| 1. | Kapak Cover Sayfa I (693 kere görüntülendi) |
| 2. | İçindekiler Contents Sayfalar II - V (789 kere görüntülendi) |
| 3. | Konu Dizini Subject Issue Sayfalar VI - IX (657 kere görüntülendi) |
| 4. | Yayın Politikaları ve Yazım Rehberi Publication Policies and Writing Guide Sayfalar X - XVI (655 kere görüntülendi) |
| DERLEME | |
| 5. | Kalp cerrahisinde yaş ve frailite Aging and Frailty in Cardiac Surgery Elvin Kesimcidoi: 10.5222/GKDAD.2019.04934 Sayfalar 223 - 228 (1023 kere görüntülendi) Son yıllarda, biyolojik yaş kronolojik yaş yerine, kalp cerrahisi sonrası yaşlı hastalarda görülen sonuçlardaki heterojenliği açıklayabilecek ve yeni müdahale yöntemlerinden yararlanacak yaşlı hastaları tanımlamaya yardımcı olabilecek bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Bu derlemede, yaşlı hastalarda kardiyak cerrahide, frailite –kırılganlık- kavramı ile postoperatif morbidite ve mortalite arasındaki ilişki ve bu konudaki skorlama sistemleri ve bunların klinik uygulamada postoperatif sonuçların tahmin edilmesindeki faydası tartışılmaktadır. |
| ARAŞTIRMA | |
| 6. | Bir Üniversite Hastanesinde Peroperatif Kan Transfüzyon Uygulamalarını Etkileyen Faktörler Factors Affecting Peroperative Blood Transfusion Applications in a University Hospital Gamze Küçükosman, Merve Ezgi Dinçer, Burcu Akkaya, Hilal Ayoğludoi: 10.5222/GKDAD.2019.70188 Sayfalar 229 - 241 (2366 kere görüntülendi) GİRİŞ ve AMAÇ: Kan kullanımının azaltılmasına yönelik yöntemlere rağmen transfüzyon uygulamalarında halen kurumsal ve kişisel farklılıklar mevcuttur. Çalışmamızın amacı, bir üniversite hastanesi olan kurumumuzdaki peroperatif transfüzyon uygulamalarını etkileyen faktörleri ve transfüzyon sıklığını belirlemektir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Retrospektif yapılan çalışma, Ocak 2017- Haziran 2017 tarihleri arasında opere olan ve peroperatif kan transfüzyonu yapılan 245 hastayla tamamlandı. Hastaların demografik özelliklerinin, peroperatif Hb değerlerinin, cerrahi prosedürün-bölümün-sürenin, ASA skorunun, anestezi yönteminin, mevcut hematolojik patoloji varlığının, preoperatif antikoagülan kullanımının ve ek hastalık sayısının peroperatif transfüzyon ihtiyacını belirlemedeki etkinliği değerlendirildi. İstatistiksel değerlendirme sonucu p<0.05 anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Hastaların ortalama yaşı 58.09±16.11 yıl ve cerrahi süresi 226.17±125.59 dk olarak saptandı. Hastalarımızın preoperatif muayenesinde %37.1 (n=91)’inin anemik olduğu, %50.6 (n=124)’sının antikoagülan ilaç kullandığı ve %78 (n=191)’inin de ek hastalığı olduğu gözlendi. Anemisi olan hastaların transfüzyon ihtiyacının olmayanlara göre daha fazla olduğu ve bu hastaların 40 (%43.9)’ına preoperatif, 28 (%30.8)’ine intraoperatif ve 78 (%85.7)’ine de postoperatif dönemde transfüzyon yapıldığı belirlendi. Toplamda transfüzyon sıklığımız preoperatif %20.8, intraoperatif %41.6 ve postoperatif dönemde de %92.2 idi. Preoperatif transfüzyonlarının preoperatif-Hb seviyesi ortalaması 10.15± 1.86 gr/dl olan, kadın cinsiyet, ASA 2-3 risk grubu, anemi tanısı olan ve preoperatif-Hb değeri 7.1-12.9 gr/dL olanlarda; intraoperatif transfüzyonlarının intraoperatif-Hb seviyesi ortalaması 12.23± 2.2 gr/dl olan, ileri yaş, erkek