ISSN 1305 - 5550
Cilt : 23 Sayı : 1 Yıl : 2019
Index
Membership
Applications

Hızlı Arama




GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 23 (1)

Cilt: 23  Sayı: 1 - 2017

DERLEME
1.
Anesteziyolog Bakış Açısından Atriyal Fibrilasyon
Atrial Fibrillation from Anesthesiologist’s Perspective
Hanife Karakaya Kabukçu, Nursel Şahin, Tülin Aydoğdu Titiz
doi: 10.5222/GKDAD.2017.001  Sayfalar 1 - 7
Atriyal fibrilasyon en sık görülen kardiyak aritmidir. Anestezistler preoperatif değerlendirmenin yanısıra, hastalarda intraoperatif ve postoperatif yeni başlayan veya başlangıç zamanı bilinmeyen AF ile karşı karşıya kalmaktadır. AF’lu hastalarda, hemodinamik stabiliteyi korumak ve komplikasyonları önlemek deneyim gerektirir.
Bu derlemede, AF sınıflandırılması, intraoperatif tedavisi ve AF nedeniyle antikoagülan kullanan hastalarda anestezi yönetimi sunulmuştur.
Atrial fibrillation (AF) is the most frequent cardiac arrhythmia, in addition to preoperative evaluation of patients, anesthesiologists are faced with a new beginning or underlying unknown AF. To provide hemodynamic stability and to avoid complications in patients with AF is a very important skill for anesthesiologists.
This review presents anesthetic approach of AF classification and intraoperative management of patients taking anticoagulants due to AF.

ARAŞTIRMA
2.
Açık Kalp Cerrahisinde Kapak ve Koroner Ameliyatlarında Serebral Oksijenasyon Monitörizasyonu
Monitorisation of Cerebral Oxygenation in Cardiac Surgeries with and Without Cardiotomy
Gülçin Gazioğlu Türkyılmaz, Ümit Karadeniz, Zeliha Aslı Demir, Perihan Kemerci, Rabia Koçulu, Mustafa Bindal, Ayşim Ertürk, Ayşegül Özgök
doi: 10.5222/GKDAD.2017.008  Sayfalar 8 - 14
GİRİŞ ve AMAÇ: Kardiyovasküler cerrahi sırasında near infrared spektroskopi (NIRS) ile serebral oksijenasyon monitörizasyonu değeri gittikçe artan bir metotdur. Çalışmamızda kardiyotomi yapılan kapak hastalarında teorik olarak daha fazla olan embolik olayları NIRS monitorizasyonu yaparak saptayıp saptayamayacağımızı, koroner hastalarıyla kıyaslayarak araştırmayı hedefledik.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kardiyopulmoner baypas (KPB) kullanılarak elektif kapak operasyonu (grup 1) ve koroner arter baypas greftleme (grup 2) operasyonu planlanan 40 hasta çalışmaya alındı. Hastaların NIRS değerleri, arteriyel kan basınçları, kalp hızı, oksijenasyon, hematokrit, laktat değerleri; indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası, kanülasyon sırasında, KPB'a girildikten 5dk sonra, KPB’ta en düşük ısıda, KPB’tan çıktıktan 5dk sonra ve operasyon sonunda olmak üzere 7 dönemde kaydedildi.
BULGULAR: Gruplar arasında hastaların demografik özellikleri, operasyon süreleri farklı saptanmadı. Grup l'de kros-klemp ve KPB sürelerinin uzun olduğu saptandı. Gruplarda hemodinamik veriler, sağ-sol NIRS değerleri farklı bulunmadı. Grupların kendi içinde değerlendirilen sağ-sol NIRS değerleri de benzerdi. Yoğun bakımda inotropik ilaç desteği Grup 1’de anlamlı olarak yüksekti.Yoğun bakımda kalış süreleri,ekstübasyon zamanları açısından gruplar birbirine benzer bulundu. Hastaların post-operatif 24.saatteki nörolojik muayeneleri normaldi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda kalp boşlukları açılan ve açılmayan hasta grupları arasında belirlenen zaman aralıklarında takip ettiğimiz parametreler ve NIRS ölçümlerindeki değişimler açısından anlamlı farklılık saptanmadı. NIRS monitörizasyonu ile emboli saptanması ancak çok büyük vasküler yatağın etkilenmesiyle ortaya çıkacak perfüzyon bozukluklarında aşikar olarak görülebileceğinden, emboli varlığını daha ayrıntılı olarak tespit edebilmek için transkranial doppler kullanımı ve intrakardiyak havayı devamlı izlemek için transözofageal ekokardiyografi monitörizasyonunu da içeren ve daha fazla hastaya sahip çalışmalara ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: Cerebral oxygen monitorisation with NIRS during cardiovascular surgery is a method with increasing value. In our study we aimed to detect the risk of embolus which is higher in patients who underwent cardiotomy using NIRS monitorisation in comparison to coronary patients.
METHODS: Fourty patients were enrolled to our study who underwent elective valvular surgery by cardiopulmonar bypass (group 1) and coronary artery bypass grafting (group 2). Patients’ NIRS values, arterial blood pressures, heart rates, oxygenation, hematocrite and lactate levels were recorded in 7 time periods as before and after anesthesia induction, during canulation, 5th min. of cardiopulmonar bypass, while nadir temperature is reached, 5th min.after cardiopulmonar bypass and at the end of the operation.
RESULTS: Between 2 groups there were no difference detected of demographic features of patients and operation times. In group 1 cross clemping and CPB times were detected longer. Between groups; hemodynamic datas, right and left NIRS values were not different. Right and left NIRS values which evaluated within groups were similar too. In group 1 inotropic support in ICU was significantly high. ICU stay and extubation times were similar between groups. 24th hour examination of patients postoperatively were normal.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study no difference were detected about changes of NIRS measurements and observed parameters for patients. Hence embolus detection with NIRS is seen in perfusion disorders emerging from major vascular bed influence, to detect embolus events detailed studies including more patients are required with transcranial doppler use and monitorisation of intracardiac air regularly by transesophagial echocardiography.

