ISSN 1305-5550 | e-ISSN 2548-0669
Göğüs-Kalp-Damar Anestezi ve Yoğun Bakım Derneği Dergisi - GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 17 (4)
Cilt: 17  Sayı: 4 - 2011
ARAŞTIRMA
1.
Açık Kalp Cerrahisi Ameliyatında Kullanılan Farklı Kardiyopleji Solüsyonlarının Retrospektif Değerlendirilmesi
Retrospective Evaluation of Different Cardioplegic Solutions in Open Heart Surgery
Hakan Tapar, Ziya Kaya, Mustafa Süren, Semih Arıcı, Serkan Karaman
doi: 10.5222/GKDAD.2011.081  Sayfalar 81 - 90 (985 kere görüntülendi)
AMAÇ: Deneysel çalışmalar myokardiyal korumada kan kardiyoplejisinin kristaloid kardiyoplejiye göre üstünlüğünü göstermesine rağmen, klinik veriler halen belirsizdir. Günümüzde açık kalp cerrahisinde kardiyopleji tipi konusunda tam bir görüş birliğinin olmadığı görülmektedir.
YÖNTEMLER: 17 aylık sürede on-pump olarak operasyona alınan 107 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastalar kan kardiyoplejisi kullanılan (Grup 1, n=72) ve kristaloid kardiyoplejisi kullanılan (Grup 2, n=35) olarak iki gruba ayrıldı.
BULGULAR: Operasyona alınan hastaların preoperatif demografik dağılımında hasta sayısı, yaş ortalaması, EF (Ejeksiyon Fraksiyonu), erkek cinsiyet grup 1’de, diabetes mellitus (DM) ve kadın cinsiyet grup 2’de daha anlamlı bulunmuştur. Risk eşitlemesi yapılmaması retrospektif yapılan çalışmanın zayıf yönü olarak görülebilir. Çalışmanın sonunda grup 1’de postoperatif kanama miktarı (1077 ml), kanamaya bağlı revizyon oranı (9 hasta) ve yoğun bakımda ekstübasyon süresi (345 dk) grup 2’ye göre anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Grup 2’ de 1.gün idrar miktarı (1831 ml) ve inotrop kullanım oranı (%20) grup 1’e göre istatiksel olarak daha anlamlı bulunmuştur (p<0.05).
SONUÇ: Açık kalp cerrahisinde kristaloid kardiyoplejisi kullanımının kan kardiyoplejisine göre daha iyi olduğu görülmüştür.
OBJECTIVE: However experimental studies show that blood cardioplegia has a superiority than crystalloid cardioplegia in myocardial protection, clinical data is undetermined yet. There is no consensus on the selection of the cardioplegia type in open heart surgery nowadays.
METHODS: 107 patients which operated by on pump in 17 monthly period assessed retrospectively. Patients were divided in two group that using blood cardioplegia (Group1, n=72) and crystalloid cardioplegia (Group2, n=35). At preoperative demographic distribution at operated patients; patients number, mean of age, EF (Ejection Fraction), male sex in group 1, Diabetes Mellitus (DM) and female sex group 2 found more expressive. Because of risk equilibrium is not maintained this situation can be seen the weak pointof retrospective study.
RESULTS: In the end of the study postoperative bleeding volume (1077 ml), the revision rate due to bleeding (9 patients) and extubation time (345 min) in intensive care unit were significantly higher in Group I (p<0.05), while the urine volume in postoperative day 1 (1831 ml) and the inotrop use (%20) were significantly higher in Group II (p<0.05).
CONCLUSION: In open heart surgery, the crystalloid use cardioplegia were better than blood cardioplegia.

OLGU SUNUMU
2.