cinsiyet, uzun süren cerrahiler, KVC ve ortopedi cerrahileri, ASA 3-4 risk grubu, genel anestezi uygulanan, anemi tanısı olan, antikoagülan ilaç kullanımı ve yandaş hastalığı olan ve intraoperatif-Hb değeri 7.1-12.9 gr/dL olanlarda ve postoperatif transfüzyonların ise elektif şartlarda, anemi tanısı olan ve postoperatif-Hb değeri 7.1-12.9 gr/dL olanlarda daha fazla yapıldığı saptandı. TARTIŞMA ve SONUÇ: Transfüzyon kararı birçok parametreyi değerlendirerek alınması gereken multidisipliner bir karardır. Transfüzyon kararının büyük oranda ilgili hekim tarafından verildiği, hastaların %20.8’ine preoperatif, %41.6’üne intraoperatif ve %92.2’sine postoperatif dönemlerde transfüzyon yapıldığı izlendi. Transfüzyon protokollerinin tüm hekimler tarafından tekrar gözden geçirilmesinin önlenebilir transfüzyonların azaltılmasında önemli bir role sahip olabileceği ve transfüzyon uygulamasında davranış değişikliğinin gereksiz transfüzyonlardan kaçınmamıza ve böylece hasta güvenliği açısından da daha az risk almamıza neden olacağı kanısındayız. |
| 7. | Kalp Cerrahisinde Albümin Değerinin ve Sıvı Replasman Yönetiminin Postoperatif Döneme Etkisi The Effects Of Albumin Level And Management of Fluid Replacement on Postoperative Outcome in Cardiac Surgery Nurşen Tanrıkulu, Babürhan Özbek, Ergun Demirsoydoi: 10.5222/GKDAD.2019.07269 Sayfalar 242 - 246 (1779 kere görüntülendi) GİRİŞ ve AMAÇ: Kalp cerrahisi sonrası sıvı replasmanında ilk tercih olarak kristalloidler önerilmekle birlikte, bazı özel durumlarda albümin ve sentetik kolloidler de kullanılabilmektedir. Bu çalışmada preoperatif albümin değerinin postoperatif döneme etkisi ve bu hastalarda albümin kullanımının sonuca etkileri araştırıldı. YÖNTEM ve GEREÇLER: Servisimizde 01.01.2014-31.12.2018 tarihleri arasında açık kalp cerrahisi uygulanan hastalar retrospektif olarak incelendi. Hastalar preoperatif albümin değerlerine göre 2 gruba ayrıldı. Preoperatif albümin değeri 4 gr/dl olan hastalar Grup 1’i, albümin değeri 4 gr/dl üzerinde olan hastalar Grup 2’yi oluşturdu. Hastalarda preoperatif albümin değerinin postoperatif erken dönem morbidite ve mortaliteye etkileri ve kullanılan sıvı replasmanı ile ilişkisi değerlendirildi. BULGULAR: Preoperatif albümin değeri düşük olan hastalarda postoperatif dönemde de hipoalbüminemi devam etti. Takiplerde 13 hastada minör komplikasyon gelişirken bunun 12’si Grup 1’de olup, on hastaya albümin replasmanı uygulanmıştı. Postoperatif dönemde 9’u Grup 1’de olmak üzere 10 mortali gelişti. Kaybedilen hastaların 7’sine postoperatif dönemde albümin replasmanı yapılmasına rağmen hastalar kaybedilmişti. Preoperatif albümin değerinin 4 g/dl altında olmasının postoperatif komplikasyon riskini 14 kat arttırdığı ve bu hastalarda albümin replasmanı uygulanmasının sonuca beklenen katkıyı sağlamadığı görüldü. TARTIŞMA ve SONUÇ: Preoperatif albümin değerinün düşüklüğü postoperatif dönemde artmış morbidite ve mortalite ile ilişkili olmakla birlikte, albümin replasmanı sonuca olumlu katkı sağlamamaktadır. Güncel kılavuzların önerisi doğrultusunda kalp cerrahisi sonrası sıvı replasmanında kan replasmanı gerekmeyen durumlarda, kristalloid solüsyonunun ilk tercih olarak düşünülmesi doğru olacaktır. |
