ISSN 1305 - 5550
Cilt : 24 Sayı : 4 Yıl : 2019
Index
Membership
Applications

Hızlı Arama




GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 24 (4)

Cilt: 24  Sayı: 4 - 2018

ARAŞTIRMA
1.
Katekolaminerjik İnotropik Ajan Kullanımı 30 Günlük Mortalite İçin Bağımsız Bir Risk Faktörü Değildir
The Use Of Catecholaminergic Inotropic Agents is Not An Independent Risk Factor For 30-Day Mortality
Ülkü Sabuncu, Aslıhan Dinçer Aykut, Aslı Demir, Rabia Koçulu, Eda Balci, Candan Baran, Gökçe Sert, Perihan Uçar Kemerci, Ayşegül Özgök
doi: 10.5222/GKDAD.2018.78942  Sayfalar 145 - 151
GİRİŞ ve AMAÇ: Açık kalp cerrahisi geçiren hastalarda düşük kardiyak debi sendromu gelişebilmektedir. Kardiyak performansı arttırmak amacıyla inotropik ilaç tedavisine başlanmaktadır, ancak bu ilaçların da önemli yan etkileri mevcuttur. Bu çalışmanın primer amacı inotropik ilaç kullanımı ile 30 günlük mortalite arasındaki ilişkinin belirlenmesi, sekonder amacı ise mortaliteyi bağımsız predikte eden faktörlerin belirlenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Retrospektif gözlemsel çalışmamıza kardiyopulmoner baypas ile kardiyak cerrahi geçiren 1002 hasta dahil edildi. Hastaların demografik ve intraoperatif özellikleri, inotropik ajan kullanımları, postoperatif 30 günlük mortalite bilgileri anestezi kayıtlarından, postoperatif yoğun bakım kayıtlarından ve epikrizlerinden elde edildi.
BULGULAR: Hastaların 274’sına (%27. 3) dopamin, 110’una (%11) dobutamin ve 63’üne (%6,3) adrenalin kullanıldığı gözlendi. Univariate analizde inotropik ilaç kullanımının mortaliteyi etkilediği saptansa da çoklu regresyon analizi sonucunda inotropik ilaç kullanımının mortalite için tek başına bağımsız bir risk faktörü olmadığı görüldü. Mortalite için bağımsız risk faktörlerinin ileri yaş, hipertansiyon, kalp yetmezliği, ejeksiyon fraksiyonu düşüklüğü ve preoperatif anemi olduğu tespit edildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bulgularımız, perioperatif dönemde inotropik kullanımının 30 günlük mortalite için bağımsız prediktör olmadığını gösterdi. Bu sonuç küçük örneklemli çalışmalarla uyumlu olmasa da, büyük hasta sayılı çalışmalarla koreledir. Otuz günlük mortalite için bağımsız risk faktörleri ileri yaş, hipertansiyon, kalp yetmezliği, düşük ejeksiyon fraksiyonu ve peroperatif hemoglobin düşüklüğü olarak bulundu. Bulgularımız çalışmalarda sık görülen risk faktörleri ile uyumludur. Bu alanda daha fazla ilerlemeye ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: Low cardiac output syndrome can develop in patients who have undergone open heart surgery. Inotropic drug therapy is being initiated to improve cardiac performance, but these drugs also have significant side effects. The primary aim of this study is to determine the relationship between the use of inotropic drugs and 30-day mortality, secondary aim is to determine the independent mortality predicting factors.
METHODS: Retrospective observational study included 1002 patients undergoing cardiac surgery with cardiopulmonary by-pass. Demographic and intraoperative characteristics of patients, use of inotropic agents, postoperative 30-day mortality data were obtained from anesthesia records, postoperative intensive care records and epicrisis.
