ISSN 1305-5550 | e-ISSN 2548-0669
Göğüs-Kalp-Damar Anestezi ve Yoğun Bakım Derneği Dergisi - GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 27 (4)
Cilt: 27  Sayı: 4 - 2021
1.
Ön Sayfalar
Frontmatters

Sayfalar I - X (29 kere görüntülendi)

ARAŞTIRMA
2.
Kalp Cerrahisinde Perioperatif Viskoelastik Test Uygulamasının Kan Ürünü Kullanımına ve Sonuca Etkisi; Bölgesel Kalp Cerrahisi Merkezi Deneyimi
The Impact of Perioperative Viscoelastic Test Application on Blood Product Usage and Outcome in Cardiac Surgery; Regional Cardiac Surgery Center Experience
Murat Aksun, Saliha Aksun, Mehmet Ali Coşar, Elif Neziroğlu, Senem Girgin, Ezgi Balıkoğlu, Nagihan Karahan, Ali Gürbüz
doi: 10.5222/GKDAD.2021.78557  Sayfalar 233 - 240 (99 kere görüntülendi)
Amaç: Tromboelastografi (TEG), pıhtılaşma hakkında bilgi veren bir tanı yöntemidir. Açık kalp cerrahisinde tüm kan koruyucu önlemlere rağmen kan kayıpları olur, kan ve kan ürünlerinin kullanımı kaçınılmaz hale gelir. TEG çoğunlukla her merkezde bulunmamakta ve kan kullanımındaki alışkanlıklar, eğilimler ve klinik deneyimler gereksiz kan ve kan ürünleri kullanımına neden olma ihtimalini yaratmaktadır. Bu çalışmada kalp cerrahisinde tromboelastografi kullanımının kan ve kan ürünleri kullanımına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Çalışmaya 18-70 yaş arası açık kalp ameliyatı geçirmiş 200 hasta dahil edildi. Kardiyopulmoner baypas (KPB) sonrası protamin uygulaması sonrasında vakaların 120-150 sn aralığında Aktive Pıhtılaşma Süresi (ACT) değerine sahip olduğu doğrulandı. TEG grubundaki 100 hastada pıhtılaşma durumu TEG ile değerlendirildi ve kan ve kan ürünü kullanımının nasıl yapılacağına karar verildi. Kontrol grubundaki 100 hastaya klinik deneyim ve öngörüye dayalı olarak kan ve kan ürünü kullanımı uygulandı. Toplam kullanılan kan ve kan ürünü miktarı, sıvı dengesi, inotrop ihtiyacı, mekanik ventilatör süresi, komplikasyonlar, yoğun bakım süreleri ve taburcu süreleri kaydedildi.
Bulgular: TEG grubunda KPB sonrası Taze Dondurulmuş Plazma (TDP) kullanımı, kontrol grubu TDP kullanımından istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p <0.05). Çalışma grubunda ameliyat sonrası TDP ve ameliyat sonrası trombosit kullanımı, kontrol grubunun ameliyat sonrası TDP ve ameliyat sonrası trombosit değerlerinden istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0.05).
Sonuç: Tromboelastografi kullanımı, KPB sonrası TDP kullanımının azaltılması ve postoperatif dönemde TDP ve trombosit kullanımının azaltılması açısından oldukça faydalı bir izlemdir. Bu sayede gereksiz kan ve kan ürünleri kullanımının önüne geçilebilir.
Objective: Thromboelastography (TEG) is a diagnostic modality that gives information about coagulation. Despite all blood-preserving precautions in open heart surgery there are blood losses and the use of blood and blood products becomes inevitable. TEG is mostly not available in every center and habits, trends and clinical experience in blood use create the possibility of causing unnecessary use of blood and blood products. In this study, it was aimed to determine the effect of the use of thromboelastography on the use of blood and blood products in cardiac surgery.
Methods: Two hundred patients between 18-70 years old who underwent open heart surgery were included in the study. After the cardiopulmonary bypass (CPB), the cases were confirmed to have an Activated Clotting Time (ACT) value in the range of 120-150 sec after protamine administration. In 100 patients in the TEG group, the coagulation status was evaluated with TEG and it was decided how to apply blood and blood product use. Blood and blood product use was applied to 100 patients in the control group based on clinical experience and foresight. The total amount of blood and blood product used, fluid balance, need for inotropics, mechanical ventilator time, complications, duration of intensive care and discharge times were recorded.
Results: Use of Fresh Frozen Plasma (FFP) at the after CPB in the TEG group was statistically significantly lower than that of the control group FFP (p<0.05). Postoperative FFP and postoperative platelet use in the study group were statistically significantly lower than in the postoperative FFP and postoperative platelet values of the control group (p <0.05).
Conclusion: The use of thromboelastography is a very useful monitoring in terms of reducing FFP use after CPB and reducing FFP and platelet usage in the postoperative period. In this way, the unnecessary use of blood and blood products can be prevented.

