ISSN 1305-5550 | e-ISSN 2548-0669
Journal of Cardio-Vascular-Thoracic Anaesthesia and Intensive Care Society - GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 26 (4)
Volume: 26  Issue: 4 - 2020
1.Cover

Page I (2 accesses)

2.Editorial Consultants

Pages II - III (3 accesses)

3.Contents

Pages IV - V (2 accesses)

4.Publication Policies and Writing Guide

Pages VI - XII (2 accesses)

RESEARCH ARTICLE
5.Evaluation of Analgesic Effectiveness of Continuous Erector Spina Plane Block in Patients Undergoing Thoracotomy
Fatih Doğu Geyik, Tahsin Şimşek, Kutlu Hakan Erkal, Yucel Yuce, Kadir Burak Özer, Kemal Tolga Saracoglu
doi: 10.5222/GKDAD.2020.93899  Pages 189 - 196 (5 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Erektör omurga düzlem bloğu (ESPB), erektör omurga kasına derinlemesine enjekte edilen bir lokal anesteziktir. Ağrı tedavisi için nispeten basit ve güvenli bir tekniktir. Ağrı kesmede yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu randomize, kontrollü çalışma, ESPN ve interkostal blok uygulamalarının göğüs cerrahisindeki etkinliğini karşılaştırmaya devam etmeyi bildirmeyi amaçlamaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya elektif torakotomi ve Video Destekli Göğüs Cerrahisi yapılması planlanan 40 hasta dâhil edildi. Birinci gruptaki hastalara erektör omurga düzlem bloğu uygulandı. İkinci grupta interkostal blok (ICB) uygulandı. ESPB grubunda istirahat ve hareketli ağrı skorları ameliyat sonrası erken dönemde ICB grubuna göre daha düşüktü. Postoperatif dönemde ESPB grubunda ilk analjezik gereksinim süresi daha uzundu.
BULGULAR: İlk analjezi gereksinimi açısından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p <0,001). Tramadol hidroklorür sayısında ve deksketoprofen kullanımında farklılık yoktu. İkinci saat hariç tüm zaman dilimlerinde ICB grubunda statik VAS değerinin daha yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Dinamik VAS değerleri; Tüm zaman dilimlerinde İDB grubunun ESPB grubuna göre daha yüksek olduğu belirlendi. Dinamik VAS değerleri, ICB grubunda üçüncü saatten sonraki yirmi dördüncü saate kadar istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Torasik cerrahide yapılan ESPB, postoperatif analjezi planı için çok etkilidir. Birkaç komplikasyon da kaydedildi.
INTRODUCTION: The erector spinae plane block (ESPB) is performed by injection of local anesthetic deep into the erector spinae muscle. It is a relatively simple and safe technique for pain management. It has been started to be widely used in pain relief. This randomized, controlled study aimed to report continue comparing the effectiveness of ESPB and intercostal block applications in thoracic surgery.
METHODS: Forty patients who were scheduled to undergo elective thoracotomy and Video-Assisted Thoracic Surgery (VATS) were included in the study. Patients in first group underwent erector spinae plane block. In the second group intercostal block(ICB) was applied. Static, and dynamic Pain scores in the ESPB group were lower than the ICB group in the early postoperative period. In the postoperative period, the time to the first analgesic requirement was longer in the ESPB group.
RESULTS: The difference between the groups in terms of time to the first analgesia requirement was found to be statistically significant (p<0.001). There was no difference in the number of doses of tramadol hydrochloride and dexketoprofen used. It was found that the static VAS value was higher in the ICB group in all time periods except the second hour and this difference was statistically significant. It was determined that dynamic VAS values; in all time periods, were higher in the ICB group than the ESPB group. Dynamic VAS values were found to be statistically significantly higher in the ICB group from the 3rd up to the 24th hour.
DISCUSSION AND CONCLUSION: ESPB performed in thoracic surgery is very effective for postoperative analgesia plan. Few complications were also noted.