RESULTS: 274 of the patients (27. 3%) was dopamine, 110 (11%) was dobutamine and 63 (6. 3%) adrenaline was used. In the univariate analysis, inotropic drug use was associated with mortality, but multiple regression analysis showed that inotropic drug use was not an independent risk factor for 30-days mortality alone. Independent risk factors for mortality were found to be advanced age, hypertension, heart failure, low ejection fractions and peroperative anemia.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our findings showed that inotropic use in the perioperative period was not an independent predictor of 30-days mortality. Although this result is not compatible with small sample studies, it is correlated with large patient studies. Independent risk factors for 30-days mortality were advanced age, hypertension, heart failure, low ejection fraction, and peroperative anemia. Our findings are often common risk factors in research. More progress is needed in this regard.

2.
Endovasküler Girişimlerde Anestezi Yönetimi ve Klinik Sonuçlarının Retrospektif Değerlendirilmesi
Evaluation of Anesthesia Management and Clinical Outcomes in Endovascular Interventions Retrospectively
Sünkar Kaya, Özlem Turhan, Zerrin Sungur, Ömer Ali Sayın, Ufuk Alpagut, Mert Şentürk
doi: 10.5222/GKDAD.2018.96967  Sayfalar 152 - 159
GİRİŞ ve AMAÇ: Endovasküler aort onarımı hızlı derlenme ve kısa hastanede kalış süresi gibi avantajlarıyla sık uygulanan güvenilir bir yöntemdir. Çalışmanın amacı anestezi tipinin yoğun bakım ve hastanede kalış süreleri ve perioperatif komplikasyonlar üzerine etkilerinin araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Retrospektif çalışmamıza 2004-2014 yılları arasında endovasküler aort onarımı yapılan hastalar dahil edildi. Genel anestezi (GGA), rejyonal anestezi (spinal veya epidural) (GSE) ve lokal anestezi (GLA) olmak üzere üç grup oluşturuldu. Hastaların yoğun bakım ve hastanede kalış süreleri ile hastalarda gelişen postoperatif komplikasyonlar takip edildi.
BULGULAR: Çalışmaya alınan 86 hastanın 25’i GGA, 37’si GSE ve 24’ü GLA grubundadır. Altmış beş hastaya abdominal 21 hastaya torasik anevrizma onarımı yapılmıştır. GLA grubundaki hastaların yaşları diğer gruplarla karşılaştırıldığında belirgin yüksektir. (p: 0.025) Operasyon süresi GGA grubunda diğer gruplara kıyasla anlamlı yüksek bulundu. (p: 0.0147) Yoğun bakımda kalış süresi de GGA grubunda GSE ve GLA grubuna kıyasla daha uzundu.(GGA 3,08±3 gün, GSE 1,05±0,4 gün, GLA 1,08±0,4 gün; p<0.001) Hastanede kalış süreleri de benzer şekildeydi. Uzamış hastanede kalış (>10 gün) 16 hastada görüldü. Lojistik regresyon analizinde preoperatif kronik böbrek yetersizliği (KBY) uzamış hastanede kalış ile ilişkili bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Endovasküler aort anevrizma onarımlarında rejyonal ve lokal anestezi tekniklerinin her ikisi de kısa yoğun bakımda kalış gerektirdiğinden endovasküler aort anevrizma onarımlarında tercih edilebilir. Ancak hastanede kalış süresi üzerine anestezi tekniğinin etkisi yoktur. Lokal anestezi işlem sırasında hemodinamik stabilite sağlanması açısında daha güvenlidir. Postoperatif dönemdeki sistemik komplikasyonlar tüm gruplarda benzerdir. KBY uzamış hastanede kalış ile büyük ölçüde ilişkilidir. Endovasküler işlemlerde daha hızlı derlenme sağlamaları nedeniyle rejyonal ve lokal anestezi teknikleri ön planda değerlendirilebilir.
INTRODUCTION: Endovascular aortic repair (EVAR) is widely used as a safe method with reduced hospital stay and faster recovery. The aim of this study is to investigate effects of type of anesthesia on patients’ outcome with ICU and hospital stays and perioperative complications.
