2: HbA1c düzeyi 6’dan yüksek (glisemik kontrolü kötü olan) diyabetli hastalar olarak iki gruba ayırılmıştır. Operasyon sırasında verilen metil prednizolon dozu retrospektif olarak kaydedilmiştir. Normal yetişkin plazma taurin referans aralığı 45-130 mikromol/L olarak alınmıştır. BULGULAR: 34 hastanın sadece sekizinde normal plazma taurin düzeyleri saptanmış, diğer hastaların plazma taurin düzeyleri ise düşük bulunmuştur. Ortalama taurin düzeyi 34,30±34,81 mikromol/L’dir. Grup 1’de verilmiş olan metilprednizolon miktarı, grup 2’de verilen metil prednizolon düzeyinden anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Gruplar arasında Crp düzeylerinde fark saptanmamıştır (grup1;15,22±4,15 ve grup 2; 14,2±4,87 mg/dl,p>0,05). Kan şekeri ve taurin değerlerinde de gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır(p>0,05). TARTIŞMA ve SONUÇ: Yirmi altı olgunun taurin plazma düzeyi düşüktür. Crp’nin gruplar arasında anlamlı olarak farklı bulunmamış olması inflamasyonun her iki grupta eşit seviyelerde kontrol edilebildiğine işaret etmektedir. Grup2’de, grup 1 ile eşit antiinflamatuar kontrolün sağlanabildiği ve bu grupta verilen metil prednizolon düzeyinin anlamlı olarak daha düşük olduğu (grup 2 için; 8,36±1,04, grup 1 için 9,78±1,68 mg/kg,p<0,006) görülmüştür. Bu durumda grup 2’de daha yüksek olarak bulunan plazma taurin aminoasitinin antiinflamatuvar etkiye katkıda bulunmuş olabileceği düşünülebilir. Preoperatif taurin düzeylerini gösteren çalışmalar planlanmalıdır. |
| OLGU SUNUMU | |
| 11. | Statin kullanımına bağlı rabdomiyolizde ECMO(Ekstrakorporal Membran Oksijenizasyonu) kullanımı ( olgu sunumu) ECMO (Extracorporeal Membrane Oxygenation) in rhabdomyolysis due to statin use use (case presentation) Mine Altınkaya Çavuş, Şerife Bektaş, Dilek Kazancı, Sema Turandoi: 10.5222/GKDAD.2019.04696 Sayfalar 68 - 71 (1954 kere görüntülendi) 69 yaşında kadın hastanın 3 yıldır atorvastatin kullanımaktadır. Gelişen rabdomiyoliz sonucu çoklu organ yetmezliği tedavisinde ECMO kullanımıştır. Literatürde paylaşılan başarılı bir olguya rağmen bizim olgumuz mortal seyretmiştir |
| 12. | Intraoperatif Dönemde Şaşırtıcı Bir Nedene Bağlı Yeni Gelişen Atrial Fibrilasyon ve Yönetimi Intraoperative New-Onset Atrial Fibrillation With a Surprising Reason in a Whipple Operation Mustafa Bindal, Asli Demir, Şule Dede, Ülkü Sabuncudoi: 10.5222/GKDAD.2019.79663 Sayfalar 72 - 74 (1281 kere görüntülendi) Bir anestezist için, perioperatif dönemde atriyal fibrilasyon (AF) gelişen hastalarda hemodinamiyi yönetmek önemlidir. Whipple operasyonu geçiren bir hastada, intraoperatif dönemde şaşırtıcı bir nedenle oluştuğu düşünülen atriyal fibrilasyon, literatürde bildirilmemiştir. Yaşlılık, diyabet, hipertansiyon, hipovolemi, elektrolit dengesizlikleri, hipoksi, altta yatan kalp hastalığı, vb. gibi yeni başlangıç AF gelişimi için birçok risk faktörü vardır. Fakat ayrıca, ameliyat sırasında, kalbin diyafragmatik yüzeyinin retraktörle doğrudan irritasyonu AF'yi tetikleyebilir. |
| 13. | Santral Ven Kanülasyonunda İnsidental Saptanan Sol İnternal Ven Agenezisi Left Internal Venus Agenesis Determined During Central Ven Catheterization Yıldız Tezel Baydar, Pınar Ayvat, Derya Arslan Yurlu, İrem Gür, Nagihan Karahan, Murat Aksundoi: 10.5222/GKDAD.2019.77045 Sayfalar 75 - 78 (1330 kere görüntülendi) Giriş: Santral venöz kateterizasyon (SVK)’da ulaşım kolaylığı açısından internal juguler ven (İJV) sıklıkla tercih edilmektedir. Ancak USG, BT ve kadavra çalışmalarında İJV’in saptanamadığı veya hipoplazik olduğu vakalar bildirilmiştir. İnsidental sol İJV agenezisi tespit ettiğimiz olgumuzu sunmayı hedefledik. Olgu: Mide malign neoplazmı nedeniyle elektif total gastrektomi operasyonu planlanan 53 yaşındaki erkek hastaya, kemoterapi tedavisi nedeniyle sağ subklaviyan yerleşimli port kateteri olduğundan, sol İJV kateterizasyonu planlandı. Anatomik belirteçler yardımıyla uygulanan sol İJV kateterizasyonunda, girişimin başarısız olması üzerine hastanın sol boyun damarsal yapıları peroperatif USG ile değerlendirildi. Sol İJV’nin olmadığı görüldü. Postoperatif Radyoloji kliniği tarafından yapılan incelemeyle sol IJV bulunmadığı, sağ boyun vasküler yapıların normal olduğu tespit edildi. Tartışma: İJV varyasyonları üzerine yapılan araştırmada unilateral varyasyonun %17.3, bilateral varyasyonun %8.7 olduğu ve sağ İJV varyasyonlarının, sol İJV varyasyonlardan daha çok görüldüğü bildirilmiştir. BT incelemelerinde insidental saptanan asemptomatik İJV agenezi olguları bildirilmiştir. SVK’u zorlaştıran agenezi ile karışabilen diğer bir durum İJV trombozudur. Olgumuzda tomboz öyküsü yoktur. Sonuç: SVK, klinisyenin tecrübesi ve tercihine ölçüsünde, anatomik belirteçlere göre veya USG eşliğinde yapılabilir. Kanülasyonun USG eşliğinde yapılması damarsal varyasyonların ve anomalilerinin tespiti açısından avantaj sağlar. Bazı olgularda yeterli klinik tecrübeye rağmen USG ile değerlendirme yapılması, gereksiz girişimlerin ve oluşabilecek komplikasyonların önüne geçilebilmesi açısından önem taşımaktadır. |