6.The Effect of Preoperative Anemia on Postoperative Morbidity and Mortality in Patients Undergoing Thoracic Surgery
Ayten Saraçoğlu, Didem Gungor Arslan, Tunç Laçin, Esra Yamansavcı Şirzai, Hasan Batirel, Christian Fenger-Eriksen, Mustafa Yüksel, Zuhal Aykac
doi: 10.5222/GKDAD.2020.73644  Pages 197 - 203 (9 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Anemi, göğüs cerrahisi geçiren hastalarda demir eksikliği, kronik hastalık ve iyatrojenik olmak üzere üç ana risk faktörü nedeniyle sık görülmektedir ve bunların tümü önlenebilir ve tedavi edilebilirdir. Hipotezimiz anemi insidansının beklenenden yüksek olabileceği ve perioperatif komplikasyonlarla ilişkili olabileceği yönündeydi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Toplam 107 yetişkin hastaya ait veriler nihai analize dahil edildi. Demografik özellikler, ameliyat öncesi ve sonrası laboratuvar bulguları, komorbiditeler, kan transfüzyon oranları, komplikasyonlar, mortalite, cerrahi türü, re-eksplorasyon oranı, hastanede kalış süresi kaydedildi.
BULGULAR: Anemi insidansı% 43.9 iken erkeklerde% 57.4 ile daha yüksekti. Anemik hastaların hastanede kalış süreleri anlamlı derecede uzun, YBÜ'ye yatış oranları daha yüksek, ameliyat öncesi ve sonrası kreatinin düzeyleri daha yüksek ve ameliyat sonrası Hb, Htc ve ameliyat öncesi INR düzeyleri daha düşüktü (p <0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ölüm oranı etkilenmese de, anemi daha yüksek YBÜ'ye yatış oranı ve daha uzun hastanede kalış ile ilişkiliydi. Anemiye bağlı perioperatif komplikasyonları azaltmak için göğüs cerrahisi hastalarında preoperatif aneminin tedavi edilmesi düşünülmelidir.
INTRODUCTION: Anemia is common in patients undergoing thoracic surgery due to three main risk factors including iron deficiency, chronic disease and iatrogenic factors, all of which can be prevented and treated. Our hypothesis was that the incidence of anemia may be higher than expected and associated with perioperative complications.
METHODS: The data belonging to a total of 107 adult patients were included in the final analysis. We recorded demographic features, pre- and postoperative laboratory findings, comorbidities, blood transfusion rates, complications, mortality, type of surgery, rate of re-exploration,and duration of hospital stay.
RESULTS: The incidence of anemia was 43.9%, being higher in men with 57.4 percent. Anemic patients had a significantly prolonged hospital stay, higher rate of ICU hospitalizations, higher levels of pre- and postoperative creatinine and lower levels of postoperative Hb, Htc and preoperative INR (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Even though the rate of mortality was not affected, anemia was associated with a higher rate of ICU admission and longer hospital stay. In order to reduce anemia-induced perioperative complications, the treatment of preoperative anemia should be considered for thoracic surgery patients.

7.Is Intravenous Morphine Alone Effective for Postoperative Analgesia in Bilateral, Single-port Video-Assisted Thoracoscopic Sympathectomy Performed in the Supine Position?
Semih Uğuz, Davud Yapıcı
doi: 10.5222/GKDAD.2020.47135  Pages 204 - 212 (4 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Torakoskopik sempatektomi için son yıllarda, supin pozisyon ve tek port kullanılarak, klips uygulaması ile gerçekleştirilen ameliyat yöntemi tanımlanmıştır. Bu yöntemle daha az doku hasarı oluştuğundan daha az ağrı beklenebilir. Bu çalışmada tek port, supin pozisyonda ve klips yöntemiyle uygulanan Torakoskopik Sempatektomi ameliyatlarında, postoperatif analjezi için tek başına İV morfin uygulamasının yeterli olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamızda Ocak 2017-Aralık 2019 tarihleri arasında, bu yöntemle gerçekleştirilmiş 28 torakoskopik sempatektomi hastasının dosyaları geriye dönük olarak tarandı. Anestezi indüksiyonu sonrası 3 ml serum fizyolojik içine 0.6 mg İntratekal morfin uygulanan (Grup ITM, n=14) ve İntratekal girişim uygulanmayan (Grup HKA, n=14) hastalar olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Her 2 gruba Hasta Kontrollü Analjezi (HKA) ile İV morfin, 1 mg bolus 30 dk. kilitli kalma süresi şeklinde postoperatif verilmiştir. Postoperatif İV morfin tüketimi ve VAS değerleri; ekstübasyonda, 6, 24 ve 48. saatlerde kaydedildi.
BULGULAR: Hastaların demografik ve operatif verileri açısından istatistiksel bir fark saptanmadı. Ekstübasyon sonrası ve postoperatif 6. saat ağrı skorları, ITM uygulanan hasta grubunda, HKA grubuna göre, istatistiksel açıdan anlamlı düşük bulundu. ITM uygulanmayan grupta, postoperatif ilk 24 ve 48. saatteki İV morfin tüketimleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ameliyat sonrası 48 saatlik takipte hiçbir hastada VAS>4 gözlenmedi. Gruplar arasında hastanede kalış süresi ve analjezi yöntemine bağlı komplikasyon açısından anlamlı fark bulunmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak, bu çalışma; supin pozisyon, tek port ve klips yöntemiyle gerçekleştirilen torakoskopik sempatektomi ameliyatları sonrası ağrı yönetiminde, ITM ile yeterli bir analjezi sağlansa da, İV HKA yöntemiyle morfin uygulamasının yeterli olabileceği ve bu yöntemle ameliyat edilecek hastalarda, rejyonel bir girişimin gerekmeyebileceği kanısındayız
INTRODUCTION: The method of operation carried out by clip application in the supine position and using a single port for thoracoscopic sympathectomy has been defined in recent years. Since lesser tissue damage occurs with this method, lower perception of pain may be anticipated. The aim of this study is to investigate whether intravenous morphine alone provides effective postoperative analgesia in thoracoscopic sympathectomy performed with clips method using a single port with the patient in the supine position.
METHODS: Files of 28 patients who underwent thoracoscopic sympathectomy between January 2017-December 2019 were retrospectively screened. Intrathecal morphine was administered to a group at a dose of 0.6 mg in 3 mL physiologic saline (Group ITM, n=14), and the other group received IV morphine in the same doses only by the PCA method (Group PCA, n=14). Both groups received postoperative Patient Controlled Analgesia (PCA) with IV morphine, as 1 mg bolus within 30 min-lock- in time. VAS values and postoperative IV total morphine consumption were recorded at the time of extubation and at the 6th, 24th and 48th hours postoperatively
RESULTS: Any statistically significant difference was not detected between patient groups as for demographic, and operative data. After extubation and at postoperative 6th hour, pain scores were statistically significantly lower in Group ITM than the Group PCA. Total IV morphine consumption at the postoperative 24th and 48th hours was statistically significant in the Group that did not receive ITM. In the postopoperative 48-hour follow-up, no VAS>4 value was observed in any one of the patients. Any intergroup difference was not detected as for length of hospital stay and complications associated with the method of analgesia used.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In conclusion, even though an adequate analgesia is ensured through ITM in thoracoscopic sympathectomy operations realized using clips method and a single port with the patient in the supine position,we think that admiinistration of morphine using IV PCA method may provide clinically acceptable analgesic efficacy, and a regional administration may not be required in patients who will be operated with this surgical technique.