METHODS: Patients undergoing EVAR were included in this retrospective study (2004-14). Study groups were enrolled as general anesthesia (GGA), regional anesthesia (spinal or epidural) (GSE) and local (GLA). Patient outcomes were evaluated with ICU or hospital stay with postoperative complications.
RESULTS: Eighty-six patients were enrolled for this study with 25 patients in GGA, 37 in GSE and 24 in GLA. Sixty-five had abdominal aneurysm whereas 21 had thoracic. Patients in GLA were significantly older compared to other groups (p: 0.025). Operation time was significantly longer than in GGA compared to GSE and GLA (p: 0.0147). ICU stay was longer in GGA compared to GSE and GLA (GGA 3,08±3days, GSE 1,05±0,4 day, GLA 1,08±0,4 day; p<0.001). Hospital stay was similar. Prolonged hospital stay (>10 days) was seen in sixteen patients. Preoperative chronic renal failure (CRF) was found to be associated with prolonged hospital stay in logistic regression.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Both regional and local anesthesia techniques were preferable for reduced ICU stay; whereas hospital stay was not affected by the type of anesthesia. Local anesthesia seemed safer in terms of hemodynamic stability during surgery. Postoperative systemic complications were similar between groups. CRF was significantly associated with prolonged hospitalization. Regional or local anesthesia techniques might be initially considered in endovascular procedures to ensure faster recovery.

3.
Açık kalp cerrahisi sonrasında kanama nedenli reoperasyonlar: Cerrahi kanama mı ? Koagülopati mi ?
Reoperations due to bleeding after open heart surgery: surgical bleeding? Coagulopathy?
Gökçe Selçuk Sert, Şule Dede, Zeliha Aslı Demir, Utku Ünal, Ayşegül Özgök
doi: 10.5222/GKDAD.2018.59454  Sayfalar 160 - 164
GİRİŞ ve AMAÇ: Açık kalp cerrahisinde kanama nedenli reoperasyon mortalite ve morbiditeyi arttıran ciddi bir risk faktörüdür. Bu çalışmadaki amacımız, kanama nedeni ile reoperasyona alınan hastalarda, cerrahi ve koagülopati kanaması için olabilecek preoperatif ve intraoperatif risk faktörlerini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastaların verileri, hastane elektronik sisteminden ve hastaların dosyalarından elde edildi. Kalp yetmezliği ameliyatları haricinde, kardiyopulmoner baypas (KPB) kullanılan tüm yetişkin açık kalp ameliyatı vakaları çalışmamıza dahil edildi. 2017 yılında 1200 hasta arasında postoperatif kanama nedeniyle 24 saat içinde en az bir operasyon geçiren 77 hasta incelendi. Kanamaları cerrahi ve koagülopatik olarak sınıflandırıldı. Revizyon sırasında devam eden aktif kanama ve/veya sızma olmaksızın hematom varlığı koagülopatik kanama olarak tanımlandı. Cerrahi kanama ise sütür veya klips gerektiren spesifik kanamalar olarak tanımlandı.
BULGULAR: Postoperatif kanama nedeniyle 24 saat içinde en az bir operasyon geçiren 77 (% 6,4) hastanın 71 tanesinin tam verilerine ulaşılabildi. 28(%39,5) hastada cerrahi kanama ve 43(%60.5) hastada koagülopatik kanama tespit edildi. Preoperatif ve intraoperatif dönemde kanama tipi açısından risk faktörü olabilecek değişkenler analiz edildi ancak ilişkili faktör bulunmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hastaların% 39,5'inde cerrahi kanama tespit edildi. Literatürde diğer serilerde % 56.4 oranında cerrahi kanama oranı saptandı. Deneyimi yüksek olan kalp merkezimizde cerrahi kanama oranı, koagülopati kanamasına göre daha düşük saptandı, az hasta sayısı nedeniyle risk faktörlerini ayırt etmek mümkün olmadı.
INTRODUCTION: Reoperation is a risk factor that increases the postoperative mortality and morbidity of cardiac surgery patients. Our aim in this study is to investigate the rates of bleeding-induced reoperation, preoperative and intraoperative risk factors for surgical or coagulopathy bleeding.