3.
Vasküler Port: Retrospektif Değerlendirme
Vascular Port: Retrospective Evaluation
Salim Akdemir, Ömer Fatih Şahin, Yakup Aksoy, Ayhan Kaydu, Cem Kıvılcım Kaçar
doi: 10.5222/GKDAD.2017.015  Sayfalar 15 - 19
GİRİŞ ve AMAÇ: Malignite tanısı alan hastalarda tekrarlayan intravenöz (IV) yollara ulaşımın zorluğu sık karşılaşılan bir sorundur. Çalışmamızın amacı kemoterapi uygulanacak hastalardaki port kateter yerleştirme işlemlerimizi retrospektif olarak değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamızda Mayıs 2012 ile Kasım 2014 tarihleri arasında kliniğimizde kemoterapi port kateterizasyonu uygulanan 98 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hastaların demografik verileri, primer tanıları, girişimin lokalizasyonu, girişim sayısı, floroskopi ihtiyacı, hasta konforu (1kötü, 2 orta, 3 iyi ) kaydedildi. Hastalar giriş venlerine göre sağ internal juguler ven (Grup J) ve sağ subklavyen ven (Grup S) olarak değerlendirmeye alındı.
BULGULAR: Hastaların 50’si (%51) erkek 48’i (%48.9) kadındı. Hastaların yaş aralıkları 19-84, yaş ortalaması ise 49,55±14,57 olarak saptandı. Sağ internal juguler venden takılan portlardan 8' inde (%26.7), sağ subklavyen venden takılan portlardan ise 4'ünde (%5.9) komplikasyon geliştiği görüldü. Gelişen komplikasyonlardan 9 tanesi yanlış yerleşim, 3 tanesi ise enfeksiyon nedeniyleydi. Gruplar hasta konforu açısından karşılaştırıldığında J grubunda memnuniyet derecesi 1 puan (kötü) veren hasta sayısı 7 (%23,3), S grubunda ise 3(%4,4) olarak saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak; uzun süreli kemoterapi planlanan hastalarda port kateteri takılmasının hasta konforunu artıran, komplikasyon oranı düşük bir uygulama olduğu kanısındayız.
INTRODUCTION: The difficulty of accessing recurrent intravenous (IV) routes in patients with a diagnosis of malignancy is a frequent question. We retrospectively evaluate our port catheter placement procedures in patients who will undergo chemotherapy.
METHODS: We retrospectively reviewed the files of 98 patients who underwent chemotherapy port catheterization between May 2012 and November 2012 in our clinic. Patients' demographic data, primary diagnoses, localization of the procedure, number of interventions, fluoroscopy requirement, patient comfort (1, 2, moderate, 3 good) were recorded. Patients were evaluated as right internal jugular vein (Group J) and right subclavian vein (Group S) according to their entrance veins.
RESULTS: 50 (%51) of the patients were male and 48 (%48.9) were female. Their ages ranged from 19 to 84 and the mean age was 49.55 ± 14.57. Complications were seen in 8 (26.7%) of right internal jugular vein applications and 4 (5.9%) of right subclavian vein applications. The complications that occurred, 9 were due to misplacement and 3 were due to infection. When the groups were compared in terms of patient comfort, the number of patients giving satisfaction score 1 point (worse) in group J was 7 (23.3%) and in group S 3 (4.4%).
DISCUSSION AND CONCLUSION: As a result; We believe that implantation of port catheter in patients planned for long term chemotherapy improves patient comfort and has a low complication rate.



