ISSN 1305-5550 | e-ISSN 2548-0669
Göğüs-Kalp-Damar Anestezi ve Yoğun Bakım Derneği Dergisi - GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 19 (3)
Cilt: 19  Sayı: 3 - 2013
DERLEME
1. 
Hemostaz
Hemostasis
Nazan Atalan
doi: 10.5222/GKDAD.2013.109  Sayfalar 109 - 112 (3870 kere görüntülendi)
Hemostaz; vasküler yaralanma sonrasında aşırı kan kaybını önleyen normal fizyolojik yanıttır. Bu oldukça kompleks ve koruyucu mekanizma ile kanama durur ve kan kaybı önlenir. Hemostatik sistemin yeterli çalışmaması durumunda kanama riski ortaya çıkar. Kanama kontrolünde vasküler spazm, trombosit tıkacının oluşması ve kanın pıhtılaşması olmak üzere üç ayrı mekanizma rol oynar. Kan damarında bir yaralanma meydana geldiğinde fizyolojik hemostaz tetiklenerek ardışık bir sıra olayın oluşmasını sağlar: Kan akımını azaltmak amacıyla damarda konstruksiyon olur, dolaşımdaki trombositler damar duvarındaki zedelenmiş bölgeye adhezyon gösterirler, trombositler aktive ve aggrege olurlar ve koagulasyon faktörlerinin içerdiği bir seri enzimatik reaksiyon ile oluşan fibrin ile hemostatik pıhtı oluşur. Ek olarak hemostaz, dolaşım sisteminin devamlılığını da sağlar. Hemostaz bozuklukları artmış kanama ve tromboza, önemli morbidite ve mortaliteye neden olabilir.
.

ARAŞTIRMA
2. 
Koroner Arter Baypas Cerrahisinde Fentanil ve Midazolam’ın Hedef Kontrollü İnfüzyon (HKİ) Şeklinde Kullanımının Anestezi Düzeyi ve İlaç Tüketimi Üzerine Etkileri
Target Controlled Infusion (TCI) of Fentanyl and Midazolam in Coronary Artery Bypass Surgery: Effects on Anaesthesia Depth and Drug Consumption
Fevzi Toraman, Serpil Ustalar Özgen, Jülide Sayın Kart, Cem Arıtürk, Esin Erkek, Pınar Güçlü, Vedat Bulcak, Murat Ökten, Hasan Karabulut
doi: 10.5222/GKDAD.2013.113  Sayfalar 113 - 117 (1230 kere görüntülendi)
AMAÇ: Hedef kontrollü infüzyon (HKİ) sistemleri, ilaçların farmakokinetik özelliklerine göre geliştirilen bilgisayar yazılımlarını içeren cihazlar kullanılarak hastaların yaş, cinsiyet, boy ve ağırlık gibi parametrelerinin dikkate alınarak hedef ilaç plazma konsantrasyonunun belirlendiği infüzyon şeklidir. Çalışmamızda fentanil ve midazolamın geleneksel intravenöz (İV) infüzyon tekniği ve HKİ tekniği ile uygulanmasını, hemodinami, anestezi derinliği ve ilaç tüketimi açısından karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Etik kurul onayı ve hasta onamları alınan elektif koroner arter baypas cerrahisi geçirecek 80 hasta prospektif olarak çalışmaya alındı. Hastaların kalp hızı, pulse oksimetre (SpO2), elektrokardiyografi (EKG), invaziv arteryal monitörizasyonu, Bispektral indeks (BİS) ve serebrel rejiyonel oksijen saturasyonu (rSO2) monitörizasyonları yapıldı. Anestezi indüksiyonu sonrası hastalar sırayla randomize edilerek 2 gruba ayrıldı. Grup1: HKİ tekniği ile fentanil ve midazolam infüzyonu uygulanan 40 hasta, Grup 2: Geleneksel İV infüzyon tekniği ile fentanil ve midazolam infüzyonu uygulanan 40 hasta tarafından oluşturuldu. Hastaların BİS değerleri ve hemodinamik parametrelerine göre fentanil ve midazolamın infüzyon hızlarında ya da hedef plazma konsantrasyonunda gerekli ayarlamalar yapıldı.
BULGULAR: Hastaların demografik, hemodinamik ve sonuç parametrelerinde gruplar arası anlamlı fark gözlenmemiştir (Tablo 1). Ancak operasyon boyunca tüketilen fentanil ve midazolam miktarları Grup 1’de, Grup 2’ye göre istatistiksel olarak anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Ayrıca BİS değerleri de daha az ilaç tüketimi olmasına rağmen grup 1’de istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha düşük bulunmuştur.
SONUÇ: Hemodilüsyon, hipotermi ve nonpulsatil akımın kullanıldığı baypas cerrahisi uygulamalarında kan ilaç konsantrasyonu birçok faktöre bağlı olarak değişebilmektedir. Açık kalp cerrahisi kullanılan anestezik ilaçların kan konsantrasyonlarının, cerrahinin her safhasında istenen aralıklarda tutulması; anestezi yeterliliği açısından önem taşımaktadır. HKİ uygulamasının anestezi derinliği, farkındalık ve sonuç parametreleri açısından anlamlı olacağı kanısındayız.