METHODS: Perioperative patient data were collected from hospital electronic system and patient’s files.We included all cases of adult open heart surgery using cardiopulmonary bypass,except for cases of heart failure surgeries. 1200 patients found, 77 patient have undergone at least one operation within 24 h due to postoperative bleeding(%6,4).We classified the bleeding as surgical and coagulopathic. Haematoma without ongoing bleeding and/or oozing was defined as coagulopathic bleeding, and spesific bleeding requiring suture or clips was defined as surgical bleeding.
RESULTS: 71 were available in the data of patients. 28(39.5%) patients had surgical bleeding, and 43(60.5%) patients had coagulopathic bleeding. When the variables that might be a risk factor in terms of type of bleeding in preoperative and intraoperative period were examined, no related factors were found.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Surgical bleeding was detected in 39.5% of the patients. Surgical bleeding rate was 56.4% in other series in the literature. At our heart center with high experience, surgical bleeding rate was lower than coagulopathy bleeding and it was not possible to distinguish the risk factors because of the small number of patients.

4.
Yoğun bakım hastalarında hemogram parametrelerinin mortaliteyle ilişkisi
The relation of hemogram parameters with mortality in intensive care patients.
Onur Şenyurt, Kenan Kaygusuz, Onur Avcı, Ahmet Cemil İsbir, İclal Özdemir Kol, Sinan Gürsoy
doi: 10.5222/GKDAD.2018.99267  Sayfalar 165 - 171
GİRİŞ ve AMAÇ: Yoğun bakımda mortaliteyi tahmin etmede son zamanlarda çeşitli hemogram parametreleri kullanılmaktadır. Bu parametrelerin hızlı bir şekilde kritik hastalarda karar verme, uygun tedaviye başlama gibi avantajları bulunmaktadır. Bu çalışmada; 1 Ocak 2014 ile 30 Nisan 2018 yılları arasında Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Uygulama Hastanesi Merkezi Yoğun Bakım Ünitesinde yatan hastaların dosyaları ve hastane otomasyon programı yardımıyla retrospektif olarak inceleyip ölen hastalar ile sağ kalanlar arasında hemogram parametrelerinin mortaliteyi tahmin etmede ilişkisini ortaya koymayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Cumhuriyet Üniversitesi Girişimsel olmayan Klinik Uygulamalar Etik Kurulu ve hastaların onayı alındıktan sonra çalışmaya dahil etme kriterlerimize uyan 254 hasta çalışmaya alındı. Tüm hastaların Demografik verileri ilk yatıştaki SOFA (Sequential Organ Failure Assessment), APACHE Ⅱ (Acute Physiology and Chronic Health Evaluation) skorları, CRP (C-Reaktif Protein), MPV (Ortalama Trombosit hacmi), RDW (Eritrosit dağılım genişliği), NLO (nötrofil lenfosit oranı), PLO (Trombosit lenfosit oranı) değerleri kaydedildi.
BULGULAR: Çalışmaya alınan grupların hemogram değerleri, SOFA, CRP, APACHE Ⅱ skorları karşılaştırıldığında ölen ve sağ kalan gruplar arasında farklılık anlamlı bulundu. Kesim noktası için AUROC analizi sonucu MPV için %90.3 duyarlılık %95.8 özgüllük ile 9.75 femtolitre; NLO için %82.8 duyarlılık %88.3 özgüllük ile 13.55; PLO için %97 duyarlılık %98.3 özgüllük ile 301.5; RDW için %92.5 duyarlılık %96.7 özgüllük ile 15.15; SOFA için %90.3 duyarlılık %30 özgüllük ile 7.5 değeri bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmada; hemogram parametrelerinin mortaliteyi ayırt edicilik gücünün SOFA, CRP, APACHE Ⅱ’den daha yüksek olduğunu gözlemledik.
