ISSN 1305 - 5550
Journal of Cardio-Vascular-Thoracic Anaesthesia and Intensive Care Society - GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 26 (2)
Volume: 26  Issue: 2 - 2020
1.Cover

Page I

2.Contents

Pages II - V

3.Publication Policies and Writing Guide

Pages VI - XI

RESEARCH ARTICLE
4.Efficacy of Epidural Morphine and Paravertebral Catheter in Post Thoracotomy Pain
Abdulkerim Bayülgen, Mustafa Azizoğlu, Sungur Selim Sinan, Erhan Ayan, Davud Yapıcı, Mehmet Oğuz Köksel
doi: 10.5222/GKDAD.2020.46362  Pages 55 - 61 (28 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Torakotomi sonrası ağrıda, cerrahi sırasında direk görülerek takılan paravertebral kateterin, Lomber epidural morfin uygulamasına üstünlüğünün olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde Ocak 2013 – Ocak 2014 tarihleri arasında torakotomi uygulanan ve çalışmaya dahil etme kriterlerine uyan 34 lomber epidural kateter ve 32 paravertebral kateter uygulanan toplam 66 hastanın dosyaları geriye dönük olarak tarandı. Hastaların dosyalarından hem istirahat hem de öksürük sırasındaki postoperatif 0, 1, 4, 12 ve 24. saat ağrı düzeyleri (Verbal Rating Scale) kaydedildi. Ayrıca postoperatif aynı saatlerdeki kalp hızları, kan basınçları, solunum sayısı, parmak ucu saturasyonları, toraks dren çekilme zamanları ve postoperatif komplikasyonlar kaydedildi.
BULGULAR: Her iki gruptaki hastaların demografik ve operatif verileri benzerdi. Postoperatif ağrı açısından, bütün ölçüm zamanlarında, Verbal Rating Scale her iki grupta benzer olarak bulundu. Her iki grup arasında postoperatif komplikasyonlar açısından da istatistiksel anlamlı bir farklılık saptanmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Torakotomi sırasında direk görülerek takılan paravertebral kateter, lomber epidural kateterden uygulanan morfin ile aynı düzeyde analjezi sağlamıştır. Daha güvenilir bir şekilde uygulanabilmesi ve etkin analjezi sağlanması nedeni ile paravertebral kateterin, epidural uygulamasına alternatif bir yöntem olabileceği kanısındayız.
INTRODUCTION: To investigate if paravertebral catheter which is placed under direct vision during surgery is superior to lumbar epidural morphine application.
METHODS: The records of 66 patients who underwent thoracotomy between January 2013 and January 2014, who had 34 lumbar epidural catheters and 32 paravertebral catheters and who are meeting the inclusion criteria were evaluated retrospectively. From the patients’ files pain scores (Verbal Rating Scale) at postoperative 0, 1, 4, 12 and 24 hour were recorded during both resting and coughing. In addition, heart rate, blood pressures, respiratory rate, saturation, thoracic drain withdrawal times and postoperative complications were recorded at the same postoperative hours.
RESULTS: Demographic and operative data of patients in both groups were similar. In terms of postoperative pain, Verbal Rating Scale was similar in both groups at all measurement times. There was no statistically significant difference between the two groups in terms of postoperative complications.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The paravertebral catheter which is placed under direct vision during thoracotomy provided the same level of analgesia as the lumbar epidural morphine administration. We believe that the paravertebral catheter may be an alternative method to epidural due to its effective analgesia and safely application.

