| DERLEME | |
| 1. | Kardiyak Elektrofizyoloji Laboratuvarında Anestezi Anesthesia in Cardiac Electrophysiology Laboratory Nihan Yapıcıdoi: 10.5222/GKDAD.2014.135 Sayfalar 135 - 140 (1490 kere görüntülendi) Kardiyak kateterizasyon laboratuarlarındaki elektrofizyolojik işlemler son yıllarda belirgin şekilde sayıca artmaktadır. Çoğunlukla karmaşık yandaş hastalıkları olan hastalar elektrofizyoloji çalışmalarına alınmaktadır. Bu işlemlerde anestezi yöntemi ve özellikle anestezik seçimi işleme uygun olmalıdır. Elektrofizyoloji çalışmalarının amaçlarının etkilemeyecek bir ilaç veya ilaçların kombinasyonunu seçmek daha iyi olacaktır. Bu yazıda değişen hasta profiliyle birlikte kardiyak elektrofizyoloji ve anestezi alanındaki gelişmeler, bu uygulamalardaki pratiğimizin gözden geçirilmesi amaçlanmıştır. |
| ARAŞTIRMA | |
| 2. | Koroner Arter Baypas Cerrahisi Sırasında Akut Normovolemik Hemodilüsyon Sıvısı Olarak Kullanılan Hidroksietil Starch ve Modifiye Sıvı Jelatinin Koagulasyon Etkileri Coagulation Effects of Hydroxyethylstarch Versus Modified Fluid Gelatin When Used as Normovolemic Hemodilution Solutions During Cardiac Surgery Tülün Öztürk, İsmet Topçu, Barış Tuncer, Barış Açıkgöz, Funda Yıldırım, İhsan İşkesendoi: 10.5222/GKDAD.2014.141 Sayfalar 141 - 148 (1094 kere görüntülendi) AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, koroner arter baypas cerrahisi sırasında akut normovolemik hemodilüsyon için kullanılan hidroksietil starch ve gelofusin sıvılarının koagulasyon üzerine etkilerini araştırmaktır. YÖNTEMLER: Elektif koroner arter baypas greft cerrahisi geçiren yetmiş iki hasta, randomize olarak, hemodilüsyonsuz (kontrol) veya kardiyopulmoner baypas öncesi akut normovolemik hemodilüsyon için; 6% HES 200/0.5 (n=24) veya 4% jelatin solüsyonu (n=24) sıvılarını aldılar. Thromboelastografi parametreleri, akut normovolemik hemodilüsyon öncesi (T0) ve sonrası (T1), ve kardiyopulmoner baypasdan ayrıldıktan sonra bir (T2) ve dördüncü (T3) saatlerde ölçüldü. BULGULAR: HES grubunda R (reaksiyon) zamanı T(2) de, kontrol grubundakinden anlamlı olarak daha uzun idi (p=0.03). HES ve GEL grubunda K (koagulasyon) değeri T(2) ve T(3) de, kontrollerdekinden anlamlı olarak daha uzun idi (sırası ile, p=0.02 ve 0.03). Pıhtı oluşum hızı (alfa açısı), HES ve GEL grubunda, kontrollerdekinden anlamlı olarak daha küçük idi(sırası ile, p=0.01 ve p=0.02). HES ve GEL grubunda maximum amplitude T(2)de, kontrollerdekinden olarak farklı değildi (sırası ile, p=0.3 and 0.9). GEL grubunda 3 hasta (HES de hiç biri) T(2) de, 30. dakikada pıhtı lizisi gösterdi (p=0.1). GEL ve HES, kontrolle karşılaştırıldığında daha az ünite eritrosit aldı (p<0.001). Mediastinal kan kayıpları, HES grubunda kontrollerdekinden daha fazla idi (p<0.05). SONUÇ: HES ve GEL ile akut normovolemik hemodilüsyon uygulaması, tromboelastogram ile koagulasyonda anlamlı değişikliklere neden oldu, eritrosit gereksinimini azalttı. Mediastinal göğüs direnajını artırması ile HES 200/0.5 in koroner cerrahisi geçiren hastalarda, güvenli olmayabileceği sonucuna vardık. |