3. 
Erişkin Açık Kalp Cerrahisinde Non İnvaziv Transkutan Karbondioksit Monitörizasyonu
Non Invasıve Transcutaneous Carbondıoxıde Monıtorıng In Adult Open Heart Surgery
Perihan Uçar, Gülçin Gazioğlu, Özcan Erdemli, Ömer Faruk Çiçek, Aslı Demir
doi: 10.5222/GKDAD.2013.118  Sayfalar 118 - 122 (2029 kere görüntülendi)
AMAÇ: Açık kalp cerrahisinde karbondioksit düzeyi takibi metabolik durumun izlenmesi ve yönetilmesi açısından önem taşır. Bu prospektif gözlemsel çalışmada erişkin açık kalp cerrahisinde end tidal CO2 ve arteriyel CO2 ile non-invaziv bir yöntem olan transkutan CO2 monitörizasyonunu karşılaştırdık
YÖNTEMLER: Elektif acık kalp cerrahisi geçirecek, ASA II-III grubu, 30- 80 yaş arası 22 hasta çalışmaya dahil edildi. Demografik özellikler, ASA skorlaması verileri, yandaş hastalıklar kaydedildi. Kalp cerrahisinin rutin monitörizasyonuna ilaveten TcCO2 cihazı probu deltoid kas üzerine yerleştirildi ve ölçümler indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası, kardiyopulmoner baypas dönemi ve KPB’tan çıktıktan sonraki dönemlerde yapıldı.
BULGULAR: İndüksiyon öncesi ve sonrası dönemlerde her üç CO2 değerleri arasında fark bulunmazken, kardiyopulmoner baypas döneminde ve sonrasındaki transkutan CO2 ölçümleri, arteriyel CO2 ve end tidal CO2 değerlerinden anlamlı şekilde düşük bulundu.
SONUÇ: Kalp cerrahisinin KPB döneminde hipotermi, hemodilüsyon, düşük arteriyel kan basıncı gibi durumlar, cihazın uygun sıcaklığa erişme, yüksek kapiller perfüzyon, kalibrasyon gibi optimum ölçüm koşullarını tamamıyle etkilemektedir. Özellikle KPB döneminde ve ertesinde oldukça düşük TcCO2 değerleri ölçülmesi cihazla ilgili sözkonusu bu problemlerin kaynaklandığı düşünüldü. Bu güçlüklerden dolayı non invaziv CO2 ölçüm metodu yerine zaten invaziv arter kateterizasyonu yapılan kalp cerrahisi anestezisinde arteriyel kan gazı örnekleriyle CO2 takibinin daha uygun bir yöntem olacağını düşünmekteyiz.