INTRODUCTION: Various hemogram parameters have recently been used to predict mortality in intensive care unit. These parameters have advantages such as making quick decision in critical illnesses and starting appropriate treatment. In this study; We aimed to investigate the relationship predicting the mortality of the hemogram parameters between death and survivor patients whose hospitalized between January 1, 2014 and April 30, 2018 in Cumhuriyet University Medical Faculty Research Hospital Center Intensive Care Unit with the files of patients and the hospital automation program.
METHODS: After being approved by the Ethics Committee of the Non-Interventional Clinical Practices of Cumhuriyet University; 254 patients taken to work. Demographic data of all patients were recorded admission SOFA (Sequential Organ Failure Assessment), APACHE II (Acute Physiology and Chronic Health Evaluation) scores, CRP (C-Reactive Protein), MPV (Mean platelet volume), RDW (Red cell distrubition width), NLR (Neutrophil lymphocyte ratio), PLR (Platelet lymphocyte ratio).
RESULTS: When the values of hemogram, SOFA, CRP, APACHE II scores of the study groups were compared, there was a significant difference between the death and survivor groups. The AUROC analysis result the cut-off point for MPV was 90.3% sensitivity and 95.8% specificity 9.75 femtolitre; for NLR was 82.8% sensitivity and 88.3% specificity was 13.55; for PLR was 97% sensitivity and 98.3% specificity 301.5; for RDW was 92.5% sensitivity and 96.7% specificity 15.15; for SOFA was Sensitivity of 90.3% and 30% specificity 7.5.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In this study; we conclude that the mortality of hemogram parameters is higher than the discriminatory power of SOFA, CRP, APACHE II.

5.
Yoğun bakımda sefoperazon/sulbaktam kullanımının koagülasyon sistemi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Evaluatıon of the effects of sephoperazon / sulbachtam usage on the coagulatıon system ın ıntensıve care
Mine Altınkaya Çavuş, Seha Akduman, Sema Turan
doi: 10.5222/GKDAD.2018.62681  Sayfalar 172 - 175
GİRİŞ ve AMAÇ: Yoğun bakımda enfeksiyon çok sık karşımıza çıkan bir sorundur. Sefoperazon/sulbaktam, yoğun bakımda solunum yolu enfeksiyonlarında sıklıkla tercih edilen antibiyotiklerdendir. Çalışmamızda, 3. basamak dahili yoğun bakımda, sefaperazon –sulbaktam tedavisi başlanan hastalarımızın koagülasyon parametrelerinde oluşan değişiklikleri retrospektif olarak değerlendirdik ve bu gelişen komplikasyonun mortalite üzerine etkilerini inceledik.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza 3. basamak yoğun bakımda tedavi gören, sefoperazon/sulbaktam tedavisi alan, kronik obstrüktif
akciğer hastalığı (KOAH) ve pnömoni tanılı, 18 yaşından büyük, 39 hasta dahil edilmiştir. Hastaların tanıları, demografik verileri ve takip parametreleri retrospektif olarak incelenip mortalite ile ilişkisi değerlendirildi.
BULGULAR: Çalışmamız 29 erkek,10 kadın olmak üzere toplam 39 hastadan oluşmaktadır. 66 yaş ve altı 12, 66-76 yaş arası 13, 76
yaş ve üzeri 14 hasta vardı. APACHEII ölçümleri hayati duruma göre karşılaştırılarak incelenmiştir. Elde edilen
sonuçlar Tablo 2’te yer almaktadır. Tablo 2’e göre, APACHEII ölçüm hayati duruma göre anlamlı bir şekilde
farklılaşmaktadır (p<0,05). Buna göre, exitus olan hastaların APACHEII ölçümleri exitus olmayan hastalarınkinden
anlamlı olarak daha yüksektir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hastalarımızın mortalitesi yüksek APACHE II değerleri ile uyumlu olarak bulundu. Sefaperazon/sulbaktam kullanan
hastalarımızda gözlenen koagülasyon bozuklukları mortaliteyi arttırmaktadır. Belirlenen bu komplikasyon kullanılan
dozdan bağımsızdır.