8.The Effect of Pain Training Before Thoracotomy Operation on Postoperative Pain Levels
Emel Gündüz, Hakan Keskin
doi: 10.5222/GKDAD.2020.37029  Pages 213 - 220 (8 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Postoperatif ağrı tüm dünyada hastaların sıklıkla yakındığı bir durumdur. Çalışmamızda, elektif torakotomi ameliyatı öncesi hastaların ağrı eğitiminin torakotomi sonrası dönemde ağrı düzeylerine etkisini araştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya herhangi bir nedenle torakotomi uygulanacak 100 hasta dâhil edildi. Çalışma grubuna torakotomiden 24-48 saat öncesinde; postoperatif oluşabilecek ağrı ve ağrının kontrolünün nasıl sağlandığı, hastanın ağrıyı azaltmak amaçlı neler yapabileceğini içeren 20 ile 30 dakika süren bir eğitim verildi. Hastalar ağrı konusunda eğitim verilen ve verilmeyen olarak iki gruba ayrıldı. Ekstübasyon saati 0 olarak kabul edildi. 4, 8, 12, 16, 20 ve 24. saatlerde hastalara vizuel ağrı skalası (VAS) üstünden ağrıları soruldu. Aynı saatlerde solunum sayısı, tansiyon, kalp hızı ve oksijen saturasyon düzeyleri kayıt altına alındı.
BULGULAR: İki grup arasında vizuel ağrı skorlamasının karşılaştırılmasında 4. saatte ölçülen değerler anlamsız, daha sonraki değerler istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmanın sonuçlarına göre; torakotomi operasyonu öncesi ağrı eğitiminin hastalarda postoperatif vizüel ağrı skorlarını giderek azalttığını göstermiştir.
INTRODUCTION: Postoperative pain is a condition that patients frequently complain about all over the world. The aim of this study was to investigate the effect of pain training before elective thoracotomy on postoperative pain levels in patients.
METHODS: 100 patients who underwent thoracotomy for any reason were included in the study. Patients were given a 20-30-minute training on postoperative pain and how the pain is controlled, and what the patient can do to minimize the pain 24-48 hours before thoracotomy. The patients were divided into two groups; those that were trained and those that were not trained. Extubation time was accepted as baseline (0 hour). At the hours of 4, 8, 12, 16, 20 and 24, patients were asked about their pain on the visual pain scale (VAS). Respiratory rate, blood pressure, heart rate, and oxygen saturation levels were recorded at the hours.
RESULTS: When VAS scores were compared between the two groups, no significant difference was found in the values measured at the 4th hour whereas there was a significant difference between the subsequent values.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results of this study showed that pain training before thoracotomy operation gradually decreased postoperative VAS pain scores in patients.