| 3. | Çift Lümenli Endotrakeal Tüp Pozisyonunun Doğrulanmasında Fiberoptik Bronkoskop İle Kablosuz Video Endoskopun (Disposkope®) Karşılaştırılması Comparison Of The Efficacy Of Fiberoptic Bronchoscopy And Wireless Video Endoscope (Disposkope®) In Confirmation Of The Position Of Double Lumen Endotracheal Tube Hasan Mehmet Kamburoğlu, Gökhan Özkan, Tarık Purtuloğlu, Abdülkadir Atım, Memduh Yetim, Mehmet Emin İnce, Vedat Yıldırım, Ercan Kurtdoi: 10.5222/GKDAD.2014.149 Sayfalar 149 - 153 (1532 kere görüntülendi) AMAÇ: Toraks cerrahisinde tek akciğer ventilasyonunu sağlamak amacıyla yerleştirilen çift lümenli endotrakeal tüpün pozisyonu çeşitli yöntemlerle doğrulanabilmektedir. Biz bu çalışmamızda toraks cerrahisi yapılacak olan hastalara yerleştirilen çift lümenli endotrakeal tüpün yerinin doğrulanmasında altın standart olan fiberoptik bronkoskop ile kablosuz video endoskopun; görüntüleme başarısı ve hızı ile hastanın cerrahiye verilme süreleri açısından karşılaştırmayı amaçladık. YÖNTEMLER: Etik kurul onayı sonrası çalışmaya elektif koşullarda çift lümenli endotrakeal tüp yerleştirme endikasyonu olan, toraks cerrahisi uygulanacak 40 hasta alındı. Entübasyon sonrası tüplerin yeri konvansiyonel yöntemlerle değerlendirildi ve doğru pozisyon verildi. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı, çift lümenli endotrakeal tüplerin pozisyonları kablosuz video endoskop (Grup I, n=20) ve fiber optik (Grup II, n=20) ile tekrar değerlendirilip, görüntüleme süreleri ile hastaların cerrahiye verilme süreleri kaydedildi. BULGULAR: Yerleşim yerinin tespiti açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Grup I’de 3 (%15) hastada, Grup II’de 7 (%35) hastada yanlış yerleşim tespit edilerek düzeltildi. Görüntüleme süreleri Grup I’de 18 sn, Grup II’de 131 sn (p< 0.05); hastaların cerrahiye verilme süreleri ise Grup I’de 468 sn, Grup II’de 690 sn olarak bulundu (p< 0.05). SONUÇ: Sonuç olarak çalışmamızda toraks cerrahisinde çift lümenli endotrakeal tüp yerinin doğrulanmasında her iki yöntemin de etkin olduğu görülmüştür. Bununla birlikte tüp yerinin doğrulanması işleminin ve cerrahinin başlatılmasının kablosuz video endoskop ile daha kısa sürede yapılabileceği kanaatine vardık. |
| 4. | Miyastenia Gravisli Olgularda Timektomi Uygulamasında Peroperatif Anestezi Yönetiminin Retrospektif Değerlendirilmesi Retrospective Study of Perioperative Anaesthesia in the Management of Thymectomy in Cases with Myasthenia Gravis Bengü Durmuş, Fatma Nur Kaya, Suna Gören, Gülnihal Acay, Selda Özden, Sinem Şentürkdoi: 10.5222/GKDAD.2014.154 Sayfalar 154 - 161 (1889 kere görüntülendi) AMAÇ: Miyastenia Gravis (MG), nöromusküler kavşağın otoimmün bir hastalığıdır. Çalışmamızda Eylül 1994 - Ocak 2013 tarihleri arasında timektomi uygulanan MG’li olguların peroperatif anestezi yönetimlerini retrospektif olarak irdelemeyi amaçladık. YÖNTEMLER: Etik kurul onayı sonrası, ASA I-III sınıfı, 18-59 yaş arası ve verilerinin tamamına ulaşılabilen 33 olgu çalışmaya alındı. Olguların demografik verileri ve hastalığa özgü özellikleri, peroperatif anestezi ve analjezi yönetimi ve komplikasyonlar kaydedildi. BULGULAR: Osserman sınıflamasına göre %87.9’u sınıf 1 ve 2, %12.1’i ise sınıf 3 olarak belirlendi. 3 olgunun Leventhal skoru ≥10 olarak hesaplandı. Olguların %9.1’inde dengeli anestezi, %78.8’inde dengeli anestezi ve torakal epidural analjezi, %12.1’inde ise total intravenöz anestezi ve torakal epidural analjezi uygulanmıştı. Atrakuryum %15.2 oranı ile indüksiyonda en çok tercih edilen nöromüsküler bloker idi. 20 olguda fentanil (%60.6), 12 olguda ise alfentanil (%39.4) tercih edildi. Sadece 2 olgunun idamesinde nöromüsküler bloker kullanıldı ve sugammadeks uygulanmıştı. Olguların tümü ameliyathane odasında ekstübe edilmişti. 14’ü 1. gün postoperatif yoğun bakım ünitesinde izlenmiş, reentübasyon veya ventilasyon desteği gerekmemişti. SONUÇ: Sonuç olarak, MG’li olguların anestezi yönetiminde standart bir protokol bulunmamakla birlikte; hasta ve ilaç etkileşimi göz önüne alınmalı ve nöromüsküler monitörizasyonun ve etkin bir analjezinin önemi de unutulmamalıdır. |