4.
Pediyatrik kalp cerrahisinde hipoperfüzyon izleminde serebral oksimetre(Fore-Sight) kullanımı
The use of cerebral oximetry (Fore-Sight) in the follow-up hypoperfusion in pediatric cardiac surgery
Fatma Ukil Işıldak, Filiz İzgi Coşkun, Türkan Kudsioğlu, Zeliha Tuncel, Sezer Karabulut, Buğra Harmandar, Nihan Yapıcı, Zuhal Aykaç
doi: 10.5222/GKDAD.2017.020  Sayfalar 20 - 25
GİRİŞ ve AMAÇ: Pediyatrik kalp cerrahisi girişimlerinde hastaların doku ve organ perfüzyonu önemlidir. Yetersiz perfüzyona bağlı hipoksemi ve iskemi sıklıkla gözlenmektedir. Çalışmanın amacı, kalp cerrahisi planlanan pediyatrik hastalarda serebral oksimetre monitörizasyonu uygulamasının serebral oksijen dengesizliğini tanımlama, gerekli düzeltici girişimlerin belirlenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastane Eğitim Planlama ve Koordinasyon Kurulu izni ve ebeveyn onamı alındıktan sonra konjenital kalp cerrahisi planlanan, 4 gün-10 yaş arası 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalar 1 yaş altı, 1 yaş üstü ve bu gruplarda SaO2<92%: 2a ve SaO2>92%: 2b olarak alt gruplara ayrıldı. Hastaların özellikleri, kalp hızı, arter ve santral ven basıncı, vücut ısısı, PaCO2, PaO2, FİO2, SaO2, ScVO2, laktat, hematokrit ve bölgesel serebral O2 saturasyonu kaydedildi. Serebral O2 saturasyonunun hematokrit, ortalama arter basıncı ile korelasyonu değerlendirildi.
BULGULAR: Gruplar arasında sağ ve sol serebral O2 saturasyon değerleri arasında fark yoktu. Olguların OAB ve hematokrit değerleri ile serebral O2 saturasyonu arasında korelasyon olduğu görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Konjenital kalp cerrahisinde intraoperatif süreçte perfüzyonun serebral oksimetre ile izlenmesi değerli bir göstergedir. Çalışmamızda hipotansiyon, hemodilüsyon, hipovolemi, anemi, gibi doku O2’nin bozulduğu durumlarda sağ ve sol serebral oksimetre değerlerinin düştüğünü bunlara yönelik önlemler alındığında değerlerin düzeldiği görüldü.
INTRODUCTION: Patient tissue and organ perfusion is important in pediatric cardiac surgery procedures. Hypoxemia and ischemia due to inadequate perfusion are frequently observed. The aim of the study is to identify cerebral oxygen imbalance with cerebral oxymetry monitoring in pediatric patients planned for heart surgery, and to identify the necessary corrective interventions.
METHODS: After Hospital ethic comitee and parental consent 40 patients between ages of 4 days and 10 years scheduled for congenital cardiac surgery were taken into the study.
Patients were under 1 year of age and over 1 year of age and were subdivided into SaO2 <92%: 2a and SaO2> 92 %: 2b. Patient characteristics, heart rate, arterial and central venous pressure, body temperature, PaCO2, PaO2, FiO2, SaO2, ScVO2, lactate, hematocrit and regional cerebral O2 saturation were recorded. Correlation of cerebral O2 saturation with hematocrit and mean arterial pressure was evaluated.
RESULTS: There was no significant difference in the right and left cerebral oxygenation values between the groups. Hematocrit levels and mean arterial pressure correlated with cerebral O2 saturation values.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Cerebral oximetry monitoring of perfusion is a valuable indicator during intraoperatively in congenital cardiac surgery. In our study, cerebral oximetry values decreased when tissue O2 was deteriorated, such as intraoperative hypotension, hemodilution, hypovolemia, anemia, and it was seen that the values improved when these measures were taken.