9.Clinical Effects of Different Rocuronium Doses Used in Pediatric Rigid Bronchoscopy
Sema Şanal Baş, Yeliz Kılıç
doi: 10.5222/GKDAD.2020.27147  Pages 221 - 227 (13 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Yabancı cisim aspirasyonu ile başvuran çocuklarda tanı ve tedavi için uygulanan bronkoskopi genel anestezi altında yapılmaktadır. Biz burada rijit bronkoskopi yapılan çocuk hastalarımızda rokuronyumu değişen dozlarda kullanarak en ideal ve güvenli dozu belirlenmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Yabancı cisim aspirasyon nedeni ile başvuran ve rijid bronkoskopi yapılan çocuk hastalar çalışmaya dahil edildi. 60 çocuk hastanın 19 kız, 41 erkek yaşları 6 ay-6 yaş arasında retrospektif olarak çalışmaya alındı. Rocuronium 0.3 mg/kg (ED 95) alan hastalar Group I, rocuronium 0.45 mg/kg (1.5 x ED95) Group II, rocuronium 0.6 mg/kg (2xED95) alanlarda Group III olarak gruplandırıldı. Hastalar anestezi süresi, bronkoskopi süresi, vücut hareketliliği, ek ilaçlar ve komplikasyon gelişimi açısından değerlendirildi.
BULGULAR: Anestezi süresi grup III’de diğer gruplara göre daha uzundu. Bronkoskopi uygulamasında vücut hareketliliği, bronkospazm, laringospazm ve hipoksemi açısından gruplar karşılaştırıldığında Grup I’ de yan etkiler anlamlı olarak farklı bulundu. Grup II' de anestezi süresi ve advers etkiler anlamlı olarak az bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda pediatrik rijit bronkoskopi için farklı roküronyum dozları kullanılmıştır. Pediyatrik rijit bronkoskopi hastalarında roküronyum dozunun 0,45 mg / kg ile hızlı kas gevşemesi ve güvenli ventilasyonla yapılabileceğini düşünmekteyiz.
INTRODUCTION: The bronchoscopy employed for the diagnostic and therapeutic purposes in the children admitting as a result of foreign body aspiration is performed with general anesthesia. In our study, we aimed to compare clinical efficacy and perioperative adverse adverse effects (broncoscophy, body movement, laryngospasm, bronchospasm, hypoxemia) by using rocuronium in varying doses in our pediatric patients who underwent rigid bronchoscopy.
METHODS: Pediatric patients who were subjected to rigid bronchoscopy were included in a retrospective study. The patients receiving 0.3 mg/kg (ED95) of rocuronium were included in Group I, 0.45 mg/kg (1.5 x ED95) in Group II and 0.6 mg/kg (2 x ED95) in Group III. The patients were evaluated in terms of duration of anesthesia, duration of bronchoscopy, body movement, additional drugs and development of complications.
RESULTS: Total 60 patients, 19 female and 41 male, with age in the range of 6 months-6 years were included in the study. The duration of anesthesia was longer in Group III than the other two groups. When the groups were compared with regard to body movement, bronchospasm, laryngospasm and hypoxemia during the bronchoscopy, the adverse events in Group I were found to be significantly different. Anesthesia duration and adverse effects were significantly less in Group II.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study is used to different rocuronium doses for pediatric rigid bronchoscopy. We consider that the dose of 0.45 mg/kg rocuronium resulted in rapid relaxation and safe ventilation in the pediatric rigid bronchoscopy patients.

10.Value of Transthoracic Echocardiography in the Prediction of Post-spinal Anesthesia Hypotension
Ferdi Gülaştı, Sevil Gülaştı, Ibrahim Girgin, Sinem Sari
doi: 10.5222/GKDAD.2020.25349  Pages 228 - 235 (8 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Spinal anestezi (SA), sempatik denervasyon nedeniyle hipotansiyona yol açabilir, bu da periferik vazodilatasyon ve intravasküler kanın yeniden dağılımının bir sonucu olarak kalbe venöz dönüşte azalmaya neden olur. Transtorasik ekokardiyografi (TTE), kalp rezervini ve fonksiyonlarını görselleştirmek için invaziv olmayan ve kullanımı kolay bir yöntemdir. TTE ile elde edilen parametrelerin SA sonrası hipotansiyon gelişimini belirleyici olup olmadığını değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kasık fıtığı ameliyatı geçirecek SA altındaki, ASA fiziksel durumu I-II olan ve klinik olarak tanınan kardiyovasküler hastalığı olmayan 18-80 yaş arası 42 hasta çalışmaya dâhil edildi. Her hastaya ameliyattan 30 dk. önce TTE uygulandı ve intraoperatif hemodinamik parametrelerle birlikte ölçümler kaydedildi.
BULGULAR: Spinal anestezi sonrası hipotansiyon durumuna göre sol ventrikül diyastol sonu çapının (LVEDD) (cm) medyanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p=0.003); buna göre, hipotansiyon gelişmeyen hastaların LVEDD medyanı, hipotansiyonu olanlara kıyasla anlamlı derecede daha büyüktü. Benzer olarak sağ ventrikül (RV) global fonksiyonunu gösteren RV triküspit anüler düzlem sistolik hareket (TAPSE) medyanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya çıktı. SA sonrası hipotansiyon durumuna göre (p=0.001); buna göre, hipotansiyonu olmayan hastalar, hipotansiyonu olanlara kıyasla daha büyük bir RV-TAPSE medyanına sahipti. Sağ ventrikül diastolik fonksiyonlarından biri olan izovolümetrik gevşeme zamanı (RV-IVRT) medyanları arasındaki fark, SA sonrası hipotansiyon durumuna göre yine istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0.025).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Preoperatif TTE ile ölçülen TAPSE, RV-IVRT ve LVEDD, post-SA hipotansiyon gelişimini tahmin etmek için önemli parametreler olabilir.
INTRODUCTION: Spinal Anesthesia (SA) can lead to hypotension due to sympathic denervation, which causes a reduction in venous return to the heart as a result of peripheral vasodilation and redistribution of intravascular blood. Transthoracic Echocardiography (TTE) is a noninvasive and easy-to-use method to visualize cardiac reserve and functions. We aimed to evaluate whether parameters attained via transthoracic echocardiography are predictive of development of post-SA hypotension.
METHODS: Forty-two patients between the ages of 18 and 80, who would undergo inguinal hernia operation under SA, with ASA physical status I-II and had no clinically recognized cardiovascular disease, were included in the study. TTE was performed for each patient 30 minutes before the operation, and measurements were recorded along with the intraoperative hemodynamic parameters.
RESULTS: There was a statistically significant difference between the medians of left ventricle end-diastolic diameter (LVEDD) (cm) according to the status of post-SA hypotension (p=0.003).Accordingly, median LVEDD of patients who did not develop hypotension was significantly larger compared with that of those who had hypotension. Similarly, a statistically significant difference emerged between the medians of right ventricular (RV) tricuspid annular plane systolic excursion (TAPSE) (cm) showing RV global function according to the status of post-SA hypotension (p=0.001). Accordingly, patients who did not have hypotension had a larger RV-TAPSE median compared with that of those who had hypotension. The difference between the medians of RV isovolumetric relaxation time (RV-IVRT), which is one of the indicators of RV diastolic functions was again statistically significant according to the status of post-SA hypotension (p=0.025).
DISCUSSION AND CONCLUSION: TAPSE, RV-IVRT and LVEDD measured via preoperative TTE, can be significant parameters to predict the development of post-SA hypotension.