INTRODUCTION: In intensive care, infection is a very common problem. Cefoperazone / sulbactam are frequently preferred antibiotics in respiratory tract infections in intensive care unit. In our study, we retrospectively evaluated the changes in coagulation parameters of our patients who were treated with cefaperazon and sulbacetam in the 3rd stage internal ICU, and examined the effects of this developing complication on mortality.
METHODS: Patients who received treatment in the third stage intensive care unit, who received cefoperazon / sulbactam treatment, chronic obstructive 39 patients with lung disease (COPD) and pneumonia, aged over 18 years were included.
Patients' diagnoses, demographic data and follow-up parameters were evaluated retrospectively and mortality was assessed.
RESULTS: Our study consisted of 39 patients (29 male, 10 female). 66 years and below 12, 66-76 years 13, 76
age and over there were 14 patients. APACHEII measurements were compared by comparison with the vital situation. Obtained
The results are given in Table 2. According to Table 2, the APACHE II measurement is significantly
(p <0.05). According to this, APACHE II measurements of patients with exitus
it is significantly higher.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The mortality of our patients was found to be consistent with high APACHE II values. Using Cefaperazon / Sulbactam
Coagulation disorders observed in our patients increase mortality. Using this specified complication
it is dose independent.


OLGU SUNUMU
6.
Perikardiyosentez işleminde gelişen sağ ventrikül perforasyonunun cerrahi tedavisi ve anestezik yönetimi
Surgical treatment and anesthetic management of right ventricular perforation during pericardiocentesis
Hanife Karakaya Kabukçu, Osman Nuri Tuncer
doi: 10.5222/GKDAD.2018.00821  Sayfalar 176 - 179
Perikardiyal tamponad yaşamı tehdit eden bir durum olduğu için hızlı tanı konulmalı ve acilen tedavi edilmelidir. Perikardiyosentez, kardiyak tamponad varlığında etkili bir yöntemdir ve hayat kurtarıcı olabilir.
80 yaşında kadın hastaya, kardiyak tamponad nedeniyle acil kateter ile perkütan drenaj girişiminde bulunulmuş, işlem sonrası kateterden fibrine kan gelmesi üzerine yapılan ekokardiyografik incelemede yerleştirilen kateterin ucunun sağ ventrikül içerisinde olduğunun saptanması üzerine hasta acil olarak operasyona alındı. Bu olgu sunumunda, cerrahi olarak kateterin çıkarılması ve anestezik yönetimi sunulmuştur.
Because the pericardial tamponade is a life-threatening situation, it must be diagnosed quickly and treated immediately. Pericardiocentesis is an effective method in case of cardiac tamponade presence and can be life-saving. A percutaneous drainage intervention with catheter was performed urgently on an 80-year-old female patient due to cardiac tamponade, and the patient was urgently taken into operation when it was determined that the placed catheter tip was inside the right ventricle in the echocardiographic examination, which was applied after blood with fibrin came from the catheter following the procedure. In this case presentation, surgical removal of the catheter and anesthetic method are presented.

7.
Nadir görülen kateter komplikasyonu: Santral venöz kateterin kopması.
A Rare Catheter complication: Breakage of the central venous catheter
Onur Avcı, Canan Baran Ünal, Salih Yıldırım, Mehmet Fatih Yörük
doi: 10.5222/GKDAD.2018.32448  Sayfalar 180 - 182
Santral venöz kateterler (SVK); çoğunlukla yoğun bakım ünitelerinde ve ameliyathanelerde infüzyon terapisi, nutrisyonel destek, hemodinamik monitörizasyon, geçici transvenöz kalp pili, plazmaferez veya hemodiyaliz gerektiren hastalarda güvenli yöntem olduğundan yaygın olarak kullanılırlar. Sağ median cerebral arter enfarktüsü nedeni ile takip etmekte olduğumuz 73 yaşındaki bayan hastanın sağ subklavian vendeki santral kateterin değişimi esnasında kateterin büyük bir kısmının koparak hastanın venöz yapıları içinde embolize olduğu olguyu literatür ışığında tartışmak istedik.