| DERLEME | |
| 5. | Kalp Cerrahisi Geçirecek Yaşlı Hastalarda Preoperatif Değerlendirme Preoperative Assessment in the Elderly Patients Undergoing Cardiac Surgery Türkan Kudsioğludoi: 10.5222/GKDAD.2014.162 Sayfalar 162 - 166 (1797 kere görüntülendi) Son yıllarda yaşam koşulları ve tıptaki gelişmelerle 65 yaş üzeri nüfus ve bu populasyonda yapılan kalp cerrahisi operasyonları giderek artmaktadır. Yaşlanma, organ fonksiyonlarının değişmesine ve kronik hastalıklara yol açmaktadır. Yaşlı hastalarda morbidite ve mortalite oranları genç hastalara göre daha fazladır. Kalp cerrahisi geçirecek yaşlı hastalarda preoperatif risk skorların belirlenmesi, elektif şartlarda uygun anestezi ve cerrahi tekniklerinin uygulanması ve dikkatli yoğun bakım takibi başarıyı arttıracaktır. |
| OLGU SUNUMU | |
| 6. | Mitral Kapak Replasmanı Yapılan Parkinsonlu Hastada Anestezi Yönetimi-Enteral L-Dopa Uygulaması Anasthetic Management Of Patient With Parkinson’s Disease Undergoing Mitral Valve Replacement Surgery - Enteral L-Dopa Administration: A Case Report Mehmet Burak Eşkin, Mehmet Emin İnce, Gökhan Özkan, Vedat Yıldırım, Ercan Kurtdoi: 10.5222/GKDAD.2014.167 Sayfalar 167 - 171 (1459 kere görüntülendi) Parkinson hastalığı, yaşlılarda yaygın görülen nörodejeneratif bir bozukluktur. Parkinson hastaları sık ameliyat olmasına rağmen bu hastalarının optimal anestezi yönetimini sağlayacak olgu sunumu sayısı azdır. Ameliyat öncesi kullanılan anti-parkinson ilaçlara ara verilmesi sonucu ve kullanılan anestezik ajanların etkilerine bağlı olarak çoğu zaman hastalık şiddeti, morbidite ve mortalite artmaktadır. Bu yazımızda, 10 yıldır Parkinson tedavisi gören 79 yaşındaki hastamıza mitral kapak replasmanı ameliyatında uyguladığımız anestezi yönetimimizi sunmayı amaçladık. Perioperatif süre boyunca anti-parkinson ilaçlar enteral yolla verildi. Mevcut literatürler gözden geçirilerek uygun anestezi yönetimi sağlandı, postoperatif yedinci gün hasta sorunsuz şekilde taburcu edildi. |
| 7. | Mediyastinal Kitleye Bağlı Vena Kava Süperior Sendromlu Hastada Anestezi Yönetimi Anesthetic Management of Vena Cava Superior Syndrome Due to Mediastinal Mass Ahmet Selim Özkan, Muharrem Uçar, Mehmet Ali Erdoğan, Ökkeş Hakan Miniksar, Mahmut Durmuşdoi: 10.5222/GKDAD.2014.172 Sayfalar 172 - 174 (1332 kere görüntülendi) Vena Kava Süperior Sendromu (VKSS), mediyastinal kitlenin çevresindeki yapılara yaptığı bası sonucu, kalbe dönen kan akımının azalarak üst ekstremite ve boyunda ödem görülmesiyle sonuçlanan klinik bir tablodur. Zor hava yolu yönetimi ve kardiyovasküler kollaps gibi hayatı tehdit eden komplikasyonları nedeniyle VKSS olan hastanın anestezi yönetiminde dikkatli olunmalıdır. Bu sunumda, mediyastinal biyopsi planlanan VKSS’lu hastada anestezi yönetimini sunmayı amaçladık. |