11.Evaluation Of Anxiety, Depression and Stress Levels On Intensive Care Medical Personnel For Covid-19 Patients
Ahmet Sari, Sencan Sertçelik, Mustafa Efendioglu, Aytekin Kaymakcı, Osman Ekinci
doi: 10.5222/GKDAD.2020.69345  Pages 236 - 243 (3 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, COVID-19 hastaları üzerinde çalışan YBÜ personelinde anksiyete-depresyon-stres düzeylerindeki değişiklikleri erken belirlemeyi, sağlık personelinin işleri sırasında kendilerini güvende ve zihinsel olarak rahat hissedebilmeleri için önlemler almayı amaçlamaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: COVID-19 hastalarını YBܒmize kabul etmeye başladıktan 1 ay sonra, standart ölçekler (algılanan stres ölçeği, beck anksiyete ve beck depresyon) kullanarak sağlık personelinde yukarıda belirtilen değişiklikleri belirlemek için bir anket planladık. Anket formları yoğun bakım ünitemizde 102 kişi tarafından dolduruldu.
BULGULAR: Depresyon oranı (60 [% 58,8]), anksiyete (69 [% 67.6]) ve algılanan stres ölçeği düzeyi 29,92±6,86 idi. Erkeklerin algılanan stres ölçeği puanları istatistiksel olarak kadınlardan anlamlı derecede düşüktü. Diğer gruplarla karşılaştırıldığında daha önce psikiyatrik destek alan bireylerde depresyon oranı 6 hastanın 5’inde (% 83.3), anksiyete 6 hastanın 6’sında (% 100) daha yüksekti. Erkeklerde beck anksiyete oranı (% 51.4) kadınlara (% 76.1) göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü. Çocuklu sağlık personelinde de benzer şekilde anksiyete prevalansı (% 76.2) daha yüksekti.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu salgınlar gelecekte yeniden ortaya çıkabilir ve daha zorlu olgular yaratabilir. Bu nedenle ülkeler, bu alanlarda ve toplumda ciddi psikolojik sorunları önlemek için sağlık sistemlerini, özellikle de sağlık çalışanlarını, ani aşırı yüklenmelere karşı hazırlamalıdır. Sağlık personeli, zihinsel sorunlara karşı destek almalı ve gelecekteki olgularda daha fazla travma ve etkiyi önlemek için periyodik eğitim almalıdır. Ayrıca salgın ortamlarda kadın sağlık personelinde sık karşılaşılan psikolojik sorunların üstesinden gelmek için önleyici tanı ve tedavi çalışmaları yapılmalıdır
INTRODUCTION: This study aims to early determine the changes of anxiety-depression-stress levels in ICU personnel working on COVID-19 patients, to set precautions so that they can feel secure and mentally relaxed during their work.
METHODS: 1 month after starting to admit COVID-19 patients into our ICU, we planned a survey to determine abovementioned changes in healthcare personnel, using standard scales (perceived stress level, Beck Anxiety Inventory, Beck's Depression Inventory).Survey forms were filled in by 102 people in our ICU.
RESULTS: The rates of depression [58.8% (n=60)], anxiety [67.6 % (n=69)] and average perceived stress scale score (29.92±6.86) were determined. Men’s perceived stress scale scores were statistically significantly lower than women’s. Compared to other groups, among the people who previously received psychiatric support, depression rate was higher in 5 of 6 patients (83.3%) and anxiety in 6 of 6 (100 %) patients. The rate of Beck Anxiety Inventory scores in men (51.4 %) were statistically significantly lower than in women (76.1 %). Similarly, prevalence of anxiety was at higher level (76.2 %) in healthcare personnel with children.
DISCUSSION AND CONCLUSION: These outbreaks can re-occur in future and create more challenging cases. Therefore, countries should prepare their health systems, especially healthcare professionals, against sudden work overloads to prevent serious psychological problems in these professionals and in society. Healthcare personnel should receive support against mental problems and undergo periodical training to prevent further trauma and impact in future cases. Furthermore, in epidemic settings, preventive diagnosis and treatment studies should be carried out to tackle psychological problems commonly encountered in female healthcare personnel.