| 8. | Çift Lümenli Endobronşiyal Tüpün Pozisyonunun Doğrulanmasında Toraks Ultrasonografi Yönteminin Etkinliği Effectiveness Thoracic Ultrasonography to Confirm Position of Double Lumen Endobronchial tube Ali Doğan, Hilal Sazak, Mehtap Tunc, Ali Alagözdoi: 10.5222/GKDAD.2019.62534 Sayfalar 247 - 256 (1059 kere görüntülendi) GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada tek akciğer ventilasyonu (TAV) gereken hastalarda kullanılan sol çift lümenli tüplerin (ÇLT) pozisyonunun doğrulanmasında toraks USG yöntemini hızlı klinik değerlendirme (HKD) yöntemi ile karşılaştırarak, USG’nin ÇLT pozisyonunun doğrulanmasında katkısı olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: TAV gereken ve sol ÇLT ile entübe edilen 113 hasta çalışmaya dahil edildi. Fiberoptik bronkoskop (FOB) kullanmadan, kör entübasyon sonrası HKD ve USG yöntemleri ile elde edilen doğruluk tahminleri sonrasında; hasta supin pozisyonda iken konvansiyonel klinik değerlendirmeler yapılarak; TAV sırasında SpO2 > %90, peak havayolu basıncı < 35 cmH2O, plato havayolu basıncı ise < 25 cmH2O olması ile ÇLT pozisyonunun optimum olduğuna karar verildi. HKD yönteminde toraksın inspeksiyonu ve oskültasyonu yapılırken, USG yönteminde lung sliding ve lung pulse değerlendirildi. Toraks USG; HKD sonrası, ÇLT pozisyonu değiştirilmeden bütün hastalara uygulandı. ÇLT pozisyonunu tahmin etmede her iki yöntem sonuçları karşılaştırıldı. BULGULAR: USG yöntemiyle doğru ya da yanlış ÇLT pozisyonunu tahmin başarısı %83,2 iken, HKD yöntemiyle %77,9 idi (p<0.05). USG’nin sensitivite ve negatif prediktif değeri; HKD’ye göre daha yüksekti. ÇLT’nin %71,7 oranında doğru pozisyonda ve %28,3 malpozisyon olduğu saptandı. Malpozisyon düşünüldüğünde ÇLT’ye yeniden pozisyon verildi. Tek manipülasyonla malpozisyonu düzeltilen 14 (%43,7) hasta iken birden fazla manipülasyon gereken hasta sayısı 18 (%56,3) idi. ÇLT’ye yeniden pozisyon verme işlemlerinde başarı sağlanamadığı durumlarda ise, ÇLT yerleşimi yanlış kabul edilerek hasta supin pozisyonda iken, 6 (%5,3) hastada FOB yardımıyla ÇLT optimum pozisyona yerleştirildi. TARTIŞMA ve SONUÇ: Hızla yapılabilen ve noninvaziv bir işlem olan toraks USG yöntemi, ÇLT pozisyonunu değerlendirmede klinik olarak karar vermeye katkı sağlayabilir. |
| 9. | Alt Ekstremite Vasküler Cerrahisinde Bupivakain İle Levobupivakainin Etkilerinin Karşılaştırılması Comparıson Of The Effects Of Bupıvacıne And Levobupıvakaın In Lower Extremıty Vascular Surgery Ercan Siyahkoç, Nurgül Yurdseven, İncifer Siyahkoç, Murat Acarel, Suna Yakadoi: 10.5222/GKDAD.2019.30932 Sayfalar 257 - 263 (1434 kere görüntülendi) GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada alt ekstremite vasküler cerrahi geçirecek erişkin hastalarda intratekal yolla uygulanan levobupivakainin ile bupivakainin hemodinamik parametreler, sensoriyel ve motor blok süreleri ve yan etkileri bakımından etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı. YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastanemiz etik kurul izni ve hastaların onamı alınarak, alt ekstremite vasküler cerrahi geçirecek, ASA I - III grubu, 25-75 yaş arası 30 hasta rastgele seçilerek çalışmaya dahil edildi. Hastalar; Grup I (n=15) 17,5 mg (3,5 ml) izobarik % 0.5 bupivakain, Grup II (n=15) 17,5 mg (3,5 ml) izobarik % 0.5 levobupivakain spinal yolla uygulanan hastalar olarak randomize şekilde ikiye ayrıldı. Tüm hastalara 10 ml/kg Laktatlı Ringer infüzyonu verilip bazal değerleri(T0) kaydedildikten sonra, spinal anestezi uygulaması sonrası 2.