DENEYSEL ÇALIŞMA
4. 
Pediyatrik Kalp Kateterizasyonunda Perkütan ASD, VSD ve PDA Kapatma Yapılan Olgularda NIRS Monitörizasyonu
NIRS Monitorization in Pediatric Cases Who Underwent Percutaneous ASD, VSD or PDA Closure During Cardiac Catheterization
Bahar Aydınlı, Aslı Demir, Ümit Karadeniz, Aslı Dönmez, Ayşenur Paç, Utku Ünal, Ayşegül Özgök
doi: 10.5222/GKDAD.2013.123  Sayfalar 123 - 126 (1600 kere görüntülendi)
AMAÇ: Pediyatrik kalp kateterizasyonunda giderek artan sedoanaljezi-genel anestezi uygulamaları nedeniyle karşılaşılabilecek hemodinamik sorunlar monitörizasyon yöntemlerinin önemini vurgular. Kateterizasyonda yaşanan herhangi bir sorunun serebral kan akımını düşürmesi veya uygulanan şant kapatma prosedürlerinin beyin kan akımını etkilemesi söz konusu olabilir. NIRS noninvaziv olarak beyin doku oksijenasyonunu gösteren bir tekniktir. Bu çalışmada kalp kateterizasyonunda konjenital kalp defekti kapatma işlemi yapılacak pediyatrik olgularda işlem sırasında NIRS cihazı ile rSO2 takibi yapılarak serebral oksijenasyon farklılıklarının ortaya konması amaçlandı.
YÖNTEMLER: Yedi hasta bu prospektif çalışmaya dâhil edildi. Olgulara ASD, VSD ve PDA kapatma işlemi planlandı. Hasta kateter laboratuvarına alındığında bazal, işlem öncesi ve işlem sonrası olmak üzere 3 dönemde bilateral NIRS değerleri, hemodinamik veriler, kan gazı parametreleri ve periferik oksijen saturasyonu kaydedildi.
BULGULAR: Serebral oksijenasyon parametreleri açısından dönemler arasında sağ ve sol rSO2 değerleri arasında fark saptanmadı. Yine hastaların sağ ve sol rSO2 değerleri açısından istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. Çalışmaya alınan tüm hastalarda başarılı şekilde kapatma işlemi uygulandı.
SONUÇ: Beyin oksijen saturasyonu pek çok faktörden etkilenmesine rağmen, pediyatrik kalp kateterizasyonunda kapatma işlemi yapılan hastaları incelediğimiz çalışmamızda bazal, işlem öncesi ve işlem sonrası dönemlerde bilateral rSO2 değerleri arasında farklılık saptanmadı. Kan basıncı ve Hct değerlerinde düşüşten ve kapatma işleminden rSO2 değerlerinin etkilenmediği görüldü.

ARAŞTIRMA
5. 
Enstitümüzde Açık Kalp Cerrahisi Sonrası Hasta Transport Deneyimimiz
Patient Transport Experience in Our Institution Following Open Heart Surgery
Nükhet Sivrikoz, Meltem Savran Karadeniz, Pınar Kurnaz, Demet Altun, Zerrin Sungur Ülke, Mehmet Tuğrul, Kamil Pembeci
doi: 10.5222/GKDAD.2013.127  Sayfalar 127 - 131 (1393 kere görüntülendi)
AMAÇ: Transport süreci kritik hastalar için çeşitli sorun ve komplikasyonlara açıktır. Farklı hasta gruplarında bu süreçteki komplikasyonların sıklığı, niteliği ve bunlarla ilişkili unsurlar araştırılmaktadır. Çalışmamızda hastane içi nakilde açık kalp cerrahisi gibi özellikli bir hasta grubunda yaşanan sorunları araştırmayı hedefledik.
YÖNTEMLER: Ocak-Eylül 2013 tarihleri arasında elektif kalp cerrahisi geçiren tüm olgular çalışmaya dâhil edildi. Transport başlangıcı hastanın operasyon bitiminde sabit monitör ve ventilatörden, taşınabilir monitör ve ventilatöre geçilmesi olarak belirlendi. Nakil sonu ise hastanın yoğun bakımda sabit monitör ve ventilatöre bağlanması olarak kabul edildi. Sürecin başlangıç ve sonucundaki kan basıncı, kalp hızı (KH) ve oksijen satürasyonu ile yoğun bakıma giriş kan gazı verileri kaydedildi. Transportun başından sonuna kadar geçen sürede karşılaşılan tüm komplikasyonlar kayıt altına alındı.
BULGULAR: Çalışmaya 132 çocuk, 108 erişkin olmak üzere toplam 240 hasta alındı En sık karşılaşılan komplikasyon olarak hiperventilasyona bağlı solunumsal alkaloz (% 13.75) görüldü. Bunu sırasıyla hipotansiyon (% 2.5), arteriyel kanülün çıkması (% 2.5), zorlu ventilasyon (% 1.66), solunumsal asidoz (% 0.82), santral kateterin çıkması (% 0.41) izledi. Bir hastada kardiyak arrest yaşandı ve resüsitasyona yanıt alındı.
SONUÇ: Kardiyak cerrahi hastalarının postoperatif yoğun bakıma transportu minör komplikasyonlar ile gerçekleştirilmiştir. İstenmeyen olaylardaki düşük sıklığın nakil süresinin kısalığı ve ekibin deneyimli elemanlara bağlı olduğunu düşünmekteyiz.