Central venous catheters (CVC) are commonly used for infusion therapies, nutritional support, hemodynamic monitorisation, temporary transvenous pace makers, plasmapheresis or hemodialysis, mostly in intensive care units and operating rooms. In this case of a 73 year old female patient who was monitorised for right median cerebral artery infarct, a large portion of the catheter was broken and embolized in patient’s venous structures while changing the central catheter in right subclavian vein.

8.
Takotsubo Kardiyomiyopatisine Bağlı Gelişen Periferik Arteryel Emboli
Peripheral arterial embolism due to Takotsubo cardiomyopathy
Ali Kemal Gür, Esra Eker, Arzu Esen Tekeli
doi: 10.5222/GKDAD.2018.38039  Sayfalar 183 - 186
Takotsubo sendromu koroner arterlerin normal olmasına rağmen sol ventrikül fonksiyon bozukluğu ve sol ventrikül anevrizması ile seyreden nadir görülen bir patolojidir. Bu patoloji genellikle yaşlı, postmenapozal kadınlarda fiziksel veya duygusal stres altında çıkmaktadır. Bu nedenle kırık kalp sendromu, stresle ilişkili kardiyomyopati ve geçici sol ventrikül anevrizması diğer tanımlarıdır Amerikan Kalp Cemiyeti tarafından kardiyomiyopatiler içerisinde sınıflandırılmaktadır. Bu yazımızda emosyonel stres sonrası gelişen ve kendini akut koroner sendrom ile gösteren Takotsubo sendromu tanısı sonrası periferik embolisi olan 34 yaşında bir kadın hasta sunulacaktır.
Takotsubo syndrome is a rare pathology with left ventricular dysfunction and left ventricular aneurysm despite normal coronary arteries. This pathology is usually manifested by physical or emotional stress in older, postmenopausal women. Therefore, other definitions of fracture heart syndrome, stress-related cardiomyopathy and transient left ventricular aneurysm are classified by the American Heart Association into cardiomyopathies. We present a 34-year-old female patient with peripheral embolism after the diagnosis of Takotsubo syndrome that develops after emotional stress and shows itself as acute coronary syndrome.

9.
Amiodaronla Oluşan Hiperakut Pulmoner Toksisitenin Yönetimi
Management of Hyperacute Amiodarone-induced Pulmonary Toxicity
Serkan Burç Deşer, Semih Murat Yücel
doi: 10.5222/GKDAD.2018.70893  Sayfalar 187 - 189
Amiodaron tedavisinin en önemli komplikasyonlarından biri akut pulmoner toksisitedir (APT). Koroner Arter Baypas Cerrahisi (KABC) sonrasında hastalar amiodaron kaynaklı toksisiteye eğilimi gösterirler. Bu nedenle bu ölümcül komplikasyonun tedavisine öncelik verilmelidir. Amiodarona bağlı akut pulmoner toksisite, erken tanı konulması durumunda tedavi edilebilir bir fenomendir, bu nedenle titiz takip ve şüphe çok önemlidir. Dört damar koroner arter baypas ameliyatı yapılan 72 yaşındaki bir erkek hastada, amiodaron infüzyon tedavisinden hemen sonra, amiodaron nedeniyle gelişen pulmoner toksisitenin tedavisini sunduk.
One of the major complications of amiodarone therapy is acute pulmonary toxicity (APT). Patients tend to have amiodarone-induced toxicity after Coronary Artery Bypass Surgery (CABG). For this reason, priority should be given to the treatment of this fatal complication. Acute pulmonary toxicity due to amiodarone is a treatable phenomenon if diagnosed early, for this reason, meticulous follow-up and suspicion are of great importance. We describe the treatment of a 72-year-old male with amiodarone-induced pulmonary toxicity immediately after amiodarone infusion who underwent 4-vessel coronary artery bypass grafting surgery.