12.From Theory to Science: Publication Characteristics of Medical Thesis Composed by Anesthesia Reanimation Residents in Turkey
Sibel Yılmaz Ferhatoğlu, Türkan Kudsioglu, Nihan Yapici
doi: 10.5222/GKDAD.2020.60783  Pages 244 - 249 (3 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Bir tez (MT) oluşturmak, Türkiye’de, tıpta uzmanlık eğitiminin tamamlayıcı bir bileşeni olarak kabul edilmektedir. Bu değerli bilimsel kayıtları dünya çapında kabul gören bilimsel dergilerde duyurmak, bu bilimsel verilerin erişilebilirliklerini artırmanın en güvenilir yoludur. Sunulan bu çalışmada, Türkiye’de Anesteziyoloji ve Reanimasyon (A&R) alanında yazılan MT’lerin yayın istatistiklerini ve bilimsel kalitesini incelemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: MT’ler ile ilgili verileri Türkiye Yüksek Öğretim Kurumu, Ulusal Tez Veri Bankası web sitesinden toplandı. MT’lerin yazar adı, başlığı ve anahtar kelimeleri PubMed, Google Scholar ve Türk Akademik Ağı ve Bilgi Merkezi Türk Veritabanı kullanılarak aratıldı.
BULGULAR: 1975-2019 yılları arasında 3352 MT düzenlendi ve 1207 (% 36) tezin tam metnine ulaşıldı. Yayın oranı % 11.3 (n=137) idi ve bu tezlerin 76’sı (% 55.4) SCI / SCIE’de indekslenen bir dergide yayınlanmıştı. Periferik bloklar, algoloji ve poliklinik ile ilgili konulara odaklanan tezler daha yüksek yayın oranına sahipti (p=0.003; p=0.022; p=0.014, sırasıyla). Kanıt Düzeyleri ve Öneri Sistemi derecelerine göre yalnızca 21 MT’in Düzey III seviyesindeydi (%15.3).
TARTIŞMA ve SONUÇ: A&R alanındaki MT’ler düşük yayın oranlarına sahiptir. Sorunun en önemli nedeni, çoğu MT’in düşük bilimsel kanıt seviyelerine sahip olmasıdır.
INTRODUCTION: Completing a medical thesis (MT) is regarded as a complementary component of residency training in Turkey. We believe, announcing these precious scientific records in worldwide accepted scientific journals is the most reliable way to promote their accessibility. In the presented research, our aim is to examine the publication statistics and the scientific quality of the MT written in the field of Anesthesiology and Reanimation (A&R).

METHODS: We collected the data about MTs from the web-site of the National Thesis data center of the Academic Educational Board in Turkey, and scanned the author name, title, and keywords of the MTs in the search engines of PubMed, Google Scholar, and Turkish Academic Network and Information Center Turkish Database.
RESULTS: Between the years 1975-2019, three thousand three hundred and fifty-two MTs were published, and we accessed to full texts of 1207 (36%) MTs. The publication rate was 11.3% (n=137), and 76 (55.4%) of these theses were published in a journal indexed in SCI/SCIE databases. MTs focusing on peripheral blocks, algology, and the subjects related to the problems in outpatient clinics had higher publication rates (p=0.003; p=0.022; p=0.014, respectively). According to Levels of Evidence and Grades of Recommendation System only 21 MTs were in Level III (15.3%).
DISCUSSION AND CONCLUSION: MTs in the field of A&R have low publication rates. The foremost cause of the problem is that most MTs have low scientific evidence levels.