5.Comparison of Myocardial Metabolism and Apoptosis in Patients Undergoing CABG Operation Performed Either with Fibrillation or Cardioplegia Method
Hija Yazicioglu, Ali Ihsan Parlar, Sevil Tokat, Büşra Tezcan, Ahmet Tulga Ulus
doi: 10.5222/GKDAD.2020.06977  Pages 62 - 70 (17 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Koroner arter baypas (KABG) operasyonlarında, özellikle değişik teknikler kullanıldığında optimal miyokardiyal koruma halen tartışmalıdır. Bu prospektif çalışmada, fibrilasyonda aralıklı aortic kros-klempleme (IAC) tekniği veya kardiyoplejik kardiyak arest (CCA) tekniği ile yapılan elektif KABG vakalarını, miyokardiyal metabolizma ve transmural biopside apopitoz varlığı açısından karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Etik komite onayı ile aradarda gelen elektif KABG operasyonu geçirecek normal ventrikül fonksiyonlu, regüle hipertansiyon ve/veya tip II DM dışında başka komorbid hastalığı olmayan IAC grubunda 13 hasta, CCA grubunda 8 hasta ile çalışma yapıldı. Hemodinamik veriler, aralıklı CK-MB değerleri ve ECG değişiklikleri postoperatif 24 saate kadar kaydedildi. Miyokardiyal oksijen ekstraksiyonu ve laktat üretimi, radiyal arter ve koroner sinüse yerleştirilen retrograde kanülden; kardiyopulmoner baypas (CPB) dan hemen önce, kross-klemp sırasında ve kross-klemp kaldırılmasını takiben 5-10dk. içindeki dönemlerde alınan kan örneklerinden hesaplandı. Sol ventrikül ön duvarından CPB öncesi ve sonrası alınan biopsiler apopitoz açısından incelendi.
BULGULAR: Demografik ve intraoperatif hemodinamik veriler gruplar arası benzerdi. Her iki grupta da iskemi öncesi ve iskemi sonrası miyokardiyal oksijen ekstraksiyonu ve laktat üretimi benzerdi. IAC grubunda yedi hastada ve CCA grubunda bir hastada erken postoperatif dönemde düşük doz inotrop ihtiyacı oldu. Her iki grupta apopitozu gösterir bir kanıt bulunamadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma bize düşük risk grubundaki KABG operasyonlarında kullanılan IAC ve CCA metodunun miyordiyal koruma ve apopitoz varlığı açısından birbirlerine üstünlükleri olmadığını gösterdi.
INTRODUCTION: Optimal myocardial protection during CABG operations is still controversial. In this study we compared hemodynamic data, myocardial oxygen extraction, lactate production and apoptosis in transmural biopsy specimens in operations done either with intermittent aortic cross-clamping with fibrillation (IAC) or with cardioplegic cardiac arrest (CCA) method.
METHODS: Following Ethics Committee approval, consecutive patients with normal ventricular function and no comorbid disease other than regulated hypertension and/or type-2 DM were included in the study (IAC group n=13, CCA group n=8). Hemodynamic data, serial CK-MB values and ECG changes were recorded till postoperative 24 hours. Myocardial oxygen extraction and lactate production were calculated from the blood samples withdrawn from the aortic root and the coronary sinus cannula during following periods; before total CPB, during cross-clamp and following cross-clamp removal. Transmural biopsy specimens obtained before total CPB and before cessation of CPB were analyzed for apoptosis.
RESULTS: Demographic and hemodynamic variables were similar. Preischemic and postischemic myocardial oxygen extraction and lactate production values showed no significant differences. Seven patients in IAC and one patient in CCA group needed low dose inotropic support during early postoperative period. Biopsies revealed no evidence of apopitosis in both groups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study shows that for low risk CABG procedures, IAC and CCA methods were no superior to each other in protecting the myocardium from ischemic injury with respect to myocardial oxygen extraction, lactate production and presence of apoptosis.