3.
Preoperatif Oral Klorheksidinin Açık Kalp Cerrahisi Sonrası Ventilatör İlişkili Pnömoni ve YBÜ Mortalitesi Üzerine Etkisi
The Effect of Preoperative Oral Chlorhexidine Rinse on Ventilator Associated Pneumonia and ICU Mortality After Open Heart Surgery
Ibrahim Ugur, Nurgul Yurtseven, Senem Polat, Sibel Yilmaz Ferhatoglu, Seyda Ocalmaz
doi: 10.5222/GKDAD.2021.33602  Sayfalar 241 - 246 (96 kere görüntülendi)
Amaç: Ventilatörle ilişkili pnömoni (VAP), yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) en sık görülen nozokomiyal enfeksiyondur. 48 saatlik mekanik ventilasyonda hastaların %10-20’sinde VAP gelişmektedir. Bu çalışmada, açık kalp cerrahisi geçiren hastalarda preoperatif oral klorheksidin ile ağız çalkalamanın VİP ve mortaliteye etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Çalışmaya elektif açık kalp cerrahisi planlanan 300 hasta dahil edildi. Hastalar prospektif olarak bir bilgisayar yazılımı ile rastgele iki gruba ayrıldı. Grup 1: Ameliyattan önceki son gece yatmadan önce dişlerini fırçalayıp ardından %0.12 klorheksidin ile gargara ve ameliyathaneye gitmeden 15 dakika önce gargara yapan hastalar. Grup 2, Sadece dişlerini fırçalayan hastalardan oluşuyordu.
Bulgular: Grup 1’de 3 (%2,12), Grup 2’de 12 (%8,10) hastada VİP görüldü (p <0,02). Entübasyon süresi grup 1 için 15±7,40 saat ve grup 2 için 23±32,01 saatti. Bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.01). Grup 1’de YBÜ yatış ve hastanede kalış süreleri Grup 2’ye göre daha kısa olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Ölüm oranında fark yoktu (p> 0.05).
Sonuç: Sonuç olarak, elektif kalp cerrahisi öncesi klorheksidin glukonat ile ağız çalkalama, VİP oranını ve entübasyon süresini azalttı, ancak mortalite oranını ve YBÜ ve hastanede kalış süresini değiştirmedi. Öte yandan, bu sonuçların daha geniş çok merkezli çalışmalarda değişeceğini düşünüyoruz.
Objective: Ventilator-associated pneumonia (VAP) is the most frequent nosocomial infection in the intensive care unit (ICU). VAP develops 10-20% of patients in 48 hours of mechanical ventilation. In this study, it was aimed to determine the effect of preoperative oral chlorhexidine rinse on VAP and mortality in patients undergoing open cardiac surgery.
Methods: 300 patients who were planned to undergo elective open cardiac surgery were included in this study. Patients were prospectively randomized into two groups by a computer software. Group 1: Patients brushing their teeth and then gargling with 0.12% chlorhexidine before bedtime at the last night before surgery and 15 minutes before going to the operating room. Group 2, It consisted of patients only brushing their teeth.
Results: VAP was seen in 3 patients (2.12%) in Group 1 and in 12 (8.10%) patients in Group 2 (p<0.02). Duration of intubation was 15±7.40 hours for Group 1 and 23 32.01 for Group 2. These differences were statistically significant (p <0.01). Although duration of ICU stay and hospital stay in Group 1 are shorter than in Group 2 but it was not statistically significant (p>0.05). There was no difference in mortality (p>0.05).
Conclusion: Consequently, chlorhexidine gluconate rinse before elective cardiac surgery reduced the VAP rate and duration of intubation but did not change the mortality rate and the length of ICU and hospital stay. On the other hand we think these results would be change in large multicentric studies.

4.
Koroner Arter Baypas Cerrahisinde Desfluranın Farklı MAK Değerlerinde Juguler Venöz Oksijen Saturasyonu Üzerine Etkileri
The Effects of Different MAC Values of Desflurane on Jugular Venous Oxygen Saturation in Coronary Artery Bypass Surgery
Veli Mistanoğlu, Sefika Turkan Kudsioglu, Nihan Yapici, Hüseyin Maçika
doi: 10.5222/GKDAD.2021.36002  Sayfalar 247 - 253 (57 kere görüntülendi)
Amaç: Desfluran kardiyak anestezide hemodinamik stabilite ve hızlı derlenme sağladığı için kullanılmaktadır. Çalışmada, koroner arter baypas cerrahisinde (KABG) desfluranın farklı minimal alveoler konsantrasyonlarda (MAK) kullanımının, juguler venöz oksijen saturasyonu (SjvO2) ve hemodinamik parametreler üzerine etkileri araştırıldı.