OLGU SUNUMU
6. 
İntrakorporeal Sol Ventrikül Asist Device Takılması Sırasında TÖE Deneyimimiz
Our Transesophageal Echocardiography (TEE) Experience During Implantation of Intracorporeal Left Ventriculer Asist Device
Dilek Kazancı, Nükhet Soybir, Sema Turan, Candan Haytural, Şeref Küçüker, Ayşegül Özgök
doi: 10.5222/GKDAD.2013.132  Sayfalar 132 - 135 (1977 kere görüntülendi)
Giriş: Dilate kardiyotomi sol ventrikül dilatasyonuna sekonder sistolik disfonksiyonla karakterize bir klinik durumdur. Sol ventrikül disfonksiyonunun getirdiği miyokard pompa işlev bozukluğu hastayı kardiyak transplantasyon gereksinimine kadar götürebilmektedir. Bu olguda sol ventrikül asist cihazı takılması gereken ileri derecede dilate kardiyomiyopatili hastanın ameliyatının intraoperatif transözefageal ekokardiyografi (TÖE) ile takibini ve cihazın takılması sırasında TÖE’nin yol göstericiliğinin altını çizmeyi amaçladık.
Olgu: Yirmi bir yaşında erkek hasta ÜSYİ sonrası kronik öksürük yakınması ile hastanemize başvurdu. Hastanın tanısı dilate kardiyomiyopatiye bağlı terminal dönem kalp yetmezliğiydi. Hastanın klinik durumunun kötüleşmesi nedeniyle kardiyak transplantasyon hemen mümkün olmadığından LVAD takılması planlandı.
Sonuç: İntraoperatif TÖE deneyimli ellerde kullanıldığında ameliyata destek olduğu gibi LVAD uygulanmasında kardiyak fonksiyonların sıkı takibini sağlamaktadır. Bu olguda cihazın konumunun ve çalışmasının denetimi büyük önem içermekteydi. Hastanın TÖE monitorizasyonu sayesinde intraoperatif ve postoperatif istenmeyen olaylardan korunması hem cerrahi ekibe hem de anestezik girişimlerin yönlendirilmesine büyük katkı sağlamaktadır.

7. 
Miyastenia Gravis ve Sugammadeks Kullanımı
Myasthenia Gravis and Sugammadex Use
Mehmet Sargın, Hale Borazan, Tuba Berra Sarıtaş, Şeref Otelcioğlu
doi: 10.5222/GKDAD.2013.136  Sayfalar 136 - 140 (2524 kere görüntülendi)
Myastenia gravis, nikotinik asetilkolin reseptörlerinin otoimmün yıkımı sonucu gelişen bir kas hastalığıdır. Myastenik hastalarda depolarizan kas gevşeticilere genellikte direnç ve nondepolarizan kas gevşeticilere ise duyarlılıkta artış söz konusudur. Yeni bir ajan olan sugammadeks steroid yapıdaki roküronyum ve veküronyumu bağlayarak, etkilerini ortadan kaldırır. Bu makalede roküronyum kullanılan biri erişkin diğeri pediatrik timektomi planlanan iki myastenik hastada kas gücünün geri dönüşümünü sağlamak için sugammadeks kullanımı sunulmuştur.

8. 
Duchenne Musküler Distrofili Bir Olguda Anestezi Yönetimi
Anesthetic Management In A Patient With Duchenne Muscular Dystrophy
Nagihan Karahan, Murat Aksun, Lale Koroğlu, Senem Girgin, Gülçin Aran, Galip Akhan, Ali Gürbüz
doi: 10.5222/GKDAD.2013.141  Sayfalar 141 - 144 (3509 kere görüntülendi)
Duchenne Musküler Distrofi (DMD); X’e bağlı resesif olarak geçiş gösteren ilerleyici kas zayıflığı ve kas kontraktürleri ile karakterize kalıtımsal bir hastalıktır. En sık çocukluk yaşlarında ve 3500 erkek doğumda 1 görülmektedir. Bu hastalarda anestezi yönetimi özellik göstermektedir. Çünkü inhalasyon anestezikleri ve süksinilkolin gibi ajanlar, hipermetabolik bir klinik tablo ile seyreden malign hipertermi gibi ölümcül komplikasyonlara yol açabilir. Biz ventriküler septal defekt (VSD) nedeniyle opere olan DMD’li bir olguda uyguladığımız anestezi yönetimini sunmayı hedefledik.

9. 
Daptomisin
Daptomycin
Ayfer Açıkgöz, Bora Aykaç, Kamil Karaoğlu
doi: 10.5222/GKDAD.2013.145  Sayfalar 145 - 148 (1789 kere görüntülendi)
Biyofilm tabaka oluşturması, virülansının yüksek olması ve sık gelişen direnç nedeniyle staphylococcus aureus'un etken olduğu deri ve yumuşak doku infeksiyonları ve satafılokok bakterıyemisini tedavi etmek zordur. Bu olgu sunumda; sol atrial miksoma eksizyon operasyonu geçirdikten sonra yoğunbakım ünitesinde gelişen oligüri nedeniyle yatışının dördüncü gününden baslayıp bes gün devam eden hemofıltrasyon tedavisi alan hastada gelişen deri çatlaklarına neden olan yaygın ödem,stafilokok bakteriyemisi ve MRSA’ nın neden oldugu vancomisine dirençli deri yumusak doku infeksiyonu (haşlanmış deri sendromu), sistemik daptomisin (6 mg/kg/günaşırı i.v) tedavisine cevap vermiş, 78 yaşındaki bayan hastanın tedavisinin literatur eşliğinde klinik ve mikrobiyolojik deneyimi paylaşılmıştır.

10. 
Glottik Kitlesi Olan Çocuk Hastada Hava Yolu Kontrolü
Airway Management in a Pediatric Patient with Glottic Mass
Özlem Özmete, Mesut Şener, Esra Çalışkan, Alper Nabi Erkan, Anış Arıboğan
doi: 10.5222/GKDAD.2013.149  Sayfalar 149 - 152 (1696 kere görüntülendi)
Glottik yerleşimli tümörler yerleşim yerine bağlı olarak ciddi hava yolu problemlerine yol açabilmektedirler. İnspiratuar stridor ve nefes darlığı şikayeti ile hastanemize gelen 11 yaşındaki çocuk hastanın çekilen bilgisayarlı tomografisinde larinks pasajını kapatan kitle saptandı. Kitlenin genel anestezi altında cerrahi olarak çıkarılması planlandı. Bu olgu sunumunda glottik kitlesi olan hastada genel anestezi uygulaması ile başarılı şekilde yapılan hava yolu yönetimini sunuyoruz.

LookUs & Online Makale