6.Atrial Fibrillation After Coronary Artery Bypass Surgery: Risk Factors
Oya Karakaş, Nurgül Yurtseven, Dilek Savaskan
doi: 10.5222/GKDAD.2020.41033  Pages 71 - 79 (28 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Koroner arter baypas greft (KABG) cerrahisi sonrası görülen en sık ritm bozukluğu olan Atriyal Fibrilasyonda(AF), risk faktörlerini belirlemek ve C-Reaktif Protein (CRP) ile AF arasında bir korelasyon olup olmadığını göstermektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Koroner arter cerrahisi yapılacak 250 hasta prospektif olarak çalışmaya alındı. Tüm hastaların demografik verileri, peroperatif ve postoperatif değişkenleri ve postoperatif 6.güne dek günlük CRP ve AF takipleri ile, AF olanların tedavi protokolleri kaydedildi.
BULGULAR: Takip edilen hastaların 43’ünde (%17.2) AF tespit edildi. Multivariate analizde, ileri yaş, hipertansiyon (HT) ve preoperatif kalsiyum kanal blokeri kullanma ile AF arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı(p<0.05). CRP değerleri postoperatif 2. günde en yüksek değere ulaştı. AF bu dönemde 14 hastada görülmüş (%5,6) olmakla birlikte, CRP yüksekliği ile AF gelişimi arasında bir ilişki tespit edilemedi(p>0.05). AF gelişen hastaların yoğun bakım ve hastanede kalış sürelerinin istatistiksel olarak anlamlı uzun olduğu gözlendi(p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: KABG operasyonu geçiren ileri yaştaki, hipertansif, preoperatif kalsiyum kanal blokeri kullanan hastalarda, AF gelişme riskinin daha fazla olduğu ve AF tespit edilen hastaların yoğun bakım ve hastanede kalış sürelerinin daha uzun olduğu tespit edilmiş ve AF ile CRP arasında bir korelasyon bulunamamıştır
INTRODUCTION: The aim of this study was to determine the risk factors in Atrial Fibrillation (AF), which is the most common rhythm disorder observed after coronary artery bypass graft (CABG) surgery, and to show whether there is a correlation between C-Reactive Protein (CRP) and AF.
METHODS: 250 patients who underwent coronary artery surgery were prospectively included in the study. Demographic data, peroperative and postoperative variables of all patients, daily CRP and AF follow-ups until the 6th postoperative day and treatment protocols of AF patients were recorded.
RESULTS: AF was detected in 43 (17.2%) of the patients who were followed up. It was found that there was a statistically significant relationship in the multivariate analysis between advanced age, hypertension (HT) and use of preoperative calcium channel blocker and AF(p<0.05). CRP values reached the highest value on the 2nd postoperative day. Although AF was seen in 14 patients (5.6%) in this period, no relation was found between the height of CRP and the development of AF(p>0.05). It was observed that the duration of intensive care and hospital stay of patients with AF was statistically significantly longer (p <0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was found that patients with advanced age, hypertensive, preoperative calcium channel blocker usage had a higher risk of developing AF. Duration of ICU and hospital stay was longer, and no correlation was found between AF and CRP.

7.Factors Affecting Intensive Care Unit Stay in Coronary Artery Surgery
Songül Kocabaş Güler, Nurgul Yurtseven, İpek Yakın Düzyol
doi: 10.5222/GKDAD.2020.34635  Pages 80 - 84 (24 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Koroner arter baypas graft (KABG) cerrahisi sonrası yoğun bakım kalış sürelerinin uzaması morbidite, mortalite ve hastane maliyetlerinin artması ile ilişkilidir. Bu çalışmanın amacı KABG operasyonları sonrası postoperatif yoğun bakım kalış süresinin (YBKS) uzamasıyla ilişkili risk faktörlerini analiz etmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Elektif olarak KABG operasyonu geçirecek 199 hasta çalışmaya alındı. Uzamış yoğun bakım kalış süresi 48 saat olarak belirlendi. Hastaların preoperatif demografik verileri, kros-klemp ve pompa süreleri, inotrop kullanımları, 2>ünite kan transfüzyonu, hipotermi, entübasyon süresi, aritmi, alveolo-arteriyel oksijen gradienti (PAO2-PaO2) ve parsiyel arteriyel oksijen/ fraksiyone inspire oksijen (PaO2/FiO2) oranları kaydedildi. Yoğun bakımda kalış süresine göre hastalar iki gruba ayrıldı. Grup 1: Yoğun bakım kalış süresi 48 saatten kısa olan hastalar, Grup 2: Yoğun bakımda kalış süresi 48 saatten uzun olan hastalar. İstatik yöntemi olarak Mann Whitney U testi ve eşli olmayan t testi kullanıldı. Lineer regresyon analizi ile uzamış yoğun bakımla ilişkili faktörler araştırıldı.
BULGULAR: Yoğun bakımda kalış süresi Grup 1‘de 26.4±9.1 iken, Grup 2 hastalarında 137.8±72.3 saat olarak bulundu. Ventilasyon süresi ise grup 1’de 11.1±4.1 saat, Grup 2’de 74.5±81.0 olarak hesaplandı. Lineer regresyon analizine göre entübasyon süresi, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), yaş >60, kreatinin > 1.3 mg/dl ve ejeksiyon fraksiyonu (EF) < %45 uzamış yoğun bakımda kalış süresi ile ilişkili faktörler olarak bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Tespit edilen risk faktörlerinin varlığında uygun tedavi seçenekleri ile hastaların desteklenerek operasyon zamanlamasının iyi belirlenmesi, yoğun bakım kalış süresi azaltacaktır.
INTRODUCTION: Prolonged ICU stay after coronary artery bypass surgery(CABG) is associated with increased morbidity, mortality and hospital costs.
The aim of this study is to analyze the risk factors associated with the prolongation of postoperative intensive care stay(ICUS) after CABG operations.

METHODS: 199 patients who would electively undergo CABG operation were included in the study. Prolonged ICU stay was determined as 48 hours. Preoperative demographic data, cross-clamp and pump times, inotropic uses, 2> unit blood transfusion, hypothermia, intubation time, arrhythmia, alveolo-arterial oxygen gradient (PAO2-PaO2) and partial arterial oxygen / fractional inspired oxygen (PaO2 / FiO2) ratios were recorded. Patients were divided into two groups according to the length of stay in the intensive care unit. Group1: Patients with ICU stay shorter than 48 hours, Group2: Patients with ICU stay longer than 48 hours. Mann Whitney U test and unpaired t test were used as statistical method. The factors associated with prolonged intensive care were investigated by linear regression analysis.
RESULTS: Duration of stay in intensive care unit was 26. ±9.1 in Group1, it was 137.8±72.3 hours in Group2 patients. Ventilation time was calculated as 11.1±4.1 hours in group 1 and 74.5±81.0 in group 2. According to the linear regression analysis, intubation time, chronic obstructive pulmonary disease (COPD), age>60, creatinine>1.3 mg/dl and ejection fraction (EF)<45% were found to be factors associated with prolonged ICU stay.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In the presence of identified risk factors, the appropriate timing of the operation will be supported by supporting the patients with appropriate treatment options and determining the timing of the operation

8.Comparison of Regional Cerebral Oxygen Saturation Values by Using Near-Infrared Spectroscopy in Patients who Underwent Coronary Artery Bypass Graft with and Without Internal Carotid Artery Stenosis
Hale Kefeli Çelik, Zahide Doğanay, Atilla Kanca
doi: 10.5222/GKDAD.2020.94824  Pages 85 - 94 (34 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmada, karotis arter darlığı olan ve olmayan hastaların serebral oksijen satürasyonu (rSO2) takip ederek NIRS'ın KABG ameliyatlarında rutin olarak kullanılabilirliliğini araştırıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: KABG uygulanacak olan 80 hasta iki gruba ayrıldı. Preoperatif yapılan renkli doppler ultrasonografi ile internal karotis arterlerinde darlık olan yada stabil plağı olan hastalar Grup I (n=40), internal karotis arterde darlık tespit edilmeyen hastalar Grup II'yi (n=40) oluşturdu. Her iki grupta; nabız, sistolik ve diyastolik kan basıncı, ortalama arteriyel kan basıncı, nazofarengeal ısı, hematokrit, PaO2, PaCO2, SPO2, BİS, sağ ve sol rSO2 değerleri ve rSO2 yüzde değişim oranları karşılaştırıldı.
BULGULAR: Her iki grupta da erkek/kadın oranı 27/13 şeklindeydi. Hastaların ortalama yaşı grup I’de 60.82±9.63 (39-79) yıl, grup II’de 59.95±9.54 (41-80) yıl idi. Gruplar arasında demografik veriler, preoperatif labaratuar ve BİS değerleri, ameliyat ve pompa süresi açısından bir fark izlenmedi. Arteriyal kan gazı değerleri, sağ ve sol rSO2 değerlerinde tüm ölçüm zamanlarında gruplar arasında fark bulunmadı (sırasıyla p=0,309, p=0,114). Her iki grupta tüm ölçüm zamanlarında rSO2 değerlerinde %20'ten fazla azalma izlenmedi. Ancak grup I'de rSO2 yüzde değişim oranları grup II'ye göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (sağ p=0,031, sol p<0,001). Postoperatif dönemde her iki grupta da inme izlenmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: KABG uygulanan hastalarda kalp akciğer pompasına geçildiğinde beyin perfüzyonunda düşme olmaktadır ve NIRS ile peroperatif serebral perfüzyonun takibi önemlidir. rSO2'deki yüzde değişim oranları karotis arterde darlık olan hastalarda daha fazla olmaktadır.
INTRODUCTION: In the study, the regional cerebral oxygen saturation (rSO2) of patients with and without carotid artery stenosis was monitored to see whether or not NIRS can be used routinely in CABG operations.
METHODS: Eighty patients undergoing CABG were divided into two groups. Following the preoperative colour Doppler ultrasonography, the patients with internal carotid artery stenosis or with stable plaque were included in Group I (n=40), while the patients having no internal carotid artery stenosis were included in Group II (n=40). Pulse rates, systolic and diastolic blood pressures, mean arterial blood pressures, nasopharyngeal temperatures, haematocrit, PaO2, PaCO2, SpO2, BIS, right, and left rSO2 values, and relative changes in rSO2 from baseline of the two groups were compared.
RESULTS: The male/female ratios in both groups were 27/13. The mean age was 60.82±9.63 (39–79) years in Group I and 59.95±9.54 (41–80) years in Group II. No differences were observed in terms of demographic data, preoperative laboratory and bispectral index (BIS) values, and time of operation and CPB. In addition, no differences were observed between the arterial blood gas values or the right and left rSO2 values of the groups at all measurement time points (p=0.309 and p=0.114, respectively). In both groups, the decrease in rSO2 values was not higher than 20% at all measurement time points. However, the relative changes in rSO2 from baseline in Group I were statistically different compared to those in Group II (right p=0.031, left p<0.001). No stroke occurred in the groups postoperatively.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In patients undergoing CABG, brain perfusion reduces when a CPB pump is put into operation, and the monitoring of intraoperative cerebral perfusion with NIRS is crucial. In patients with carotid artery stenosis, relative changes in rSO2 from baseline are higher.

9.Retrospective Investigation Of Anatomical Localization Preference And Catheter Malposition In Patients With Central Venous Catheterization
Harun Özmen, Bahar Aydınlı, Uğur Serkan Çitilcioğlu, Alptuğ Özen, Kamuran Tekin
doi: 10.5222/GKDAD.2020.30301  Pages 95 - 101 (27 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Santral venöz kateterizasyon(SVK) çeşitli endikasyonlarla yoğun bakımlarda kullanılan invaziv bir işlemdir. Literatürde, uygulamada % 3,6-14 arasında değişen oranlarda malpozisyon bildirilmiştir. Bu çalışmayla yoğun bakımlarımızda uzman hekimler tarafından ultrasonografi kullanmadan yapılan SVK uygulamasında kateter yerleştirme yeri tercihi ve malpozisyon oranlarımızı belirlemeyi amaçladık.


YÖNTEM ve GEREÇLER: Etik kurul onayı sonrası Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2017-2019 yıllarında SVK işlemi uygulanan 1710 hasta dosyası hastane bilgi yönetim sisteminden tarandı. Kalıcı port kateter, diyaliz kateteri ve 18 yaş altı pediatrik hastalarda yerleştirilen kateterler çalışma dışı bırakıldı. Tüm kateterizasyon işlemleri uzman hekim tarafından ultrasonografi kullanmaksızın Seldinger tekniğiyle 7 F kateterler kullanılarak yapılmıştı.


BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 1463 hastadan kateter yerleşim yeri olarak, en çok olmak üzere 842 hastada internal juguler ven, 467 hastada subklavian ven ve 154 hastada femoral ven kullanıldığı tespit edildi. Femoral katetrizasyon değerlendirme dışı bırakıldığında 1309 hastada %1.68 oranında malpozisyon saptanmıştır. Sağ internal juguler venden yapılan kateteterizasyonlarda 14 adet, sağ subklavian ven kateterizasyonunda 6 adet ve sol subklavian ven kateterizasyonunda 2 adet malpozisyon gelişmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak ultrason rehberliğinde kateter yerleştirilmesi tecrübeli klinisyenler tarafından uygulandığında malpozisyon gelişimini önleyebildiği ve daha az komplikasyona neden olabileceği bildirilse de ultrasonun olmadığı uygulamalarda işlemin deneyimli kişilerce yapılmasının ve işlem sonrasında kateter yerinin doğruluğunun teyit edilmesinin malpozisyon oranlarını azaltabileceğini düşünmekteyiz"
INTRODUCTION: Central venous catheterization (CVC) is an invasive procedure used in intensive care units with various indications. Malposition has been reported in the literature ranging from 3.6-14% in practice. In this study, we aimed to determine the preference of catheter placement and malposition rates in SVC application performed by specialist physicians in our intensive care units without using ultrasonography.
METHODS: After the approval of the ethics committee, 1710 patient files were applied to the Mersin City Training and Research Hospital in 2017-2019. Permanent port catheter, dialysis catheter and catheters placed in pediatric patients under 18 years of age were excluded from the study. All catheterization procedures were performed by a specialist physician using 7 F catheters with Seldinger technique without the use of ultrasound.
RESULTS: Of the 1463 patients included in the study, 842 patients had internal jugular vein, 467 patients had subclavian vein and 154 patients had femoral vein. When femoral catheterization was excluded, malposition was found in 1309 patients with a rate of 1.68%. There were 14 malposition catheters in the right internal jugular vein, 6 in the right subclavian vein and 2 in the left subclavian vein catheterization.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In conclusion,it has been reported that ultrasound-guided catheter placement may prevent malposition and reduced complication rate when performed by experienced clinicians. However,when the ultrasound is not available, we believe that performing the procedure by experienced clinicians and confirming the accuracy of the catheter position with lung x-ray after the procedure may reduce malposition rates



10.Bilateral Erector Spinae Plane Block for Redo Tricuspid Valve Replacement with Thoracotomy
Behiç Girgin, Halil İslamoğlu, Aslı Z. Demir
doi: 10.5222/GKDAD.2020.42275  Pages 102 - 105 (29 accesses)
Kardiyotorasik cerrahide Erector Spinae Plane (ESP) bloğu, postoperatif analjezide perioperatif opioid kullanımına veya torasik epidural analjeziye iyi bir alternatif olabilir. Bu yazıda redo triküspit kapak replasmanı ameliyatında etkili ESP blok deneyimimizi sunduk. Hastaya torakotomi ile redo triküspit kapak replasmanı (TVR) ameliyatı planlandı. Hastaya 1994 yılında aort kapak replasmanı, 2005 yılında mitral kommissurotomi ve 2008 yılında TVR uygulanmıştı. ESP için T5 seviyesinde % 0.5 bupivakain: salin 1: 1 karışımı, her bir tarafa 20 ml olacak şekilde bilateral tek enjeksiyon bloğu uygulandı. Postoperatif 1. ve 2. gün VAS 1-2 idi ve ek analjezik gerekmedi. Tek enjeksiyonlu blok postoperatif ağrıyı hafifletmede oldukça etkiliydi, hasta hemodinamik olarak stabildi ve minimum perioperatif opioid gereksinimi ümit vericiydi. ESP bloğu, yüksek opioid dozlarının neden olduğu sorunları önlemek için çok avantajlıdır. Önemli bir nokta, redo ameliyatlarda daha fazla doku rezeksiyonu gerekir ve bu daha fazla ağrıya neden olur, ancak olgumuzda tek enjeksiyonlu ESP ile yeterli analjezi sağlanmıştır.
Erector Spinae Plane(ESP) block in cardiothoracic surgery may be a good alternative to perioperative opioid use or thoracic epidural analgesia in the treatment of postoperative analgesia. We presented to effective ESP block experience for a patient redo tricuspid valve replacement. A patient underwent surgery for redo tricuspid valve replacement(TVR) with thoracotomy. The patient underwent aortic valve replacement in 1994, mitral commissurotomy in 2005 and TVR in 2008. Single injection block was performed at the level of the T5 for ESP with 0.5% bupivacaine saline 1: 1 mixture was bilaterally administered in 20 ml each.On the 1.and 2. postoperative day, VAS was 1-2 and no additional analgesic was required. Single injection block was quite effective in relieving postoperative pain, the patient was hemodynamically stable and minimum perioperative opioid requirement was promising. ESP block is very advantageous in order to avoid problems caused by high opioid doses. An important point is that more tissue resection is required in redo surgeries, causing more pain, however, adequate analgesia was achieved with single injection ESP in our case.

CASE REPORT
11.Pneumothorax Caused by Airway Extubation Catheter in a Difficult Intubation Case
Kezban Aydan Okuyucu, Emine Yurt, Mehmet Yılmaz, Ayşe Adin Selçuk, Kemal Tolga Saraçoğlu
doi: 10.5222/GKDAD.2020.72621  Pages 106 - 110 (24 accesses)
Beklenen zor entubasyon olgularında uyanık fiberoptik entübasyon ve tüp değiştirici kateter kullanılmaktadır. Bu uygulamalar hayat kurtarıcı olmasının yanında bazı komplikasyonlara neden olabilir. Bu olguda retromolar kitleye bağlı ağız açıklığı 0.2 mm olan hastaya, biyopsi amaçlı uyanık nazal fiberoptik entubasyon yapıldı. Ekstubasyonda tüp değiştirici kateter kulanıldı. Ekstubasyon sonrası Pnömotoraks gözlendi. Bu olguda nazal uyanık fiberoptik entübasyon, tüp değiştirici kateterle yapılan ekstubasyon ve sonrasında gelişen pnömotoraks ile ilgili deneyimimizi sunduk.
In the expected difficult intubation, Awake Fiber–Optic Nasotracheal Intubation and tube-changing catheter are used. These practices can be life-saving as well as cause some complications. In this case report, a patient with a mouth opening of 0.2 mm due to retromolar mass was subjected to Awake Fiber–Optic Nasotracheal Intubation for biopsy. A tube changer catheter was used on the extubation. Pneumothorax was observed after extubation. In this case, we present our experience with Awake Fiber–Optic Nasotracheal Intubation, extubation with airway exchange catheter and developing pneumothorax.

12.Terlipressin Increases Blood Pressure and Facilitates Weaning from Cardiopulmonary Bypass in Heart Transplant Recipients with Refractory Hypotension: Case Series
Aynur Camkıran Fırat, Nukhet Akovalı, Duygu Taşkın, Atila Sezgin, Pinar Zeyneloglu
doi: 10.5222/GKDAD.2020.08760  Pages 111 - 112 (17 accesses)
Abstract | Full Text PDF

LETTER TO THE EDITOR
13.Factors Affecting Perioperative Blood Transfusion Applications in a University Hospital (Letter to Editor)
Seher İrem Kıran, Fevzi Toraman
doi: 10.5222/GKDAD.2020.25483  Pages 113 - 114 (26 accesses)
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale