ISSN 1305-5550 | e-ISSN 2548-0669
Journal of Cardio-Vascular-Thoracic Anaesthesia and Intensive Care Society - GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 27 (1)
Volume: 27  Issue: 1 - 2021
1.Cover

Page I (12 accesses)

2.Editorial Consultants

Pages II - III (15 accesses)

3.Contents

Pages IV - V (11 accesses)

4.Publication Policies and Writing Guide

Pages VI - XII (8 accesses)

REVIEW
5.The Importance of Extravascular Lung Water Measurement in Major Surgeries
Baturay Kansu Kazbek, Perihan Ekmekçi
doi: 10.5222/GKDAD.2021.04935  Pages 1 - 13 (14 accesses)
Majör cerrahilerde postoperatif pulmoner komplikasyonlar %1-23 arasında değişmekte ve ciddi
mortaliteye neden olabilmektedir. Perioperatif ekstravasküler akciğer sıvısı (EVLW) ölçümü,
komplikasyonların önlenmesinde olduğu kadar ventilatörden ayırma, sıvı yönetimi ve farmakolojik
müdahalelere yanıtın gözlenmesinde de yararlıdır. EVLW akciğerlerde pulmoner damarlar
dışında bulunan interstisyel, intrasellüler, alveoler ve lenfatik sıvıyı kapsar. Sağlıklı kişilerde
normal değerleri 3-7 ml/kg’dir ve 10 ml/kg üzerindeki değerlerin pulmoner ödeme işaret etmektedir.
EVLW ölçümünde altın standart gravimetrik yöntem olmakla birlikte, bu yöntemin postmortem
uygulanabilmesi nedeniyle ultrasonografi ve transpulmoner termodilüsyon gibi yöntemler
geliştirilmiştir. EVLW ölçümü renal replasman tedavisi, ekstrakorporeal membran oksijenizasyonu
(ECMO), plevral effüzyonlar ve yüksek PEEP kullanımı gibi durumlardan etkilenebilmektedir.
Gelecekte majör cerrahilerde EVLW ölçümünün postoperatif hemodinamik takip ve
tedaviye etkilerini araştıracak yeni çalışmalara gereksinim vardır.
The incidence of postoperative pulmonary complications varies between 1-23 % and these
complications can cause serious mortality. Measurement of extravascular lung water (EVLW) is
beneficial not only for the prevention of complications but also in weaning, fluid management
and monitorization of response to pharmacological interventions. EVLW consists of interstitial,
intracellular, alveolar and lymphatic fluid in lungs except for pulmonary vasculature. Its normal
range is 3-7 m/kg in healthy adults, values greater than 10 ml/kg point to pulmonary edema.
Although the gold standard for measurement of EVLW is the gravimetric method, due to the
fact it can only be applied postmortem, measurement methods by using ultrasonography and
transpulmonary thermodilution have been developed. EVLW measurement can be affected by
renal replacement therapy, extracorporeal membrane oxygenation (ECMO), pleural effusions
and high PEEP. New research focusing on the effect of EVLW measurement on postoperative
hemodynamic management is necessary in the future.

RESEARCH ARTICLE
6.Ultrasound-Guided Transverse Thoracic Muscle Plane Injection vs. Topical Spraying of Papaverine for LIMA Harvesting: A Pilot Study
Muhammed Enes Aydin, Sümeyye Al, Ahmet Murat Yayik, Ugur Kaya, Abdurrahim Colak
doi: 10.5222/GKDAD.2021.54154  Pages 14 - 20 (12 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Topikal papaverin uygulamasının sol internal meme arteri (LIMA) akımı üzerine etkisi iyi bilinen bir uygulama olmasına rağmen, transvers torasik kas planına uygulanan papaverin hidrodiseksiyonunun etkisi bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı, preoperatif ultrason eşliğinde transvers torasik kas planına uygulanan papaverinin LIMA akımı üzerine olan etkisini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: ASA II-III, koroner arter baypas greftleme cerrahisi geçiren, 40 hasta, randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup topikal papaverin (Grup TP, n=20) Grup ultrason eşliğinde papaverin (Grup USP, n=20). Grup TP’ye 10 mg papaverin 10 mL salin içerisinde LIMA serbestleştirildikten sonra topikal olarak uygulandı. Grup USP’ye ise aynı solüsyon ultrason eşliğinde Preoperatif transvers torasik kas planına uygulandı. Trans-time akım ölçümleri (TTFM) ve LIMA serbestleştirme zamanı, cerrah memnuniyeti kaydedildi.
BULGULAR: Anastomoz öncesinde LIMA serbest akımları Grup USP ve Grup TP arasında fark yoktu (111.35±69.76 vs. 92.15±46.76 sırasıyla, p=0.185). Anastomoz sonrasında değerlendirilen TTFM değerleri arasında gruplar arasında anlamlı bir fark yoktu (p>0.05). LIMA serbestleştirilme süresi Grup USP’de Gurp TP’ye göre istatistiksel olarak daha kısaydı (13.90±3.01 vs. 16.65±4.50 sırasıyla, p=0.049). Grup USP’de cerrah LIMA serbestleştirme memnuniyeti istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksekti (p=0.029).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ultrason eşliğinde transvers torasik kas planına uygulanan papaverin enjeksiyonunun LIMA spazmını önlemek için topikal uygulamaya alternatif bir yöntem olabileceğini düşünmekteyiz.
INTRODUCTION: Although the effect of topical papaverine on the left internal mammary artery (LIMA) flow is a well-known method, papaverine hydro dissection is applied to the transverse thoracic muscle plane is unknown. This study aims to investigate the effect of ultrasound-guided transverse thoracic muscle plane papaverine injection on LIMA flow.
METHODS: ASA II-III, 40 patients who underwent coronary artery bypass grafting surgery, were randomly divided into two groups. Group topical papaverine (Group TP, n=20) and Group ultrasound-guided papaverine (Group USP, n=20). In Group TP, 10 mg papaverine in 10 mL saline was administered topically after LIMA harvesting. In Group USP, ultrasound-guided transverse thoracic muscle plane papaverine injection with the same solution preoperatively. Trans-time flow measurements (TTFM), LIMA harvesting time, and surgeon satisfaction were recorded.
RESULTS: There was no difference in LIMA free flows before anastomosis between Group USP and Group TP (111.35±69.76 vs. 92.15±46.76, respectively, p=0.185). There was no significant difference between the groups in TTFM values evaluated after anastomosis (p> 0.05). LIMA harvesting time was statistically shorter in Group USP than Group TP (13.90±3.01 vs. 16.65±4.50 respectively, p=0.049). Surgeon LIMA harvest satisfaction was statistically significantly higher in group USP (p=0.029).
DISCUSSION AND CONCLUSION: We think that papaverine injection via ultrasound-guided transverse thoracic muscle plane may be an alternative method to topical application to prevent LIMA spasm.

7.Comparison of Standard Endotracheal Tube and Endotracheal Tube with Subglottic Secretion Drainage in Patients Undergoing Open Heart Surgery; Risk of Developing Postoperative Nosocomial Pneumonia
Zeki Talas, Tülay Çardaközü, Emel Azak, Sibel Gür
doi: 10.5222/GKDAD.2021.36034  Pages 21 - 29 (50 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Postoperatif nazokomiyal pnömoni (PoNP), ise ameliyattan 48 saat sonra gelişen pnömoniler için kullanılır. PoNP riski, endotrakeal tüp (ET) kullanıldığında 3-20 kat daha fazla görülür. Bu nedenle, subglottik sekresyona izin veren drenaj lümenli ET’ler üretilmiştir (SSD-ET). Kalp cerrahisi sonrasında PoNP riski yüksektir. Literatürde hızlı kardiyak anestezi protokolü uygulanan hastalarda SSD-ET ve VAP ile ilgili sınırlı sayıda çalışma vardır. Çalışmamızın amacı, hızlı kardiyak anestezi protokolleri uygulanan açık kalp ameliyatı geçiren hastalarda SSD-ET’nin ekstübasyon süresi üzerindeki koruyucu etkisini ve PoNP gelişimini karşılaştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Prospektif, kör olmayan, randomize bir çalışma planlandı. Açık kalp cerrahisi planlanan hastalar, Standart Tüp Grubu (Grup 1) veya Subglottik Aspirasyon Tüpü Grubu (Grup 2) almak üzere rastgele iki gruba ayrıldı. Çalışmaya 60 hasta dahil edildi. PoNP tanısı, 2015 “Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC)” (1) tanı kriterlerine göre belirlendi. İki yönlü p değeri <0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
BULGULAR: SSD-ET grubunda ekstübasyon süresi 12.65 saat, S-ET grubunda 16.88 saat olarak belirlendi. Bu nedenle, SSD-ET grubunda ekstübasyon süresi önemli ölçüde daha kısadır (<0,027) saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamız, açık kalp ameliyatı geçiren hastalarda SSD-ET’lerin PoNP gelişimini doğrudan etkilememekle birlikte ekstübasyon süresini kısalttığını göstermiştir.
INTRODUCTION: Postoperative nasocomial pneumonia (PoNP) is the pneumonia that develops 48 hours after the surgery. The risk of PoNP is 3-20 times higher when endotracheal tube (ET) was used. Therefore ETs with drainage lumens allowing subglottic secretion were produced (SSD-ET). The risk of PoNP has increased in cardiac surgery. There are limited number of studies on SSD-ET and VAP in the literature on patients under going fast-track cardiac anesthesia protocol. The aim of our study is to compare the protective effect of the SSD-ET on the extubation time and the development of PoNP in the patients having open heart surgery under going fast-track cardiac anesthesia protocols.
METHODS: A prospective, non-blind, randomized trial was conducted. Patients scheduled for cardiac surgery were randomly assigned to receive Standart Tube Group (Group 1) or Subglottic Aspiration Tube Group (Group 2). 60 patients were included in the study. The diagnosis of PoNP is determined according to the diagnostic criteria of 2015 “Centersfor Disease Control and Prevention (CDC)”(1). A two-sided p-value <0.05 was considered as statistically significant.
RESULTS: Extubation time was 12.65 h in group SSD-ET, it was revealed as 16.88 h in the S-ET group. Hence, the extubation time was significantly shorter in the SSD-ET group (<0.027)
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our study has showed that SSD-ETs decreased the extubation time in patients who underwent open heart surgery, although they did not directly affect the development of PoNP

8.The Effect of Two Different Types of Anesthesia on Postoperative Liver Functions in Patients with Coronary Bypass with Metabolic Syndrome
Hülya Yiğit Özay, Aslı Demir, Melike Kaya Bahçecitapar
doi: 10.5222/GKDAD.2021.63634  Pages 30 - 37 (9 accesses)
Amaç: Metabolik sendromlu (MS) hastaların koroner baypas cerrahisinde (KABG) karaciğer fonksiyonlarını etkileyen faktörlerden biri kullanılan anestezi ilaçları olabilir. Bu amaçla KABG geçirecek MS’lu hastalarda, midazolam bazlı total intravenöz anestezi(TİVA) ve sevofluran bazlı inhalasyon anestezi uygulamasının, karaciğer fonksiyonları ve postoperatif komplikasyonlar üzerine etkilerini araştırdık.
Yöntem: Çalışmamıza 76 hasta dâhil edildi. TİVA (n=38) ve SEVO (n=38) grupları arasında cinsiyet, yaş, vücut kitle indeksi (VKİ), euroscore değerleri, ameliyat öncesi komorbidite varlığı, kan ürünü transfüzyonu, postoperatif komplikasyon ve 30 günlük mortalite oranları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05). Preoperatif ve postoperatif laboratuvar parametrelerine göre karşılaştırıldığında her 2 grupta da ALT, AST, LDH ve glukoz değerleri benzer bulundu.
Bulgular: Çalışmamızda, metabolik sendromlu koroner baypas hastalarında midazolam bazlı TİVA ve sevofluran bazlı inhalasyon anestezi uygulamalarının birbirine üstünlüğü olmadığını saptadık. Daha fazla sayıda hasta ile detaylı parametrelerin araştırıldığı çalışmalar bu konu için yol gösterici olacaktır.
Sonuç: Çalışmamızda, metabolik sendromlu koroner baypas hastalarında midazolam bazlı TİVA ve sevofluran bazlı inhalasyon anestezi uygulamalarının birbirine üstünlüğü olmadığını saptadık. Daha fazla sayıda hasta ile detaylı parametrelerin araştırıldığı çalışmalar bu konu için yol gösterici olacaktır.
Objective: One of the factors affecting liver functions in open coronary surgery (CABG) of patients with metabolic syndrome (MS) may be the anesthetic drugs used. For this purpose, we investigated the effects of midazolam-based total intravenous anesthesia (TIVA) and sevoflurane-based inhalation anesthesia on liver functions and postoperative complications in patients with MS who wiould undergo open coronary bypass surgery.
Method: A total f 76 patients were included in our study. A statistically significant difference was not found between the TIVA (n=38) and SEVO (n=38) groups in terms of gender, age, body mass index (BMI), Euroscore values, presence of preoperative comorbidity, blood product transfusion, postoperative complications, and 30-day mortality rates. (p>0.05). Preoperative and postoperative laboratory parameters, ALT, AST, LDH, and glucose values were comparable between both groups.
Results: 76 patients were included in our study. There was a statistically significant difference between the TIVA (n=38) and SEVO (n=38) groups in terms of gender, age, body mass index (BMI), euroscore values, presence of preoperative comorbidity, blood product transfusion, postoperative complications, and 30-day mortality rates. There was no difference (p>0.05). When compared according to preoperative and postoperative laboratory parameters, ALT, AST, LDH, and glucose values were found similar in both groups.
Conclusion: In our study, we found that TIVA and SEVO groups are not superior to each other in coronary bypass patients with metabolic syndrome. Studies investigating detailed parameters with more patients will be guiding for this issue.

9.The Relation of Intraoperative Renal Oxygen Saturation Change with Postoperative Acute Kidney Injury
Mustafa Emre Gürcü, Atakan Erkılınç, Pinar Karaca Baysal, Fatih Yılmaz, Tuncer Koçak
doi: 10.5222/GKDAD.2021.82621  Pages 38 - 43 (19 accesses)
Amaç: Akut böbrek hasarı, kardiyopulmoner baypas kullanılan açık kalp cerrahisinden sonra %25-%30 oranında görülen, postoperatif morbidite ve mortalteyi artırarak ameliyat başarısını azaltan en önemli bir faktördür. Near infrared spektroskopi (NIRS), beyin ve vital organlara oksijen sunumundaki dengesizliklerin erken belirlenmesi ve düzeltilmesine olanak sağlayan noninvaziv bir monitorizasyon yöntemidir. Bu çalışmanın amacı, intraoperatif NIRS ile takip edilen renal rSO2 değerlerindeki değişikliklerin ameliyat sonrası gelişen akut böbrek hasarı ile ilişkisini araştırmaktır.
Yöntem: Temmuz 2020-Ocak 2021 tarihleri arasında kardiyopulmoner baypas kullanılarak açık kalp cerrahisi uygulanan 50 hasta çalışmaya dâhil edildi. Demografik veriler yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (BMI), hipertansiyon, diabetes mellitus, kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve bilinen kronik hastalıklar, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunu içermektedir. Akut böbrek hasarı tanımı KDİGO kriterlerine göre tanımlandı. Postoperatif 48. saat sonunda akut böbrek hasarı gelişen ve gelişmeyen hastaların, intraoperatif renal rSO2 değişimleri ile ilişkisi değerlendirildi.
Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen 50 hastanın yaş ortalaması 62 (54.3-66,5) idi ve çoğunluğu erkek hastaydı (%72). İntraoperatif verilerin değerlendirilmesinde, renal rSO2 değişiminin ameliyat sonrası akut böbrek hasarı gelişen ve gelişmeyen (sırasıyla; -%12, -%3) hastalar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu saptandı (p: 0.001). Penalised multivarite logistic regresyon analizinde de intraoperatif rSO2 değerindeki değişimlerin [(from -%10 to %0,5), OR: 0.18 (0,04-0,76) p: 0,03] postoperatif akut böbrek hasarı gelişimi için bağımsız bir öngördürücü olduğu bulundu.
Sonuç: KBP döneminde takip edilen renal rSO2 ölçümlerindeki düşüşlerin postoperatif dönemdeki akut böbrek hasarı gelişimini predikte ettiğini saptadık. NIRS ile renal oksijen saturasyon monitorizasyonunun, hem noninvaziv olması hem de eş zamanlı verileri yansıtması postoperatif dönemdeki renal disfonksiyonun öngörülebilmesi için oldukça etkili bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz.
Objective: Acute kidney injury seen in 25-30 % of the cases after open heart surgery where cardiopulmonary bypass was performed, is one of the most important factors that affect the success of the on- pump open heart surgery by increasing the rates of postoperative morbidity, and mortality. Near infrared spectroscopy (NIRS) is a noninvasive monitoring that frequently used method that allows correction of imbalances in oxygen supply to the brain and vital organs. We aimed to investigate the relationship between renal oxygen saturation values and postoperative acute kidney injury.
Method: Fifty patients who underwent on- pump open heart surgery between July 2020 and January 2021 by using cardiopulmonary bypass were included in the study. Demographic data included age, gender, body mass index (BMI), hypertension, diabetes mellitus, chronic obstructive pulmonary disease, other chronic diseases and left ventricular ejection fraction. The definition of acute kidney injury was defined according to the criteria of KDIGO. At the end of the postoperative 48th hour the relationship between intraoperative renal rSO2 changes in patients with or without acute kidney injury was evaluated.
Results: Fifty patients were included in the current study. The median (IQR) age of 50 patients was 62 (54.3-66.5), and mostly male patients constituted the study populatio,. When we evaluated the intraoperative data, there were statistically significant differences in changes in renal rSO2 values in patients who had and had not developed postoperative acute kidney injury (-12%, -3%, respectively) (p: 0.001). In the multivariate logistic regression analysis, the change in rSO2 values in the intraoperative period [(from - 10% to 0.5%), OR: 0.18 (0.04-0.76) p: 0.03] were found to be an independent predictor of postoperative acute kidney injury.
Conclusion: We found that the decrease of renal rSO2 measurements during surgery may predict the development of acute kidney injury in the postoperative period. We think that renal oxygen saturation monitoring with NIRS is a very effective method for predicting postoperative renal dysfunction, because it is both noninvasive and reflects simultaneous data.

10.Determination of Mortality in Cardiac Surgery: Is Cardiac Surgery Scoring (CASUS) System Effective?
Senem Polat, Nurgul Yurtseven
doi: 10.5222/GKDAD.2021.46547  Pages 44 - 50 (14 accesses)
Amaç: Bu çalışma, kardiyak cerrahi sonrası gelişebilecek mortalite öngörüsünde kullanılan kardiyak cerrahi skorlaması (CASUS) sisteminin etkinliğini değerlendirmek ve geçerliliği test edilmiş bir yöntem olan EuroSCORE ile karşılaştırmak üzere planlandı.
Yöntem: Açık kalp cerrahisi sonrası yoğun bakım ünitesine (YBÜ) gelen ve YBܒde 48 saatten fazla süre kalan 18 yaşından büyük 50 hasta prospektif olarak çalışmaya alındı. Hastaların preoperatif EuroSCORE değerlendirmesi yapıldıktan sonra, postoperatif sıfırıncı günden servise alınmalarına veya yoğun bakım kalışı uzayan hastalarda postoperatif 6. güne kadar (veya olası mortalite durumuna) risk skorlaması için CASUS skorlama sistemleri kullanıldı. Her 2 modelin YBÜ mortalite tahminindeki yerini değerlendirildi.
Bulgular: Çalışma 21’i kadın, 29’u erkek, yaşları 19 ile 79 arasında değişen (ortalama 60,38±12,50) 50 hasta ile yapıldı. Olguların 5’inde (%10) mortalite görüldü. ROC eğrisinde altta kalan alan EuroSCORE için %45,3; CASUS 0. gün %66,9; CASUS 1. gün %64,7; CASUS 2. gün için %79,8 olarak saptandı. CASUS 2. gün skorunun mortaliteyi göstermede değerli olduğu saptandı (p<0.01). Yoğun bakımda kalış günleri ile mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki görüldü.
Sonuç: Sonuçlarımız CASUS’un mortaliteyi tahmin etme oranının postop. 0. ve 1. günde yetersiz kaldığı, ancak postop. 2. günde yeterli olduğunu göstermektedir. EuroSCORE ise mortaliteyi tahmin etmede etkin bulunmadı. YBܒde kalış süresinin uzamasının mortalite riskini istatistiksel olarak anlamlı derecede artırdığı gözlendi.
Objective: This study was planned to evaluate effectiveness of cardiac surgery score (CASUS) system used for the prediction of mortality after the cardiac surgery and to compare it with EuroSCORE, a tested and approved method.
Method: Fifty patients over the age of 18 who came to the intensive care unit (ICU) after open heart surgery and stayed in the ICU for more than 48 hours were prospectively included in the study. After the preoperative EuroSCORE evaluation of the patients, CASUS scoring systems were used for risk scoring from postoperative 0 day to the service or up to the 6th postoperative day (or possible mortality) in patients whose stay in ICU was prolonged. We evaluated the place of both models in the prediction of ICU mortality.
Results: The study was conducted with 50 patients- 21 female, 29 male-, aged between 19 and 79 years (mean age: 60.38±12.50). Five (10%) cases exited.The areas under the ROC curve were estimated as follows: EuroSCORE, 45.3%; and for CASUS 0,1, and 2. day scores AUCs of ROC curve were 66,9%, 64,7%, and 79,8%, respectively. The CASUS 2nd day score was found to be valuable in predicting mortality (p<0.01). A statistically significant relationship was observed between the days of stay in the ICU and mortality.
Conclusion: Our results show that the rate of the accurate prediction of mortality of CASUS is insufficient on postop 0th and 1st day; however CASUS score on postoperative 2nd day has sufficient.predictive accuracy EuroSCORE is not found effective in the prediction of mortality. It is observed that if the duration of stay in ICU is prolonged, it statistically significantly increases the risk of mortality.

11.Neuromuscular Block Management in Tracheal Stenosis Surgery; Retrospective Evaluation
Sedat Saylan, Ali Akdogan
doi: 10.5222/GKDAD.2021.49403  Pages 51 - 58 (13 accesses)
Amaç: Trakeal stenozun cerrahi tedavisinde ister trakeal rezeksiyon-anastomoz gibi uzun işlemler olsun, isterse rijid bronkoskopi ve dilatasyon gibi kısa cerrahi girişimler olsun, hasta konforunu sağlamak ve cerrahiyi kolaylaştırmak için derin nöromuskuler blok gerekebilir. Bu çalışmada trakeal stenozun cerrahi tedavisi sırasında sugammadeks kullanılarak yapılan nöromuskuler blok antagonizması incelenmiştir. Çalışmamızın amacı, postentübasyon trakeal stenoz ve posttrakeostomi trakeal stenoz olgularında uyguladığımız nöromuskuler blokajın sugammadeks ile antagonizmasını, postoperatif rezidual blok, komplikasyonlar ve postoperatif solunum paternine etkisi yönünden değerlendirmekti.
Yöntem: Kliniğimizde trakeal stenozun cerrahi tedavisi sırasında uyguladığımız anestezi yöntemleri ve nöromuskuler blok yönetimi prosedürlerinin etkinliğini değerlendirmek için hasta dosyaları, anestezi kayıt formları, erken postoperatif takip ve taburculuk süreci retrospektif olarak incelenmiştir. Trakeal stenoz tanısı alan 34 hastanın bir çoğuna farklı zamanlarda birden fazla cerrahi işlem uygulandığı için toplamda 140 girişimsel işlem ve anestezi uygulaması incelenmiştir. Trakeal stenoz cerrahisi geçiren ve nöromuskuler blok antagonizması için sugammadeks kullanılan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir.
Bulgular: Hastalarımızın 34’ü postentübasyon-posttrakeostomi trakeal stenoz olarak değerlendirildi. Hastalara kısa cerrahi işlem olarak rijid bronkoskopi (n=78), balon dilatasyon (n=35) ve stent (n=5) uygulanırken, 22 hastaya trakeal rezeksiyon-anastomoz cerrahisi uygulanmıştır. Kısa ve uzun cerrahi işlemlerde sugammadeks kullanımı sonrası, spontan solunuma başlama zamanının birbirine benzer olduğu görüldü. Sugammadekse bağlı herhangi bir komplikasyon tespit edilmedi.
Sonuç: Trakeal stenoz cerrahisinde anestezi derinliği ve kas gücünün monitörizasyonu altında sugammadeks kullanımının nöromuskuler blok antagonizmasında etkin ve güvenilir bir seçim olduğunu düşünmekteyiz.
Objective: In the surgical treatment of tracheal stenosis, whether in long procedures such as tracheal resection-anastomosis or in short procedures such as rigid bronchoscopy and dilatation, performing a deep neuromuscular block to provide patient comfort and facilitate the surgery. In this study, neuromuscular block antagonism using sugammadex during the surgical treatment of tracheal stenosis was investigated. The aim of our study was to evaluate the antagonism of the neuromuscular block with sugammadex in cases of postintubation tracheal stenosis and posttracheostomy tracheal stenosis in terms of postoperative residual block, complications and its effect on postoperative respiratory pattern.
Method: In order to evaluate the effectiveness of the anesthesia methods and neuromuscular block management procedures applied during the surgical treatment of tracheal stenosis, patient files, anesthesia record forms, early postoperative follow-up and discharge process were retrospectively reviewed. Since most of the 34 patients diagnosed with tracheal stenosis underwent more than one surgical procedure at different times, a total of 140 interventional procedures and anesthesia applications were examined. Patients who underwent tracheal stenosis surgery and used sugammadex for neuromuscular block antagonism were included in the study.
Results: 34 patients were evaluated as postintubation- posttracheostomy tracheal stenosis. While rigid bronchoscopy (n = 78), balloon dilatation (n = 35) and stent (n = 5) were applied to the patients as short surgical procedures, 22 patients underwent tracheal resection-anastomosis surgery. After the use of sugammadex in short and long surgical procedures, the time to start spontaneous breathing was found to be similar. No complications related to sugammadex were identified.
Conclusion: We argue that the use of sugammadex under the monitoring of anesthesia depth and muscle strength in tracheal stenosis surgery is an effective and reliable choice for neuromuscular block antagonism.

12.Our Anesthesia Experiences in the Tracheobronchial Foreign Body Aspirations of Pediatric Patients During Rigid Bronchoscopy
Yiğit Şahin, Tülay Çardaközü, Hüseyin Fatih Sezer
doi: 10.5222/GKDAD.2021.31032  Pages 59 - 65 (11 accesses)
Amaç: Çocuklarda trakeobronşiyal yabancı cisim aspirasyonlarının tanı ve tedavisinde bronkoskopi altın standarttır. Çocuklarda genellikle genel anestezi altında rijit bronkoskopi (RB) tercih edilir. Bu makalede, çocuklarda trakeobronşiyal yabancı cisim aspirasyonları ve çıkarılması için uygulanan rijit bronkoskopi esnasındaki anestezi deneyimlerimiz paylaşılmıştır.
Yöntem: 1 Ocak 2014-31 Aralık 2018 yılları arasında göğüs cerrahisi anabilim dalı tarafından trakeobronşiyal yabancı cisim aspirasyonu (TBYCA) şüphesiyle genel anestezi altında RB yapılan 0-18 yaş arası tüm hastaların dosyaları retrospektif olarak incelendi.
Bulgular: TBYCA erkek çocuklarda daha fazla oranda görüldü, 13-36 ay arasındaki hastalarda organik yabancı cisim aspirasyonu anlamlı dercede fazla idi, Hastalar en sık öksürük ve hırlıtılı solunum şikayeti ile başvurdular ve çoğu 08: 00-16: 00 saatleri arasında ameliyata alındılar. TBYC’ler sağ ve sol ana bronşta benzer oranda lokalize idiler. Anestezi indüksiyonu genellikle iv. prpopofolle sağlandı, idamede total intravenöanestezi ve sevofluran inhalasyonu uygulandı. Proksimal yerleşimli TBYC’ler dışında olguların çoğuna işlemin süresiyle alakalı olarak orta veya kısa etkili kas gevşetici yapıldı. Postoperatif 3 hasta entübe edilerek yoğun bakıma alındı, 25 hastada solunum sıkıntısı medikal tedaviye yanıt verdi. İşlem süresince arrest veya exitus olan hasta olmadı.
Sonuç: TBYCA için RB ve anestezi işlemi deneyim gerektirir, premedikasyonla ilgili net bir öneri yoktur, kas gevşetici kullanımı TBYC’nin lokalizasyonuna göre değerlendirilmelidir. Anestezi yönetiminde intravenöz veya inhalasyon anestezikleri kullanılabilir.
Objective: Bronchoscopy is the gold standard in the diagnosis and treatment of tracheobronchial foreign body aspiration (TBFBA) in children. Rigid bronchoscopy (RB) under general anesthesia is generally preferred in children. In this article, our anesthesia experiences during rigid bronchoscopy performed for tracheobronchial foreign body aspiration and removal of foreign bodies in children are shared.
Methods: The medical records of all patients aged between 0-18 years who underwent RB under general anesthesia due to suspicion of TBFBA between January 1, 2014 and December 31, 2018 were retrospectively analyzed.
Results: TBFBA was more common in boys and organic foreign body aspiration was significantly higher in patients between 13-36 months of age. Patients most frequently presented with cough and wheezing. Most of them were operated between 8 am and 4 pm. TFBs were localized in the right and left main bronchi at a similar rate. Anesthesia induction was usually achieved with iv. propofol, total intravenous anesthesia and sevoflurane inhalation was administered for maintenance of anesthesia. Except for proximally located TBFBs, intermediate-or short-acting muscle relaxants were applied to most of the cases depending on the duration of the procedure. Three patients were intubated postoperatively and transferred to intensive care unit. Respiratory distress responded to medical treatment in 25 patients. No cardiac arrest or death occurred during the procedure.
Conclusion: RB and anesthesia procedure for TBYCA requires experience. There is no clear recommendation about premedication, the use of muscle relaxants should be evaluated according to the localization of TBYC. In anesthesia management, intravenous or inhalation anesthetics can be used.

13.The Impact of Videothoracoscopic Sympathectomy on Quality of Life in the Treatment of Primary Hyperhidrosis: A Single Center Experience
Hüseyin Fatih Sezer, Aykut Eliçora
doi: 10.5222/GKDAD.2021.94940  Pages 66 - 73 (13 accesses)
Amaç: Çalışmamızda, primer hiperhidrozis nedeni ile videotorakoskopik sempatektomi uyguladığımız hastalarda yaşam kalitesi düzeyindeki değişimi ortaya koymayı amaçladık.
Yöntem: Primer hiperhidrozis nedeni ile videotorakoskopik sempatektomi tedavisi yapılan 40 hastanın verileri retrospektif olarak analiz edildi. Yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde “The Hyperhidrosis Quality of Life Questionnaire (HQLQ)” anketinin Türkçeye uyarlanmış hâli kullanıldı.
Bulgular: Ameliyat öncesi toplam anket puan ortalaması 82.08±1.46, ameliyat sonrası 1. ayda 31.40±0.59, ameliyat sonrası 1. yılda 31.30±0.46 idi. Ameliyat öncesi toplam anket puan ortalaması ile ameliyat sonrası 1. ay ve 1. yıl anket puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanırken (sırası ile p<0.001, p<0.001), postoperatif 1. ay ve 1. yıl toplam puan ortalamalarının kendi aralarında anlamlı istatistiksel fark izlenmedi (p=1.00).
Sonuç: Primer hiperhidroz tedavisinde kullanılan videotorakoskopik sempatektomi yöntemi etkin, güvenilir, yaşam kalitesini belirgin düzeyde arttıran bir yöntemdir.
Objective: In our study, we aimed to reveal the change in the level of quality of life in patients who underwent videothoracoscopic sympathectomy due to hyperhidrosis.
Methods: Data of 40 patients who were treated with videothoracoscopic sympathectomy for primary hyperhidrosis were analyzed retrospectively. The Turkish version of the “The Hyperhidrosis Quality of Life Questionnaire (HQLQ)” was used in the assessment of the quality of life.
Results: The mean total questionnaire scores before the operation was 82.08±1.46, 31.40±0.59 at the first month after the operation, and 31.30±0.46 at the first year after the operation. While a statistically significant difference was found between the pre-operative total survey score averages and the postoperative 1st month and 1st year survey score averages (p<0.001, p<0.001, respectively),a statistically significant difference was not detected between total score averages of the postoperative 1st month and 1st year (p=1.00).
Conclusion: Videothoracoscopic sympathectomy method used in the treatment of primary hyperhidrosis is an effective, reliable method that significantly increases the quality of life.

14.The Comparison of Noninvasive Ventilation, High-Flow Oxygen Therapy and Conventional Oxygen Therapy for Weaning Failure in High-Risk Patients
İbrahim Mungan, Sema Turan
doi: 10.5222/GKDAD.2021.05025  Pages 86 - 95 (13 accesses)
Amaç: Yoğun bakım ünitesine yatışın en yaygın nedeni akut solunum yetmezliğidir ve ekstübasyondan sonra PaO2 düzeyini yeterli düzeye getirmek için başlıca üç yöntem kullanılır: konvansiyonel oksijen tedavisi (KOT), yüksek akışlı oksijen tedavisi (YAO) ve non-invaziv ventilasyon (NIV). Bu çalışmanın amacı, yüksek riskli hasta popülasyonunda NIV veya YAO’nun weaning başarısızlığını azaltmada yararlı olup olmadığını belirlemek ve bu noninvaziv yöntemleri karşılaştırmaktır.
Yöntem: Bu prospektif, gözlemsel kohort çalışma Mart 2019 ve Mart 2020 tarihleri arasında Türkiye’deki bir üçüncü basamak devlet hastanesinde gerçekleştirildi. Çalışmamız KOT, YAO ve NIV olmak üzere 3 ana grubu içermektedir.
Bulgular: Çalışma süresi boyunca, bu çalışmaya 71 hasta kaydedildi ve 24 hasta KOT grubuna, 22 YAO grubuna ve 25 hasta NIV grubundaydı. Ekstübasyon öncesi ortalama entübasyon süresi 5,8 gündü ve ortalama PaO2 ekstübasyondan 6 saat sonra YAO grubunda en yüksekti ve fark istatistiksel olarak anlamlıydı. YAO grubu ekstübasyondan hemen önce ve ekstübasyondan 6 saat sonra en yüksek PaO2/FiO2 değerine sahipti. Yeniden entübasyon oranı YAO grubunda en düşüktü ve hastanede toplam kalış süresi gibi klinik sonuçlar da YAO grubunu destekler şekilde farklılık gösterdi.
Sonuç: Çalışmamızın sonuçları, NIV ve YAO’nin KOT’ye kıyasla yüksek riskli hastada weaning başarısızlığı ve ölüm oranını azaltmada faydalı olduğunu göstermektedir. Bu non-invaziv yöntemler karşılaştırıldığında, grupların temel özelliklerinin farklı olmasına rağmen, bu faydada YAO’nin tercih edilebilir olduğu görülmüştür.
Objective: The most common reason for intensive care unit admission is acute respiratory failure and after extubation mainly three methods are used to bring the PaO2 level to a sufficient level: conventional oxygen therapy (COT), high flow oxygen therapy (HFO), and non-invasive ventilation (NIV). The aim of this study was to determine if NIV or HFO is beneficial in decreasing weaning failure in high-risk patient population (HRP) and compare these noninvasive methods.
Methods: This prospective, observational cohort study was conducted between March 2019 and March 2020 in a tertiary state hospital in Turkey. Our study included 3 main groups as COT, HFO, and NIV.
Results: During the study period, 71 patients were enrolled in this study and 24 patients were in the COT group, 22 HFO group, and 25 in the NIV group. The mean duration of mechanical ventilation assistance (MVA) before extubation was 5.8 days and the mean PaO2 was highest in the HFO group 6 hours after extubation with a statistically significant difference (p<0.001). The HFO group had the highest PaO2/FiO2 immediately before and 6 hours after extubation. The reintubation rate was lowest in the HFO group and the other outcomes as total MVA duration, length of stay in ICU and hospital also differed between groups favoring the HFO group.
Conclusion: The results of our study suggest that NIV and HFO were beneficial in decreasing weaning failure and 30-day mortality rate among HRP compared to COT. When these noninvasive methods were compared, it was observed that HFO was preferable because of these advantages although the main characteristics of the groups were different.

15.Measurement of the Endotracheal Tube Diameter Using Computed Tomography Images for Pediatric Patients: Comparison with Classic Formulas
Hatice Dilek Özcanoğlu, Berna Türkay, Neşe Kutlutürk Şahin, Zahide Özlem Ulubay, Ayşe Sevinc Revanlı, Kamil Toker
doi: 10.5222/GKDAD.2021.37167  Pages 96 - 102 (12 accesses)
Amaç: Bu retrospektif çalışmada, ameliyat öncesi bilgisayarlı tomografi çekilmiş ve kalp cerrahisi yapılmış pediyatrik hastalarda, kullanılan tüp numarasının, ölçülen trakea çapı ile ve klasik formüllerle uygunluğu karşılaştırıldı.
Yöntem: 1 Haziran 2018-1 Ekim 2018 tarihleri arasında, konjenital kalp hastalığı nedeniyle opere edilmiş ve ameliyat öncesinde trakea ölçümü yapılacak şekilde bilgisayarlı tomografi çekilmiş olan 0-3 yaş aralığındaki hastalar çalışmaya dâhil edildi. Trakeal BT’de subglottik seviyede transvers çap ve anteroposterior çap ölçüldü. Bu çaplar ETT dış çapını yansıtmaları nedeniyle bir düzeltme formülü kullanılarak ETT numarasına karşılık gelen iç çap hesaplandı. Ayrıca Cole formülüne göre, her çocuğa uygun ETT çapı hesaplandı ve anestezi dosya kayıtlarından cerrahide uygulanan ETT numaraları kaydedildi. Uygulanan tüp numaraları, Cole formülüyle hesaplanan tüp numaraları ve trakeal BT’deki ölçümle belirlenmiş olan ETT numaraları ile karşılaştırıldı.
Bulgular: Kırk üç olgu mevcuttu. Olguların %51.2’si (n=22) kız, %48.8’i (n=21) erkek ve yaş ortalaması 10,5±9.6 aydı. Hastaların %41.9’unda (n=18) siyanotik konjenital kalp hastalığı, %58.1’inde (n=25) asiyanotik konjenital kalp hastalığı vardı. Altı hasta (%14.0) Down Sendromlu, 4 hasta ise redo-olguydu (%9.3). Trakeal BT’de, trakea transvers çapı ölçümüne göre düzeltilmiş tüp çapı ortalaması 4.35±0.69 mm, trakea anteroposterior çapı ölçümüne göre düzeltilmiş tüp çapı ortalaması 4.30±0.71 mm, Cole formülü ile hesaplanan tüp çapı 4.22±0.20 mm ve klinikte uygulanan tüp çapı 4.37±0.60 mm idi. Ameliyatlarda uygulanan tüp çapları ile düzeltilmiş trakea transvers ölçüm çapları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0.05). Fakat ameliyatlarda uygulanan tüp çapları, Cole formülü ile hesaplanan tüp çaplarına göre anlamlı oranda büyük bulundu (p=0.03).
Sonuç: Pediyatrik kalp cerrahisi geçiren 0-3 yaş arası çocuklarda endotrakeal tüp çapının belirlenmesinde bilgisayarlı tomografi ile ölçülen düzeltilmiş trakea transvers ölçüm çapları, klasik formüllere göre daha etkin, güvenilir ve non invaziv bir yöntemdir.
Objective: In this retrospective study, we aimed to evaluate the compatibility of endotracheal tube (ETT) size used during surgery with tracheal diameter measured by computed tomography(CT) and classic formulas in children who underwent CT imaging preoperatively due to surgical indications.
Methods: The study included preoperatively CT scanned, 0-3 year-old patients who were operated due to congenital heart diseases between June 1-October 1, 2018.Using the CT scans, transverse and anteroposterior tracheal diameters were measured from the subglottic level. As these diameters reflect the external diameter of the ETT, the inner diameter-which corresponds the ETT size-was calculated using a correction formula. Besides, Cole’s formula was used to calculate the ETT size for each child, and the tube sizes used during surgeries were obtained from anesthesia charts.ETT sizes were compared.
Results: 43 patients (22 girls [51.2%],21 boys [48.8%]) were included.The mean age was 10.5±9.6 months. 18 patients (41.9%) had cyanotic, 25 patients (58.1%) had acyanotic heart disease.Mean corrected transverse and anteroposterior tracheal diameters at CT images were 4.35±0.69mm and 4.30±0.71 mm, respectively. The mean diameter calculated by Cole’s formula was 4.22±0.20 mm. The mean tube size used during surgeries was 4.37±0.60 mm. There was no statistically significant difference between the tube sizes used during the surgeries and the corrected transverse tracheal diameters from CT measurements (p>0.05). But the tube sizes used during the surgeries found significantly larger than the diameters obtained by Cole’s formula (p<0.05).
Conclusion: In 0-3 years of age pediatric patients who undergo a congenital heart surgery,corrected tracheal transverse diameter measured by CT is more effective,reliable and less invasive than classic formulas for determining appropriate ETT size

CASE REPORT
16.Postoperative COVID-19 Infection After Pediatric Cardiac Surgery: Two Cases
Omer Faruk Savluk, Yasemin Yavuz, Nihat Cine, Abdullah Arif Yilmaz, Aysu Türkmen Karaağaç, Mehmet Emirhan Işik, Hakan Ceyran
doi: 10.5222/GKDAD.2021.43765  Pages 103 - 106 (16 accesses)
Stellat ganglion bloku özellikle kompleks bölgesel ağrı sendromu gibi sempatik sinir sisteminin aracılık ettiği çeşitli ağrılı durumlarda yardımcı bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Parmak ucunda soğukluk, morarma ve şiddetli ağrı şikayeti ile algoloji polikliniğine başvuran 66 yaşında bilinen hipertansiyon, iskemik kalp hastalığı, kalp yetmezliği, Raynaud fenomeni tanılı kadın hastada medikal ve stellat ganglion blok tedavisi sonrasındaki süreç literatür bilgileri eşliğinde sunulmuştur.
Stellate ganglion block is used as an adjunctive therapy method in various painful situations mediated by the sympathetic nervous system, especially complex regional pain syndrome. The process after medical and stellate ganglion block treatment in a 66-year-old female patient diagnosed with hypertension, ischemic heart disease, heart failure, Raynaud phenomenon, who presented to our algology outpatient clinic for complaints of bruising and severe pain at the fingertip, is presented with literature information.

17.Stellate Ganglion Blockade in Digital Ischemia Due to Raynaud’s Phenomenon: A Case Report
Murat Mehel, Deniz Kara, Ayda Turkoz
doi: 10.5222/GKDAD.2021.66934  Pages 107 - 110 (1 accesses)
Stellat ganglion bloku özellikle kompleks bölgesel ağrı sendromu gibi sempatik sinir sisteminin aracılık ettiği çeşitli ağrılı durumlarda yardımcı bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Parmak ucunda soğukluk, morarma ve şiddetli ağrı şikayeti ile algoloji polikliniğine başvuran 66 yaşında bilinen hipertansiyon, iskemik kalp hastalığı, kalp yetmezliği, Raynaud fenomeni tanılı kadın hastada medikal ve stellat ganglion blok tedavisi sonrasındaki süreç literatür bilgileri eşliğinde sunulmuştur.
Stellate ganglion block is used as an adjunctive therapy method in various painful situations mediated by the sympathetic nervous system, especially complex regional pain syndrome. The process after medical and stellate ganglion block treatment in a 66-year-old female patient diagnosed with hypertension, ischemic heart disease, heart failure, Raynaud phenomenon, who presented to our algology outpatient clinic for complaints of bruising and severe pain at the fingertip, is presented with literature information.

LookUs & Online Makale