(T1), 4.(T2), 10.(T3), 20.(T4), 30.(T5), 60.(T6), ve 90. dakikalarda(T7) hemodinamik parametreleri kayıt edildi. Ayrıca bulantı, kusma, kaşıntı, solunum depresyonu, hipotansiyon, bradikardi, aritmi, konvülsiyon titreme gibi yan etkiler kaydedildi. BULGULAR: Kalp atım hızları(KAH), ortalama arter basınçları(OAB)ve kardiyak indeks(KI)parametreleri açısından gruplar karşılaştırıldığında anlamlı farklılık bulunmadı Gruplar sensoriyal blok başlangıç süreleri ve sensöriyel bloğun dermotomlara ulaşma ve iki segment gerileme zamanları ve motor blok başlangıç zamanı açısından da benzerdi(p>0.05). Ancak motor blok gerileme ve motor blok kalkma süreleri Grup II’de istatiksel olarak anlamlı kısa bulundu (p<0.05). Hiçbir hastada EKG değişikliği veya yan etki görülmedi. (p> 0.05). TARTIŞMA ve SONUÇ: Levobupivakain, hemodinamiyi bupivakaine benzer şekilde etkilemekle, bu bulgularla kardiyovasküler hastalık potansiyeli taşıyan hastalarda güvenle kullanılabilecek bir lokal anestezik olduğu sonucuna varılmıştır. |
| 10. | Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki Beyin Ölümü ve Organ Bağışı Olgularının Retrospektif İncelenmesi Retrospective Investigation of Brain Death and Organ Donation Cases in a Training and Research Hospital Yasin Uzuntarladoi: 10.5222/GKDAD.2019.98159 Sayfalar 264 - 269 (1028 kere görüntülendi) GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma ile bir eğitim ve araştırma hastanesinde 2009-2018 yılları arasında gerçekleşen beyin ölümü ve organ bağışı olgularının retrospektif olarak incelenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Vakaların beyin ölümü sayıları, organ bağışları ve profillleri değerlendirilmiştir. Hastaların sayıları, yaşları, cinsiyetleri, milliyetleri, klinikleri, tanıları, bağış yapılma durumu ve yapılmadıysa sebebi incelenmiştir. Çalışmada arşiv kayıtlarından ve Sağlık Bakanlığı Transplantasyon, Diyaliz ve İzlem Sistemleri (TDIS) programından yararlanılmıştır. BULGULAR: 57 hastanın beyin ölümünün tespit edildiği ve 19’unun (%33,3) organlarının bağışlandığı bulundu. Olguların %89,4’ü (n=51) erkek, %40,3’ü (n=23) A kan grubu, %77,2’si (n=44) 20-60 yaş aralığında, tamamı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Hastaneye yatış tanıları açısından bakıldığında travmalar %49,1 (n=28) ile ilk sıradadır. Olguların %56,2’si (n=32) Anestezi ve Reanimasyon Kliniği yoğun bakım servisine yatmıştır. %39,4’ünün (n=15) dini sebeplerden dolayı organlarının bağışlanmadığı bulunmuştur. TARTIŞMA ve SONUÇ: Beyin ölümü tespit sayıları ve organ bağış oranları istenilen düzeyde değildir. Sağlık personelinin ve toplumun farkındalığını artıracak eğitim ve kampanyalar düzenlenmeli, kamu spotlarından daha çok faydalanılmalıdır. Dini açıdan sakınca bulunmadığına dair Diyanet İşleri Başkanlığı ile daha yoğun faaliyetler yürütülmelidir. |