OLGU SUNUMU
5.
Asendan aort anevrizmalı hastada greft interpozisyonu sonrası gelişen TRALI ve noninvaziv mekanik ventilasyon deneyimi
Noninvasive-Mechanical Ventilation Experience of Transfusion Related Acute Lung Injury (TRALI) after The Patient Undergoing Supracoronary Graft Interposition due to Ascending Aortic Aneurysm
Harun Özmen, Bahar Aydınlı, Ali Gül, Özden Vezir, Necmi Köse
doi: 10.5222/GKDAD.2017.026  Sayfalar 26 - 31
Transfüzyona bağlı akut akciğer hasarı (TRALI), major cerrahi geçiren yüksek riskli hasta grubunda tarnsfüzyona bağlı ölümlerin ikinci en sık sebebidir. Akut hipoksi ve nonkardiyojenik pulmoner ödem tablosu ile ortaya çıkan TRALI, transfüzyon yapılan hastalarda ayırıcı tanıda düşünülmesi gereken önemli bir klinik tablodur. Asendan aort anevrizmalı suprakoroner greft interpozisyonu yapılan hastaya perioperatif ve postoperatif TDP, ES ve trombosit transfüzyonu yapıldı. Sonrasında akut gelişen hipoksi ve bilateral akciğer ödemini takiben pozitif basınçlı mekanik ventilasyon ile solunum destek tedavisi başlandı. Gecikmiş TRALI olarak düşünülen hasta postop 5.günde ekstübe edildi. Non invaziv mekanik solunum desteğine devam edildi. Onuncu günde oksijen ve solunum destek ihtiyacı tamamen ortadan kalktı. Özellikle major cerrahi geçiren, yüksek miktarda ES,TDP, trombosit süspansiyonu transfüse edilen hastalarda akut gelişen hipoksi, ARDS tablosunda TRALI akla gelmeli, tedavide noninvaziv mekanik ventilasyon seçeneği düşünülmelidir.
AnahtarKelimeler: kan elemanları transfüzyonu; Aort anevrizması
Transfusion-related acute lung injury (TRALI) is second important the leading cause of transfusion-associated mortality in high-risk patients undergoing major surgery. TRALI presented with acute hypoxia and non-cardiac edema is a vital clinical entity which must be considered in differential diagnosis in transfusion-associated patients. Fresh frozen plasma, erythrocyte suspension and thrombocyte suspension transfusion was performed perioperative and postoperative to the patient undergoing supracoronary graft interposition due to ascending aortic aneurysm. Respiratory support treatment with positive pressure mechanical ventilation was began for acute hypoxia and bilateral pulmonary edema developed immediately after. The patient thougth to be delayed TRALI was extubated postoperative day 5. Non-invasive mechanical respiratory support treatment was proceeded. The oxygen and ventilatory support need has been completely eliminated postoperative day 10. TRALI should be considered in patients with acute onset of hypoxia, ARDS especially undergoing major surgery and transfused large amounts of ES, FFP, trombocyte suspension. Noninvasive-mechanical ventilation option should be considered as a treatment.

Key words: Blood Component Transfusion; Aortic Aneurysm

EDITÖRE MEKTUP
6.
Karotis endarterektomilerinde servikal pleksus bloğu
Cervical plexus block for carotid endarterectomy
Ramazan Özgür Keleş
doi: 10.5222/GKDAD.2017.032  Sayfalar 32 - 33
Makale Özeti | Tam Metin PDF