Yöntem: KABG planlanan 60 hasta, hastane etik kurulu ve hasta onamı alınarak 3 gruba ayrıldı. Desfluran bu gruplarda sırasıyla 0.5, 1.0 ve 1.5 MAK değerlerinde kullanıldı. Rutin invazif kateterizasyona ek olarak retrograd juguler venöz katater takıldı. Hemodinamik veriler, SjvO2, diğer parametreler ve kan gazı değerleri KPB öncesi, KPB süresince ve sonrasında kaydedildi.
Bulgular: Tüm gruplardaki SjvO2 değerleri desatürasyon sınırında bulunmadı. Glukoz, laktat, parsiyel arter O2 saturasyonu (PaO2) ve parsiyel juguler venöz O2 saturasyonu (PjvO2) değerleri normal seyretti. Her grupta KPB’a girişte hipotermi ve hemodilüsyonun etkisiyle arter ve juguler venöz O2 kontent farkı O2CT (a-jv) değerlerinde düşme görüldü (p<0,05).
Sonuç: SjvO2, beyin kann akımı ve beyin oksijen metabolik hızı arasındaki dengeyi ve serebral perfüzyonun yeterliliğini yansıtmaktadır. Daha önceki çalışmalarda; KABG sırasında izofluran, sevofluran ve desfluranın 0,5 MAK düzeyinde, SjvO2 üzerindeki etkilerine araştırılmıştır. Üç inalasyon ajanınında SjvO2 üzerine etkileri benzer görülmüştür. Çalışmamızda kullanılan desfluranın 3 farklı MAK değerlerinde, serebral otoregülasyonun bozulmadığı ve SjvO2 değerlerinin düşmediği tespit edildi. Ancak hemodinamik bulgulara da yansıyan 0.5 MAK dozunun stres yanıtı yeterince baskılayamadığı, özellikle hipertansif hastalarda daha yüksek MAKdeğerlerlerinin hemodinamik stabilite sağladığı görüldü. 1.5 MAK ise bazı hastalarda hipotansiyona neden olmakta ve vazopressör ilaçlara gereksinim olabilmektedir. Hemodinamik stabilite 1.0 MAK değerinde sağlanmaktadır.
Objective: Desflurane is used in cardiac anesthesia because it provides hemodynamic stability and rapid recovery. In this study, the effects of using different minimal alveolar concentrations (MAC) of desflurane on jugular venous oxygen saturation (SjvO2) and hemodynamic parameters in coronary artery bypass surgery (CABG) were investigated.
Methods: Sixty patients who were scheduled for CABG were divided into 3 groups after obtaining the hospital ethics committee and patient consent. Desflurane was used in these groups at 0.5, 1.0 and 1.5 MAC values, respectively. In addition to routine invasive catheterization, a retrograde jugular venous catheter was inserted. Hemodynamic data, SjvO2, other parameters and blood gas values were recorded before, during and after CPB.
Results: SjvO2 values in all groups were not within the desaturation limit. Glucose, lactate, partial arterial O2 saturation (PaO2) and partial jugular venous O2 saturation (PjvO2) values remained normal. In each group, a decrease was observed in arterial and jugular venous O2 content difference O2CT (a-jv) values due to hypothermia and hemodilution at admission to CPB (p<0.05).
Conclusion: SjvO2 reflects the balance between cerebral blood flow and cerebral oxygen metabolic rate and the adequacy of cerebral perfusion. In previous studies; The effects of isoflurane, sevoflurane and desflurane on SjvO2 at 0.5 MAC level during CABG were investigated. The effects of the three inhalation agents on SjvO2 were similar. It was determined that cerebral autoregulation was not impaired and SjvO2 values did not decrease in 3 different MAC values of desflurane used in our study. However, it was observed that 0.5 MAC dose, which was also reflected in the hemodynamic findings, did not suppress the stress response sufficiently, and higher MAC values provided hemodynamic stability, especially in hypertensive patients. 1.5 MAC causes hypotension in some patients and vasopressor drugs may be needed. Hemodynamic stability is provided at a MAC value of 1.0.

5.
Preoperatif Yalancı Negatif ve Asemptomatik Olan SARS-COV-2 Enfeksiyonlu Hastalardaki Kardiyovasküler Cerrahi Yoğun Bakım Deneyimlerimiz
The Experience of Our Cardiovascular Surgery Intensive Care in Preoperative False-Negative and Asymptomatic Patients with SARS-COV-2 Infection
Ismail Selcuk, Bülent Barış Güven, Nehir Selcuk
doi: 10.5222/GKDAD.2021.90958  Sayfalar 254 - 260 (98 kere görüntülendi)
Amaç: Kalp cerrahisi geçiren hastalarda COVID-19’un etkileri hakkında literatürde çok az veri mevcuttur. Bu çalışmada amacımız, COVID-19’un kardiyak cerrahi sonrası etkilerini, hastaların temel özelliklerini ve laboratuvar bulgularını tanımlamaktır. Aynı zamanda preoperatif süreçte rRT-PCR’nin zayıf tanı performansının altında yatan mekanizmayı tartışmaktır.