| 8. | Ciddi Aritmi ile Seyreden Pinch-Off Sendromu Pinch-Off Syndrome Presenting with Severe Arrhythmia Erkan Kaya, Gökhan Özkan, Mehmet Emin İnce, Mehmet Burak Eşkin, Kubilay Karabacak, Uygar Çağdaş Yüksel, Suat Doğancı, Vedat Yıldırımdoi: 10.5222/GKDAD.2014.175 Sayfalar 175 - 178 (1512 kere görüntülendi) Total olarak implante edilebilir vasküler kateterler uzun süreli ilaç uygulamaları, parenteral beslenme ve transfüzyon ihtiyacı olan hastalarda güvenli ve kolay ulaşılabilir vasküler girişim imkanı sağladıkları için yaygın olarak kullanılmaktadır. Pinch-off sendromu (POS) subklavyen santral venöz kataterin çevre doku ile birinci kosta ve klavikula arasındaki kompresyonuna bağlı kopması olarak tanımlanmaktadır. Kopan kateter parçasının ventrikül içerisine embolizasyonu ciddi aritmilere sebep olabilir. Günümüzde girişimsel radyoloji ve kardiyoloji alanında kullanılan gelişmiş kateterler yardımı ile emboliye sebep olmuş kırık katater parçası perkütan yolla başarılı bir şekilde çıkarılmakta ve ek bir cerrahi işleme gerek duyulmamaktadır. Bu olgumuzda, kopan kateter parçasının kalp içerisine ilerlemesi ile ciddi aritmilerin olduğu POS olgusu ve uygulanan perkütan tedavi yaklaşımını sunmayı amaçladık. |
| 9. | Sezaryende Anaflaktik Şok Anaphylactic Shock in Caesarean Section Mukadder Şanlı, Nurçin Gülhaş, Feray Akgül Erdil, Hakan Miniksar, Duygu Demiröz, Mahmut Durmuşdoi: 10.5222/GKDAD.2014.179 Sayfalar 179 - 182 (1229 kere görüntülendi) Allerjen ile teması takiben, ürtikerden anaflaksiye kadar değişen alerjik reaksiyonlar görülebilir. Anafilaktik reaksiyonların sıklığı genel popülasyonda alerjik rinit ve astımı olanlarda daha yüksek oranda görülebilmektedir. Perianestezik anafilaksi önemlidir. Eğer erken tanıyıp tedavi edilmez ise potansiyel ciddi sonuçlara neden olabilir. Literatürde kolloid solüsyonlar, ranitidin, antibiyotikler ve lateks gibi sık kullanılan maddelere karşı anafilaksi bildirilmiştir. Oksitosin kullanımına bağlı anaflaktik şok gelişmesi nadir bir yan etki olarak görülebilir. Biz, bu olgu ile allerji hikayesi olmayan gebede sezaryen operasyonu esnasında oksitosin infüzyonundan hemen sonra gelişen anaflaktik şoktaki anestezi yönetimini sunmayı amaçladık. |
| 10. | Erişkin Solunum Yetmezliği Sendromunda Venö-Venöz EKMO Deneyimimiz Our Experience of Veno-Venous ECMO treatment in Acute Respiratory Distress Syndrome Ahmet Şen, Başar Erdivanlı, Hızır Kazdal, Abdullah Özdemir, Şahin Bozok, Şeref Küçükerdoi: 10.5222/GKDAD.2014.183 Sayfalar 183 - 186 (1423 kere görüntülendi) Akut respiratuar yetmezlik, etiyolojisinde çok sayıda faktörün yer aldığı, her yaş grubunda mortalitesi yüksek ciddi bir tablodur. Ekstrakorporeal membranöz oksijenatörlerin gelişmesiyle, oksijenasyonun bir membran aracılığı ile sağlanması, ve akciğer koruyucu ventilasyon uygulanması şeklinde tedavi yaygınlaşmaktadır. Yüksekten düşmeye bağlı ağır torakal hasar nedeniyle opere edilen bir hastamızda gelişen akut respiratuar yetmezlik tablosunun tedavisini sunduk. Hipoksi nedeniyle dokuz gün boyunca veno-venöz EKMO uygulanan hastanın oksijenasyonu düzeldi. Bir aylık iyileşme sürecini takiben trakeotomize halde servise taburcu edildi. |
| EDITÖRE MEKTUP | |
| 11. | Parsiyel Larenjektomisi Bulunan Bir Hastada Endobronşiyal Bloker ile Tek Akciğer Ventilasyonu The Usage of Endobronchial Blocker in a Patient with Partial Laryngectomy for Single Lung Ventilation Ceren Aygün, Elvan Öçmen, Volkan Hancı, Semih Küçükgüçlüdoi: 10.5222/GKDAD.2014.187 Sayfalar 187 - 188 (989 kere görüntülendi) Makale Özeti | |