| 11. | Melatonin premedikasyonunun epidural anestezi yapılan hastalarda intraoperatif ve postoperatif hemodinamik parametreler, periferiferik oksijen satürasyonu, postoperatif anksiyete ve kognitif fonksiyonlar üzerine etkilerinin incelenmesi İnvestigation on the effects of melatonin premedication to intraoperative and postoperative hemodynamic parameters, peripheral oxygen saturation, postoperative anxiety and cognitive functions in the patients that in epidural anesthesia Mehmet Kaya, Abdulkadir Yektaş, Abdurahman Çetindoi: 10.5222/GKDAD.2019.55477 Sayfalar 270 - 280 (1552 kere görüntülendi) GİRİŞ ve AMAÇ: Anksiyete perioperatif bir komplikasyondur ve birçok hasta bu durumla yüzyüze kalır. Premedikasyon kullanımı minimal kognitif bozulma ile anksiyeteyi azaltır ve bu yüzden önemlidir. Bu çalışmada epidural kateter takılan ve elektif TUR-prostat ameliyatı olacak hastalarda preoperatif melatoninin intraoperatif vital bulgulara, postoperatif anksiyete ve kognitif fonksiyonlara etkisini incelemeyi amaçladık. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma, 60 yaş üstü 80 erkek olguda gerçekleştirildi. Hastalar rastgele 40’ ar kişilik iki gruba ayrıldı. Grup 1 ( n=40) ameliyattan 60 dakika önce melatonin 6 mg verildi. Grup 2 ( n=40) premedikasyon yapılmadı. TUR-Prostat hastalarına epidural kateter yerleştirildikten sonra, epidural kateterden 3 mL % 1’ lik lidokain test dozunu takiben, kateterin yeri doğrulandıktan sonra preoperatif 20 dakika önce epidural kateterden 12-18 mL % 0.5’ lik levobupivakain yapıldı. BULGULAR: Gruplar karşılaştırıldığında postoperatif SAB, DAB, OAB ve KAH değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı. Gruplar periferik oksijen saturasyonu açısından karşılaştırıldığında, Grup 1’in SpO2 değerlerinin, Grup 2 değerlerinden anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi. Gruplar MMT açısından karşılaştırıldığında Grup 1’ in postoperatif 1. saat MMT değeri, Grup 2’ nin postop 1. saat MMT değerinden anlamlı derece yüksek bulundu. TARTIŞMA ve SONUÇ: Epidural blok öncesi hastalara melatonin verilmesinin kognitif fonksiyonları ve hemodinamik parametreleri olumlu etkilediği ancak anksiyete üzerine olumlu ya da olumsuz etkisinin bulunmadığı kanaatine varıldı. |
| 12. | İzole Koroner Arter Baypas Cerrahisinde Aortik Kros Klemp Sırasında Çıkan İdrar Miktarı: Postoperatif Akut Böbrek Hasarının Bir Göstergesidir. Urinary Output During The Aortic Cross-Clamping Period In Isolated Coronary Artery Bypass Grafting Surgery: An Indicator of Postoperative Acute Kidney Injury. Mehmet Yılmaz, Ayse Zeynep Turan, Vildan Kılıç Yılmaz, İpek Yakın Düzyol, Ufuk Aydındoi: 10.5222/GKDAD.2019.65002 Sayfalar 281 - 289 (1045 kere görüntülendi) GİRİŞ ve AMAÇ: Postoperatif akut böbrek hasarı (AKI) koroner arter baypas greft cerrahisinin (CABG) en önemli komplikasyonlardan bir tanesidir. Biz bu prospektif çalışmada açık kalp cerrahisinin aortik kros klemp (ACC) sırasındaki çıkan idrar miktarının postoperatif AKI belirleme üzerine etkisini araştırdık. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma prospektif olarak Ocak 2016 ile Nisan 2017 tarihleri arasında izole koroner baypas operasyonu geçiren hastalar üzerinde yapıldı. Postoperatif üçüncü günde preoperatif kreatinin değerlerinde 1,5 katından fazla artış olan hastalar RIFLE kriterlerine göre akut böbrek hasarı olarak kabul edildi. Hastalar AKI'nin varlığına göre i AKI (+) ve AKI (-) olmak üzere iki gruba ayrıldı. BULGULAR: Çalışmadaki 146 hastanın 12'sinde akut böbrek hasarı gelişti. Gruplar arasında demografik veriler ve intraoperatif değişkenler birbirine benzerdi (p> 0.05). AKI (-) gruptaki ACC sırasındaki çıkan idrar miktarı (ml/kg/saat) AKI (+) gruba göre önemli derecede yüksek bulundu (p=0.045). TARTIŞMA ve SONUÇ: Verilerimiz ACC ve kardiyopulmoner baypas sırasındaki çıkan idrar miktarının AKI erken tanısı için değerli bir kriter olabileceğini gösterdi. Biz ACC sırasında idrar çıkışı 3.345 ml/kg/saatin altında olan hastaların postoperatif AKI için yüksek risk taşıdığı kanaatindeyiz. |
| OLGU SUNUMU | |
| 13. | Alcapa Sendromunda Anestezi Yönetimi ve İntraoperatif Transözofageal Ekokardiyografi Kullanımı Anesthesia Management in Alcapa Syndrome and The Use Of Intraoperative Transoesophageal Echocardiography Alev Şaylan, Ümit Karadeniz, Feyza Ayşenur Paç, Ajda Mutlu Mıhçıoğlu, Ahmet Vedat Kavurt, İrfan Taşoğlu, Mustafa Paçdoi: 10.5222/GKDAD.2019.26566 Sayfalar 290 - 295 (1905 kere görüntülendi) ALCAPA (Anomalous origin of the left coronary artery from pulmonary artery) Sendromu (Bland – White - Garland Sendromu) anormal yerleşimli sol koroner arterin aorta yerine pulmoner arterden çıkışı ile karakterize, nadir görülen bir konjenital koroner arter anomalisidir. Anestezi indüksiyonu ve idamesi pek çok nedenle özellik arz eder. Bu olgu sunumu ile sık rastlanmayan bu sendromda anestezi yönetiminin tartışılması ve intraoperatif transözofageal ekokardiyografi bulgularının paylaşılması, kullanımının önemine dikkat çekilmesi amaçlanmıştır. |
| 14. | Toksik epidermal nekroliz tanılı hastanın yoğun bakımda izlemi Monitoring of the patient with toxic epidermal necrolysis in the intensive care unit Mine Altınkaya Çavuş, Şerife Gökbulut Bektaş, Kemal Özyurtdoi: 10.5222/GKDAD.2019.83788 Sayfalar 296 - 302 (3446 kere görüntülendi) Toksik epidermal nekroliz (TEN) genellikle ilaçlara karşı gelişen, akut seyirli, deri ve mukozaları tutan ve şiddetli döküntü ile seyreden bir hastalıktır.Keratinositlerin yüzeylerinde gösterdikleri antijenler nedeniyle bu hücrelere karşı gelişen sitotoksik immün reaksiyon sonucunda hastalık ortaya çıkar.Hastalığın şiddeti ve verilen sağlık hizmetinin kalitesi hastalığın prognozunu ve doğal olarak da mortalite oranını belirler. Tedavinin en önemli basamakları; erken tanı ve şüpheli ilaç ya da ilaçların hemen kesilmesidir.59 yaşında, TEN tanılı, kadın hastanın tedavisi yoğun bakımda başarıyla yönetildi. |
| 15. | Rainier Hemoglobinopatisi Olan Bir Hastada Azalmış Oksijen Satürasyonuna Rağmen Genel Anestezi ile Septoplasti Operasyonunun Tamamlanması Completion Of Septoplasty Operation Despite Decreased Oxygen Saturation In A Patient With Rainier Hemoglobinopathy With General Anesthesia Yahya Yıldız, Mine Özen Akay, Yaşar Gökhan Gül, Yavuz Demirarandoi: 10.5222/GKDAD.2019.86158 Sayfalar 303 - 306 (1086 kere görüntülendi) Rainier hemoglobinopati, hemoglobinin düşük kan oksijen satürasyonuna yol açan armış oksijen afinitesi ile karakterize, oldukça nadir görülen hematolojik bir hastalıktır. Güncel literatür, genel anestezi ile ameliyat edilen sadece 1 olguyu kapsamaktadır. Bu yazıda, genel anestezi ile nazal septoplasti yapılan, Rainier hemoglobinopatisi olan 27 yaşında bir erkek hastayı sunduk. |