Yöntem: Erişkin kalp cerrahisi kliniğimizde 18 Mayıs 2020 - 07 Haziran 2021 tarihleri arasında ameliyat edilen 191 hastanın verileri geriye dönük olarak incelendi. Ameliyat öncesi asemptomatik ve rRT-PCR (-) olan ve ameliyat sonrası rRT-PCR pozitifleşen toplam 12 hasta çalışmaya dahil edildi. Acil operasyon gerektiren, preoperatif dönemde rRT-PCR çalışmamış veya rRT-PCR (+) olan, günübirlik cerrahi operasyon geçirenler ile entübe edilmeden opere edilen hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Hastaların yaş, cinsiyet, tanı, yapılan operasyon, YBÜ yatış süreleri, entübasyon süreleri, ekokardiyografi, kan gazı ve biyokimya sonuçları ile PCR sonuçları kaydedildi.
Bulgular: Çalışmada 87 hastadan postoperatif rRT-PCR çalışıldı ve 12 (%13.8) hastada sonuç (+) geldi. 12 hastadan 2’si (%16.7) SARS-CoV-2 pnömonisi nedeniyle ex oldu. Preoperatif lökosit (7.78 103/mcL), lenfosit (1.52 103/mcL) ve CRP (49.27 mg/L) değerlerinin ortalaması normal değer aralığında iken, ferritin (823 ng/ml) ve D-Dimer(1138 ng/ml) değerlerinin ortalaması normal değer aralığının üzerinde bulundu. Preoperatif ve postoperatif Pa02/Fi02 oranlarındaki değişkenlik ex olan hastalarda (ortalama: 40,50±4,94) sağkalan hastalarınkine (ortalama: 16,4±9,37) oranla daha yüksek bulundu (P= 0.053).
Sonuç: Ekstrakorporeal dolaşımın kendisinin sistemik bir inflamatuar yanıta neden olarak COVID-19 tablosunu şiddetlendirebileceği unutulmamalıdır. Aynı zamanda daha az yalancı negatiflik PCR sonuçları görmek için, kardiyak cerrahiye girecek olan hastalara operasyon öncesi en az 7 gün izolasyon ve SARS-Cov-2 için PCR örneklerinin mümkün olduğunca alt solunum yollarından alınmasını önermekteyiz
Objective: There is little data in the literature on the effects of COVID-19 in patients undergoing cardiac surgery. Our aim in this study is to describe the post-cardiac surgical effects of COVID-19, the basic characteristics of the patients and their laboratory findings; and also to discuss the mechanism underlying the poor diagnostic performance of rRT-PCR.
Methods: The data of 191 patients who were operated between 18 May 2020- 07 June 2021 were retrospectively analyzed. A total of 12 patients who were asymptomatic and rRT-PCR (-) preoperatively and rRT-PCR positive postoperatively were included. Patients who required emergency operation, did not perform rRT-PCR in the preoperative period or had rRT-PCR (+), had outpatient surgery were not included. The patients’ age, operation, length of stay in the ICU, intubation times, echocardiography, blood gas and biochemistry results and PCR results were recorded.
Results: In the study, postoperative rRT-PCR was studied from 87 patients and the result was (+) in 12 (13.8%) patients. Two of 12 (16.7%) patients died due to SARS-CoV-2 pneumonia. While the mean values of preoperative leukocytes (7.78 103/mcL), lymphocytes (1.52 103/mcL) and CRP (49.27mg/dL) were within the normal range, the mean values of ferritin (823 ng/ml) and D-Dimer (1138 ng/ml) were above the normal range.
Conclusion: We recommend that patients has to be isolated for at least 7 days before the operation. Also sputum samples from the tracheal tube should be studied simultaneously nasopharyngeal PCR samples in the preoperative and the early postoperative period in order to minimize false negative PCR results.

6.
Konjenital Kalp Cerrahisinde Kardiyopulmoner Baypasın Triiyodotironin Fonksiyonları Üzerine Etkisi
Effect of Cardiopulmonary Bypass on Tiiyodothyronine Functions in Congenital Cardiac Surgery
Esin Egilmez, Nurşen Tanrıkulu, Murat Çiçek, Nurgul Yurtseven
doi: 10.5222/GKDAD.2021.90958  Sayfalar 261 - 265 (58 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışmada konjenital kardiyak cerrahiye gidecek hastalarda, açık kalp cerrahisinin
triiyodotironin (T3) düzeylerine etkisi incelenmiştir.
Yöntem: Elektif olarak konjenital kardiyak cerrahi geçiren 30 hasta prospektif olarak çalışmaya
alınarak preoperatif (T0), pompa (T1), postoperatif 0.saat (T2), postoperatif 1. Gün (T3),
2. Gün (T4), 3. Gün (T5) ve 8. Gününde (T6), serbest T3, tiroksin (T4) ve tiroid uyarıcı hormon
(TSH) değerleri, entübasyon zamanı, yoğun bakım ve hastanede kalış süreleri kaydedildi.
Bulgular: T0 zamanına göre T3 düzeyleri T2, T3, T4 ve T5’de, TSH düzeyleri T2, T3 ve T4’de
istatistiksel olarak anlamlı düşerken, T4 düzeylerinde T1 zamanına göre T2 ve T3 zamanındaki
değerler istatiksel olarak anlamlı düşük bulundu. T3 düzeylerinde T0 zamanına göre T5
zamanındaki değişim ile entübasyon ve hastanede kalış süreleri arasında negatif korelasyon
tespit edildi.
Sonuç: Konjenital kardiyak cerrahi sonrası T3 seviyelerinin düştüğü ve düşük T3 seviyelerinin
entübasyon ve hastanede kalış sürelerini olumsuz olarak etkilediği tespit edilmiştir.
Objective: In this study, the effect of open heart surgery on triiodothyronine (T3) functions
was investigated in patients undergoing congenital cardiac surgery.
Methods: 30 patients who underwent elective congenital cardiac surgery were prospectively
enrolled in the study. Preoperatively (T0), during cardiopulmonary bypass (T1), postoperative
0th hour (T2), postoperative 1st day (T3), 2nd day (T4), 3rd day (T5) and 8 days (T6), free T3,
thyroxine (T4) and thyroid stimulating hormone (TSH) values, intubation time, intensive care
and hospital stay were recorded.
Results: According to T0 time T3 levels decreased statistically significantly in T2, T3, T4 and
T5 periods, TSH levels decreased in T2, T3 and T4 while T4 levels were found to be statistically
significantly lower at T2 and T3 periods than T1 time.(p <0.05). There was a negative
correlation between T3 levels and the duration of intubation and hospital stay at the change
in T5 time compared to T0 time.
Conclusion: It was found that T3 levels decreased after congenital cardiac surgery, and
triiodothyronine levels negatively affected the duration of intubation and hospital stay

7.
Kardiyoversiyon Sedasyonunda Kullanılan Midazolam-Fentanil ile Midazolam-Ketamin Kombinasyonlarının Hemodinamik ve Sedatif Etkilerinin Karşılaştırılması
Comparison of Hemodynamic and Sedative Effects of Midazolam-Fentanyl and Midazolam-Ketamine Combinations Used in Cardioersion Sedation
Murat Acarel, Özlem Yıldırımtürk, Nihan Yapici
doi: 10.5222/GKDAD.2021.46338  Sayfalar 266 - 271 (107 kere görüntülendi)
Amaç: Çalışmanın amacı, retrospektif olarak koroner yoğun bakımda bir yıllık süreçte, elektriksel kardiyoversiyon (EK) amacıyla anestezi uygulanmış hastaların hemodinamik ve sedasyon sonuçlarının karşılaştırılmasıdır.
Yöntem: Atriyal fibrilasyon ritminin düzeltilmesi amacıyla EK uygulanmış midazolama ek olarak ketamin veya fentanil uygulanmış 60 hasta çalışma açısından değerlendirildi. Hastalara uygulanan sedasyona göre Grup F (midazolam-fentanil), Grup K (midazolam-ketamin) olarak iki gruba ayrılmıştır. Grupların işlem öncesi ve sonrası hemodinamik parametreleri ve işlem esnasında ve sonrasında sedasyon verileri karşılaştırıldı.
Bulgular: Hastaların girişim öncesi kalp hızı Grup-F’de yüksek olarak tespit edildi (p<0.05). Sistolik ve diyastolik kan basınçları açısından iki grup arasında anlamlı fark yoktu (p>0.05). Midazolam-Fentanil uygulanan hastalarda kalp hızı girişim sonrası istatistiksel olarak yüksek gözlenirken, diyastolik kan basınçlarında istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0.05).Ramsay sedasyon skalası değerlendirildiğinde; 5, 10 ve 15. dakikalarda her iki grup arasında anlamlı fark görülmedi (p>0.05).
Sonuç: Midazolam+fentanil veya midzolam+ketamin kombinasyonunun, standart dozlarda yeterli bir sedasyon sağladığı, hemodinamik ve sedasyon parametrelerine olumsuz etkilerinin olmadığı saptandı. Bu sonuçlar bize her iki protokolün yoğun bakımlarda elektriksel kardiyoversiyon sedasyonu için güvenle uygulanabileceğini düşündürdü.
Objective: The aim of the study is to compare the hemodynamic and sedation results of patients who underwent anesthesia for electrical cardioversion (EC) during a one-year period in the coronary intensive care unit, retrospectively.
Methods: 60 patients who were administered ketamine or fentanyl in addition to midazolam, which was administered EC for the correction of atrial fibrillation rhythm, were evaluated in terms of the study. According to the sedation applied to the patients, they were divided into two groups as Group F (midazolam-fentanyl) and Group K (midazolam-ketamine). The hemodynamic parameters of the groups before and after the procedure and the sedation data during and after the procedure were compared.
Results: The pre-intervention heart rate of the patients was found to be high in Group-F (p<0.05). There was no significant difference between the two groups in terms of systolic and diastolic blood pressures (p>0.05). While heart rate was observed to be statistically higher after the intervention in midazolam-fentanil applied patients, a statistically significant decrease was found in diastolic blood pressures (p<0.05). When Ramsay sedation scale was evaluated; There was no significant difference between the two groups at the 5th, 10th and 15th minutes (p>0.05).
Conclusion: It was determined that the combination of midazolam + fentanyl or midzolam + ketamine provided adequate sedation at standard doses and had no adverse effects on hemodynamic and sedation parameters. These results made us think that both protocols can be safely applied for electrical cardioversion sedation in intensive care units.

8.
Endovasküler Aort Onarımında Anestezi Yönetimi
Anesthesia Management in Endovascular Aortic Repair
Arzu Karaveli
doi: 10.5222/GKDAD.2021.29053  Sayfalar 272 - 280 (99 kere görüntülendi)
Amaç: Çalışmamızda, aort patolojisi nedeni ile endovasküler aort onarımı uygulanan hastaların
anestezi tekniklerinin ve sonuçlarının geriye yönelik olarak incelenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Bu retrospektif ve gözlemsel çalışmaya, 2015-2021 yılları arasında abdominal ve/veya
torasik aort anevrizması nedeni ile EVAR veya TEVAR uygulanan hastalar dahil edildi. Hastaların
demografik verileri, cerrahi ve anestezi tipi, cerrahi ve anestezi süresi, kan transfüzyon miktarı, YBÜ
ve hastanede yatış süreleri kayıt altına alındı.
Bulgular: Abdominal ve/veya torasik aort anevrizması nedeni ile EVAR ve TEVAR uygulanan toplam
206 hastanın verilerine ulaşıldı. 63 hastaya TEVAR ve 143 hastaya EVAR uygulandığı saptandı.
TEVAR yapılan 63 hastanın tümüne genel anestezi (GA) altında işlem yapılırken, EVAR uygulanan
15 hastaya GA altında ve 128 hastaya rejyonal anestezi (RA) altında işlemin yapıldığı tespit edildi.
Ortalama anestezi ve cerrahi süreleri GA uygulananlarda 136.1±72.0 dak. ve 112.2±71.3 dak. ve RA
uygulananlarda 112.2±71.3 dak. ve 96.5±32.1 dak. olarak bulundu. Ortalama YBÜ ve hastanede
yatış süreleri GA uygulananlarda 1.6±2.1 gün ve 3.1±2.7 gün; RA uygulananlarda 1.2±0.6 gün ve
3.1±2.5 gün olarak belirlendi.
Sonuç: Aort anevrizması nedeni ile EVAR uygulanan hastalarda anestezi tekniği olarak GA veya RA
yöntemleri tercih edilmektedir. EVAR’da RA’nin GA’ye göre hastane ve YBܒde kalış sürelerini kısaltması,
kan ürün gereksinimini azaltması, gerek anestezi gerekse de cerrahi işlem sürelerini kısaltması
gibi avantajları olmakla birlikte, anestezi tekniğinin seçiminde hasta özelliklerinin de göz önünde
bulundurulması gerekmektedir.
Objective: Our study aimed to examine retrospectively the anesthesia techniques and their results
applied to patients who underwent endovascular aortic repair due to aortic pathology.
Methods: This retrospective and observational study included patients who underwent EVAR or
TEVAR for abdominal and/or thoracic aortic aneurysm between 2015-2021. Patients’ demographic
data, type of surgery and anesthesia, duration of surgery and anesthesia, amount of blood
transfusion, lengths of stay in ICU and of hospital were recorded.
Results: The data of 206 patients who underwent EVAR and TEVAR for abdominal and/or thoracic
aortic aneurysm were obtained. TEVAR was applied to 63 patients and EVAR was applied to 143
patients. The procedure was performed under general anesthesia (GA) in all 63 patients who
underwent TEVAR, while 15 patients who underwent EVAR were operated under GA and 128
patients under regional anesthesia (RA). The mean anesthesia and surgery times were found
136.1±72.0 min. and 112.2±71.3 min. in GA patients and it was 112.2±71.3 min. and 96.5±32.1
min. in RA patients. The mean length of ICU and hospital stays were determined as 1.6±2.1 days
and 3.1±2.7 days in GA patients, and 1.2±0.6 days and 3.1±2.5 days in RA patients.
Conclusion: GA or RA methods are preferred as anesthesia techniques in patients undergoing EVAR
due to aortic aneurysm. Although RA has advantages compared to GA, such as shorting the lenght
of hospital and ICU stays, reducing the blood product requirements, shorting both anesthesia and
surgery times, patient characteristics should also be considered in the selection of anesthesia
techniques.

9.
Venöz Yetmezlik Olgu Serilerinin Tedavisinde N-Butil Siyanoakrilat Embolizasyonunun Kullanımı
Use of N-Butyl Cyanoacrylate Embolization in the Treatment of Venous Insufficiency Case Series
Zafer Cengiz Er, Alper İbrahim Tosya
doi: 10.5222/GKDAD.2021.05925  Sayfalar 281 - 285 (59 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kronik venöz staz nedeniyle vena safena magnada n-butil siyanoakrilat ile embolizasyon tedavisi gören hastaların sonuçlarını analiz etmektir.
Materyal ve Metot: Ocak 2017 - 2020 tarihleri arasında Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde venöz yetmezlik nedeniyle safena ablasyonu yapılan 241 hasta çalışmaya dahil edildi. Renkli Doppler Ultrasonografi (RDU) ile ölçülen vena safena magna (VSM) çapı 5,5 mm'nin üzerinde ve safena-femoral bileşke reflü süresi 0,5 saniyeden uzun olan 241 hastada 249 ekstremiteye siyanoakrilat embolizasyonu (SAE) uygulandı. Hastalar ameliyat sonrası 7. Günde klinik muayene ve 1. ve 6. Aylarda RDU taramaları ile takip edildi.
Bulgular: Ortalama yaş 42.7 ± 12.35 yıl ve ortalama safen ven çapı 8.21 ± 2.5 idi. Operasyon süresi ortalama 15,27 dakika idi ve hastalar aynı gün taburcu edildi. Olgularımızın 12'sinde (% 4,81) tromboflebit gelişti; 4 hastada (% 1.60) selülit; 20 hastada (% 8.03) safen ven izi üzerinde ciltte eritem ve medikal tedavi ile düzeldi. Altıncı ayda RDU kontrollerinde 8 VSM'de (% 3.21) kısmi rekanalizasyon tespit edildi. Hastalarda derin ven trombozu veya nörolojik komplikasyon gelişmedi.
Sonuç: Daha kısa operasyon ve deşarj süreleri, yüksek VSM obliterasyonu, düşük komplikasyon oranları SAE'nin öne çıkan özellikleridir. Tekniğin, kateter gerektiren tüm prosedürlerde olduğu gibi, kıvrımlı damarları olan hastalarla sınırlı kullanım alanına sahip olması, geleneksel cerrahiyi tamamen dışlayamamıştır. CAE tedavisi, uygun vasküler yapılara sahip hastalar için başarılı sonuçları ile umut verici bir geleceğe sahiptir.
Objective: Objective of this study is to analyze the results of patients who underwent embolization treatment with n-butyl cyanoacrylate in vena saphena magna due to chronic venous insufficiency (CVi).
Methods: 241 patients who underwent saphena ablation due to venous stasis between January 2017 and 2020 at Bozok University Medical Faculty Hospital were included in the study. Cyanoacrylate embolization (CAE) was performed on 249 extremities in 241 patients with vena saphena magna (VSM) diameter above 5.5 mm and saphena-femoral junction reflux duration longer than 0.5 s as measured by Color Doppler Ultrasonography (CDU). Patients were followed up with clinical examination at post-op Day 7 post-op and CDU scans at Months 1 and 6.
Results: Mean age was 42.7±12.35 years, and the average diameter of the saphenous vein was 8.21±2.5. The operation time was 15.27 minutes on average and the patients were discharged on the same day. Thrombophlebitis developed in 12 (4.81%) of our cases; cellulitis in 4 patients (1.60%); and erythema on the skin over the trace of the saphenous vein in 20 patients (8.03%) and improved with medical treatment. Partial recanalization was identified in 8 VSMs (3.21%) in CDU controls at Month 6. No patients developed deep vein thrombosis or neurological complications.
Conclusion: Shorter operation and discharge durations, high VSM obliteration, low complication rates are the outstanding properties of CAE. The fact that the technique is limited with patients with tortuous veins as is the case with all procedures requiring a catheter has not been able to completely exclude conventional surgery.

10.
Çocuklarda Trakeobronşiyal Yabancı Cisimler: Akciğer Radyografisi Bulguları ile İlişkili Güçlü Bir Hikaye Bronkoskopiye Yol Açıyor
Tracheobronchial Foreign Bodies in Children: A Strong History Associated with Plain Chest Radiography Findings Leads to Bronchoscopy
Umut Alıcı, Çiğdem Öztunalı, Çiğdem Arslan Alıcı, Huseyin Ilhan, Baran Tokar
doi: 10.5222/GKDAD.2021.56823  Sayfalar 286 - 293 (66 kere görüntülendi)
Amaç: Öykü ve akciğer grafisi, yabancı cisim aspirasyonu (YCA) olan çocuklarda temel tanı araçlarıdır. Çalışma erken ve gecikmiş YCA tanısı ile ilişkili klinik, radyolojik ve bronkoskopik bulguları değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Yöntem: YCA şüphesi nedeniyle bronkoskopi yapılan 249 çocuğun kayıtları, YCA için negatif bronkoskopi (grup I), erken tanı (grup II) ve gecikmiş tanı (grup III) olmak üzere üç grupta incelendi.
Bulgular: YCA’da boğulma atakları, öksürük ve solunum seslerinde azalma anlamlı olarak belirlendi. Radyoopak YC’lerin yüzdesi % 6.2 idi. Grup II ve III’te amfizem; Grup III’te atelektazi ve pnömoni akciğer grafisinde anlamlı derecede yüksekti. Bronkoskopi sırasında saptanan pnömoni ve belirgin inflamasyon Grup III’te belirgindi. YC’ler çoğunlukla bitkisel kökenlidir ve çoğunluğu bronşta, daha çok sağ tarafta bulunmuştur. YC’ler, torakotomi olan biri dışında rijit bronkoskopi ile başarıyla çıkarıldı.
Sonuç: Literatür taraması, aynı grup yapısında tasarlanan mevcut (2010-2019) ve önceki (1994-2003) çalışmalarımız radyoopak YC ile ilişkili boğulma epizotunun bronkoskopiye yol açtığını göstermiştir. Anfizem ve atelektazi de erken teşhis için değerlidir. Radyolojik bulgulardan bağımsız olarak, güçlü öyküsü olan hastalarda bronkoskopi düşünülmelidir.
Objective: History and chest x-ray are the main diagnostic tools in children with foreign body aspiration (FBA). The study aims to evaluate clinical, radiological, and bronchoscopic findings associated with early and delayed diagnosis of FBA.
Methods: The records of 249 children having bronchoscopy for suspected FBA were analyzed in three groups as negative bronchoscopy for FBA (group I), early diagnosis (group II), and delayed diagnosis (group III).
Results: Choking episodes, coughing, and decreased breath sounds were determined significantly in FBA. The percentage of radiopaque FBs was 6.2%. Emphysema in groups II and III; atelectasis and pneumonia in group III were significantly higher on chest x-ray. Pneumonia and significant inflammation found during bronchoscopy were prominent in group III. FBs were mostly vegetable origin and the majority were found in the bronchus, more on the right side. FBs were successfully removed by rigid bronchoscopy except one having thoracotomy.
Conclusion: Review of the literature, our current (2010-2019) and previous (1994-2003) studies designed in the same group structure showed that choking episode associated with a radiopaque FB leads to bronchoscopy. Emphysema and atelectasis are also valuable for early diagnosis. Regardless of radiological findings, bronchoscopy should be considered in patients with a strong history.

OLGU SUNUMU
11.
Yüksek Riskli Bir Hastada İki Rejyonel Anestezi Tekniğinin Kombinasyonu: Olgu Raporu
The Combination of Two Regional Anesthesia Techniques in a High-Risk Patient: A Case Report
Uğur Peksöz, Ali Ahiskalioglu
doi: 10.5222/GKDAD.2021.44227  Sayfalar 294 - 298 (74 kere görüntülendi)
Kronik böbrek yetmezliği olan hastaların diyalize girebilmeleri için deri altı arteriyovenöz fistül açmak gerekir. Bu cerrahi işlemler sedasyon, lokal anestezi, bölgesel anestezi veya genel anestezi altında gerçekleştirilir. Burada komorbid hastalıkları olan, vücut kitle indeksi yüksek, zor hava yolu bulunan ve sol brakial arter ver sol axillar ven arasında fistül cerrahisi yapılacak bir hastada anestezi deneyimimizi paylaştık. Bu vakada serratus anterior plan bloğu ve infraklaviküler blok uyguladık. Uyguladığımız teknik başarılı oldu ve cerrahi işlem rahatlıkla sorunsuz bir şekilde gerçekleştirildi. T1-T2 dermatomunun anestezisi için infraklaviküler blok ve üst seviyeden serratus anterior plan bloğu birlikte uygulanabilir.
It is necessary to open subcutaneous arteriovenous fistulas for patients with chronic renal failure for the future steps of dialysis. These surgical procedures are performed under sedation, local anesthesia, regional anesthesia, or general anesthesia. In this case report, we shared our anesthesia experience in a patient with comorbid diseases, high BMI, and difficult airway to undergo fistula surgery between the left brachial artery and the left axillary vein. We performed serratus anterior plane block and infraclavicular block which was successful, and the surgical procedure was performed comfortably without any complications. Infraclavicular block and upper-level serratus anterior plane block can be applied together for anesthesia of the T1-T2 dermatome.

LookUs & Online Makale