Çok Yüksek Riskli Koroner Arter Hastalığı ve Dejeneratif Kalp Kapağı Olan Bir Hastanın Acil Spinal Cerrahisinde Başarılı Bir Anestezi Uygulaması
A Successful Administration of Anesthesia in An Urgent Spinal Surgery of a Patient with a High Risk of Coronary Artery and Degenerative Cardiac Valvular Diseases
Murat Karcıoğlu, Kasım Tuzcu, Işıl Davarcı, Yusuf Bolkan Bozdoğan, Selim Turhanoğlu, Adnan Burak Akçay, Murat Altaş
doi: 10.5222/GKDAD.2011.091  Sayfalar 91 - 95 (803 kere görüntülendi)
Kardiyak hastanın nonkardiyak cerrahisinde preoperatif değerlendirme konusundaki bütün çabalar olası komplikasyonları tahmin etmek ve onlardan korunmak içindir.
L1 çökme fraktürü ön tanısı ile 80 yaşındaki kadın hastaya acil ameliyat kararı alındı.
Hastanın muayenesinde akciğer ödeminde olduğu ve kalp yetmezliği geliştiği tespit edildi. Önceki koroner anjiyografi raporunda çok yüksek riskli koroner arter hastası olduğu ve hastanın baypası kabul etmediği öğrenildi. Hastanın bu haliyle opere olmasının çok riskli olduğu ve kardiyoloji tarafından yine değerlendirilmesi istendi. Cerrah ve hasta yakınları ile görüşülüp koroner yoğun bakıma gönderildi. Ekokardiyografisinde ejeksiyon fraksiyonu (EF) % 30-35, 3-4º mitral yetmezliği (MY) vardı. Akciğer ödemi tedavisi için vazodilatör + diüretik + pozitif inotropik tedavi aldı. Yaklaşık 1 haftalık agressif tedaviden sonra kan gazları düzeldi, hemodinamisi stabilleşti ve EF’si % 45, MY 2-3º civarındaydı. Bu haliyle ameliyata alınmasına karar verildi. Ameliyathanede invaziv monitörizasyon yapıldı. Anestezi indüksiyonunda midazolam, fentanil, rokuronyum ve lidokain verildi. İdamesi ise % 50 hava + % 50 O2 ve sevofluran ile sürdürüldü. Hasta ameliyat boyunca hemodinamik olarak stabil seyretti. Üç saat süren ameliyat sorunsuz tamamlandı. Sonuç olarak, ameliyat öncesi değerlendirmede mümkün olduğu kadar her hasta kardiyak semptomlar bakımından dikkatle sorgulanmalı, ayrıntılı muayene edilmelidir. Perioperatif pulmoner ödem ve kalp yetmezliği (KKY) varlığında nonkardiyak cerrahi acil değilse ertelenmeli ve KKY fonksiyonel derecesine göre perioperatif dönem boyunca agressif olarak tedavi edilmelidir. Acil durumlarda kardiyologlar ile konsulte edilerek birlikte karar verilmeli ve hasta optimal koşullarda ameliyata alınmalıdır.
In noncardiac surgery of cardiac patients, all efforts during the preoperative assessment are to predict, and prevent potential complications An urgent operation was decided to be performed on a 80-year-old female patient with the diagnosis of depression fracture of L1. During assessment of the patient before anesthesia, we learned that patient had coronary artery disease. During the physical examination, pulmonary edema was detected secondary to the congestive heart failure. The patient was sent to coronary intensive care unit after talking with patient’s relatives and the attending surgeon. After aggressive treatment about a week, blood gas values were improved and hemodynamic values were stabilized. In this condition, we decided operation for the patient. Invasive monitorization was performed in the operation room. For induction of anesthesia, midazolam, fentanyl, rocuronium, and lidocaine were given. The maintenance of anesthesia provided with sevoflurane plus 50 % of air and 50 % of oxygen. The patient remained stable during the operation. A three-hour operation was completed without any problem, and she was remained at a steady state up to the discharge. As a conclusion, each patient should be questioned and examined carefully about cardiac manifestations during the preoperative assessment. In the presence of any sign or symptom of congestive heart failure (CHF), noncardiac surgeries should be postponed if it is not urgent. Such patients should be treated aggressively during the perioperative period according to the functional degree of CHF. In case of emergency, consultation with cardiologists should arrive at a consensus, and patients should be operated under optimal conditions.

3.
Koroner Revaskülarizasyon Olgusunda İnternal Juguler Ven Kateterizasyonuna Bağlı Gelişen Horner Sendromu
Horner’s Syndrome In A Coronary Bypass Case Secondary To Internal Jugular Venous Cannulatıon
Funda Gümüş, Kerem Erkalp, Sıtkı Nadir Şinikoğlu, Abdülkadir Yektaş, Adil Polat, Vedat Erentuğ, Ayşin Alagöl
doi: 10.5222/GKDAD.2011.096  Sayfalar 96 - 98 (788 kere görüntülendi)
Santral venöz kateterizasyon, total parenteral beslenme, vazoaktif veya periferik venleri irrite eden ilaç uygulamalarında, hızlı sıvı ve kan infüzyonu gerektiren operasyonlarda, hemodinamik monitorizasyon takibinde, hemodiyaliz uygulaması ve trankütan pace elektrodlarının yerleştirilmesi amaçlı uygulanan invaziv bir işlemdir. Genellikle perkütan yaklaşımla yerleştirilen bu uygulamalarda %5-19oranında çeşitli komplikasyonlar görülebilir. Bu komplikasyonlardan nadir görülen biri de Horner sendromudur. Bu yazıda koroner revaskülarizasyon operasyonlarında kardiyak monitorizasyon rutini olarak uygulanan santral venöz kateterizasyon işleminde, internal juguler ven kateterizasyonuna bağlı Horner sendromu gelişen bir olgu sunulmuştur.
Central venous cannulation is an invasive procedure used for total parenteral nutrition, vasoactive or venoirritating drug use, massive and rapid volume transfusion, hemodynamic monitorization, hemodialysis and percutaneous pacemaker implantations. Various complications may occur during or after this percutaneous procedure at an incidence of 5%-19%. One of the rare complications is Horner’s Syndrome. In this report, case of Horner’s Syndrome after internal jugular vein catheterization for central venous catheterization which was placed as a routine procedure in the coronary revascularization procedure was presented.

4.
İdrar Yolu İnfeksiyonlarını Önlemede Yeni Bir Uygulama: Uroshield
A New Intervention For Preventing Urinary Tract Infections: Uroshield
Sema Turan, Şerife Bektaş, Bülent Yamak, Dilek Kazancı, İhsan Ayık, Berna Ergün, Özcan Erdemli
doi: 10.5222/GKDAD.2011.099  Sayfalar 99 - 104 (982 kere görüntülendi)
Yoğun bakım üniteleri hastane içerisinde nozokomiyal infeksiyonların en sık görüldüğü bölümlerdir. Nozokomiyal infeksiyonlar arasında üriner sistem infeksiyonları ilk sırada yer almaktadır. Nozokomiyal üriner sistem infeksiyonlarının üriner katater kullanımı ile doğrudan ilişkisi olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Son yıllarda idrar yolu infeksiyonlarının önlenmesi yeni bir alet olan Uroshield™ (UroShield™ Nanovibronix Ltd. Nesher, Israel) geliştirilmiştir. Uroshield™ idrar sondasına takılan bir cihazdır ve sürekli ultrasonik dalga oluşturarak idrar sondası üzerinde bakterilerin biyofilm tabakası oluşturmasını engelleme mekanizması ile çalışmaktadır. Bu ön araştırmada Uroshield™ kullandığımız 4 olguda idrar yolu infeksiyonu gelişip gelişmediğini değerlendirmeyi amaçladık.
Nosocomial infections are most frequently observed in intensive care units of hospitals. Urinary tract infections appear in the first place among nosocomial infections. Several studies have demonstrated that use of urinary catheters have a direct relationship with nosocomial urinary tract infections. In recent years, UroShield™ (UroShield™ Nanovibronix Ltd. Nesher, Israel) which is a new tool developed for the prevention of urinary tract infections. UroShield™ is a device that is attached on the urinary catheter and generates continuous ultrasonic waves which are supposed to block the biofilm development by bacteria on urinary catheter In this preliminary study, we aimed to evaluate urinary tract infections whether developed or not in four patients whom we used Uroshield™.

LookUs & Online Makale