CASE REPORT
13.Life Threatening Rapid Onset of Hypophosphatemia Induced by Intravenous Iron Treatment Following Pulmonary Resection
Eren Erdoğdu, Fahmin Amirov, Ozlem Turhan, Berker Ozkan, Zerrin Sungur, Murat Kara
doi: 10.5222/GKDAD.2020.49092  Pages 250 - 253 (2 accesses)
Şiddetli hipofosfatemi, cerrahi hastalar arasında ender görülen; ciddi yorgunluk, bozulmuş kalp ve solunum fonksiyonları ile ilişkili bir elektrolit bozukluğudur. İntravenöz demir replasmanı sonra hafif hipofosfatemi görülmekle birlikte, ciddi hipofosfatemi beklenmemektedir. Bu makalede, sol paramediastinal kitle nedeniyle ameliyat edilen 76 yaşında bir kadın olgu sunuldu. Laboratuvar incelemesinde hipokromik mikrositik anemi saptandı. Aneminin düzeltilmesi amacıyla ameliyattan 2 gün önce 1.000 mg parenteral 1.000 mg ferrik karboksimaltoz uygulandı. Sol üst lobdan çıkan kitle için wedge rezeksiyon uyguladık. Ameliyat sonrası üçüncü günde hastada şiddetli hipofosfatemi ile birlikte yorgunluk, nefes darlığı ve hipoksi gelişti. Hastanın kliniği ancak yüksek doz parenteral fosfor replasmanı ile düzeltilebildi. İntravenöz demir replasmanının bu beklenmedik komplikasyonunu ve yönetiminin özelliklerini vurgulamaya çalıştık.
Severe hypophosphatemia is a rare electrolyte disturbance among surgical patients associated with severe fatigue, impaired cardiac and respiratory functions. Although mild hypophosphatemia is common after parenteral administration of intravenous iron replacement, severe hypophosphatemia is not usual in perioperative period. We present a case of 76-year-old female who underwent surgery for a left paramediastinal mass. Laboratory examination showed hypochromic microcytic anemia. A total dose of parenteral 1000 mg ferric carboxymaltose was administered two days prior to the operation with the aim of achieving a rapid increase in hemoglobin. We performed a wedge resection for the mass originating from the left upper lobe. The patient developed dyspnea and fatigue with severe hypophosphatemia on postoperative third day. The clinical status of the patient could be only improved with parenteral administration of high dose of sodium phosphate. We tried to emphasize this unexpected complication of intravenous iron replacement and the features of its management.

14.Negative Baseline Imaging Does not Exclude Acute Pulmonary Embolism in Patients with Recurrent Syncopal Episodes and Cardiac Biomarker Elevation
Umut Kocabas, Hakan Altay, Flora Özkalaycı, Seçkin Pehlivanoğlu
doi: 10.5222/GKDAD.2020.77598  Pages 254 - 257 (2 accesses)
Akut pulmoner emboli (PE), yüksek mortalite ve morbiditeye sahip önemli bir vasküler hastalıktır ve senkop akut PE’nin ender görülen bir belirtisidir. Bu makalede, yineleyen senkop atakları ile birlikte yüksek kardiyak troponin ve N-terminal pro-B-tipi natriüretik peptid düzeylerine sahip olup, ilk değerlendirmede normal trans-torasik ekokardiyografi ve normal alt ekstremite derin venöz Doppler ultrasonografi bulguları saptanan 2 akut pulmoner emboli olgusu sunulmuştur.
Acute pulmonary embolism (PE) is an important vascular disease with high mortality and morbidity and syncope is an uncommon presentation sign of acute PE. This report presents two cases illustrating acute PE as a cause of recurrent syncopal episodes with elevated cardiac troponin and N-terminal pro-brain natriuretic peptide levels despite normal initial trans-thoracic echocardiographic examination and negative Doppler ultrasound imaging for detection of deep vein thrombosis.

LETTER TO THE EDITOR
15.Can Non-Invasive Ventilation Be Applied Safely in Patients With Covid-19 Pneumonia ?
Murat Aksun, Ahmet Salih Tüzen, Seval Kılbasanlı, Esin Çetingöz, Gizem Kırbaş, Senem Girgin, Nagihan Karahan
doi: 10.5222/GKDAD.2020.62533  Pages 258 - 259 (6 accesses)
Abstract | Full Text PDF

CASE REPORT
16.Anesthetic Management in Anterior Mediastinal Pheochromocytoma Case
Yücel Özgür
doi: 10.5222/GKDAD.2020.80775  Pages 260 - 266 (1 accesses)
Paraganglioma, vücudun değişik bölgelerinde bulunabilir. Bu olgu sunumunda ender görülen anterior mediastinal paraganlioma olgusu incelenmiştir. Feokromasitoma, ameliyat içinde anestezi yönetiminde sorunlar oluşturabilir. On yedi yaşında anterior mediastinal kitlesi olan erkek hastaya ilk olarak torakoskopik tümör rezeksiyonu planlandı ardından açık torakotomiye geçildi. Preoperatif feokromasitoma tanısı olan hastaya 2’li antihipertansif ilaç kullanım öyküsü mevcuttu. İntraoperatif labil bir seyir gösteren hastanın hipertansiyon (270/140 mmHg) ve taşikardi (200 atım/dk) atakları oldu. Esmelol ve nitrogliserine infüzyonu uygulanarak müdahale edildi. Paragangliomaya bağlı feokromasitomanın teşhisi zor bir durum olabilir. Ameliyat öncesinde ve içinde alınacak kararlar ve uygun yaklaşımlar ile riskler en aza indirilebilir.
Paraganglioma can be found in different parts of the body. In this case report, a rare case of anterior mediastinal paraganlioma was examined. Pheochromocytoma can pose problems in intraoperative anesthesia management. A 17-year-old male patient with an anterior mediastinal mass was first scheduled for thoracoscopic tumor resection, and then proceeded with open thoracotomy. The patient, who was diagnosed with preoperative pheochromocytoma, had a history of dual antihypertensive drug use. The patient, who showed an intraoperative labile course, had episodes of hypertension (270/140 mmHg) and tachycardia (200 bpm). Esmolol and nitroglycerin infusion was applied and intervened. Diagnosis of paraganglioma-related pheochromocytoma can be challenging. Risks can be minimized by making appropriate decisions and interventions before and during the operation.

17.Green Discoloration of Urine After Propofol Infusion: A Case Report
Ökkeş Hakan Miniksar, Aytaç Yücel, Mustafa Said Aydogan, Füsun Kaya, Türkan Togal
doi: 10.5222/GKDAD.2020.94220  Pages 267 - 271 (1 accesses)
Propofol infüzyonu sonrası idrarda yeşil renk değişikliği geri dönüşümlü ve nadir karşılaşılan bir klinik durumdur. Yoğun bakım hastasında idrarda yeşil renk değişikliği ile karşılaşan klinisyen en başta endişe duymaktadır. Birçok klinisyen bu ender duruma yabancıdır. Burada, HELLP Sendromu ile takip edilen, postoperatif yoğun bakımda devamlı propofol infüzyonu uygulaması başladıktan 40 saat sonra idrarda yeşil renk değişikliği olan ve propofol kesildikten 6 saat sonra kendiliğinden normale dönen olgu sunulmuştur. Yaygın kullanılan propofole bağlı böyle bir geri dönüşümlü ve ender görülen klinik durumu bilmek gereksiz endişeyi azaltacak, gereksiz antibiyotik kullanımını ve laboratuvar testlerini önleyecektir.
Green discoloration of urine after propofol infusion is a reversible and rarely encountered clinical condition. In the intensive care patient, the clinician who is faced with a green color change in the urine is anxious primarily. Many clinicians are unfamiliar with this rare situation. Here, a patient who was followed up with HELLP Syndrome, had green color change in urine 40 hours after application of continuous propofol infusion in postoperative intensive care unit and returned to normal 6 hours after propofol discontinuation. Knowing such a reversible and rare clinical condition due to the commonly used propofol will reduce unnecessary anxiety and prevent unnecessary antibiotic use and laboratory tests.

18.ARDS Case Treated With ECMO
Elvan Tekir Yılmaz, Duygu Demiriz Gulmez
doi: 10.5222/GKDAD.2020.08870  Pages 272 - 276 (1 accesses)
Akut Respiratuar Distres Sendromu (ARDS) bilateral radyolojik infiltrasyon ve hipoksemik solunum yetmezliği ile karakterizedir. Kırk sekiz yaşında ev hanımı pnömoni nedeniyle göğüs hastanesinde tedavi edilirken solunum sıkıntısı nedeniyle entübe edilmiş. Üç kez kardiyak arrest gelişen hastaya müdahale edilmiş yaklaşık 15 dk. CPR uygulanmış. Hasta 3. basamak yoğun bakıma kabul edildiğinde ilk kangazında ph’sı 6.9’du ve mix asidozu mevcuttu. Hasta SIMV modda MV’e bağlandı. Solunum sistemi oskültasyonunda bilateral ralleri mevcuttu. PAAC grafisinde atılmış pamuk manzarası olan hastaya ARDS ön tanısı koyuldu. İnfeksiyon hastalıkları ile konsulte edilen hastanın mevcut antibiyoterapisine zyvoxid 2x1 eklendi (avelox 1x1 meronem 2x1). Hastanın takiplerinde, kültürlerinde herhangi bir üreme saptanmadı.Hastanın giriş parametreleri WBC 45000 CRP: 11 mg/dL Sedimantasyon: 84 mg/dL. Hastanın 2 gün koruyucu ventilasyon stratejisiyle mekanik ventilatörde takip edilmesine rağmen PaO2 / FiO2<100 olması, kan gazı değerlerinin düzelmemesi üzerine ECMO tedavisi kararı verildi. Beş gün ECMO tedavisi uygulandı. Ardından extübe edilen hasta göğüs hastalıklarına devredilip komplikasyonsuz servise alındı.
Acute Respiratory Distress Syndrome (ARDS) is characterized with diffuse bilaterat radiologic infiltration, and a hypoxemic respiratory failure. A 48-year-old housewife hospitalized in a chest diseases hospital with the diagnosis of pneumonia was intubated for increased respiratory distress. The patient, who developed cardiac arrest three times underwent CRP for nearly 15 minutes. When she was admitted to intensive care unit of a tertiary healthcare institute, severe acidosis was detected in her first arterial blood gas sample (ph 6.9). Bilateral rales were heard in respiratory system auscultation and “cotton wool spots” were observed on her PA chest X-ray and initial diagnosis of ARDS was made. The patient was consulted with the department of infectious diseases, and zyvoxid 2x1 (avelox 1x1 meronem 2x1) were added to her antibiotherapy. The patient’s admission parameters were as follows: WBC 45000/mm3 CRP: 11 mg/dL sedimentation: 84 mg/dL. Although the patient was followed up on a mechanical ventilator with a protective ventilation strategy for 2 days, ECMO treatment was decided because PaO2 / FiO2 <100 and blood gas values did not improve. ECMO treatment was applied for 5 days. Then, the patient was extubated and transferred to the service without complications.

19.Subject Index

Page E1 (1 accesses)
Abstract | Full Text PDF

20.Author Index

Page E2 (2 accesses)
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale