ISSN 1305-5550 | e-ISSN 2548-0669
Göğüs-Kalp-Damar Anestezi ve Yoğun Bakım Derneği Dergisi - GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 23 (2)
Cilt: 23  Sayı: 2 - 2017
DERLEME
1. 
Sıvı Tedavisi ve Yönetimi
Fluid Therapy and Management
Zeynep Zuhal Aykaç, Mustafa Kemal Arslantaş
doi: 10.5222/GKDAD.2017.035  Sayfalar 35 - 42 (10308 kere görüntülendi)
Sıvı tedavisi perioperatif dönemdeki tedavilerin ayrılmaz ve en önemli parçasıdır. Sıvı tedavisi uygulanırken vücuttaki sıvı kompartmanlarının fizyoloji ve patofizyolojisi gözönünde bulundurulmalıdır. Hemodinamik stabilitenin devamlılığı ve yeterli damar içi volümün sağlanması, yeterli perfüzyon basıncının sürdürülebilmesi için etkin olan tek tedavi yöntemidir. Hipovolemi kadar aşırı sıvı yüklenmesi de ciddi olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Endoteliyal glikokaliks membran sağlıklı durumda ise intravaskülar proteinler ve ekzojen kolloidal solüsyonlar damariçi kompartmanda kalırlar. Mekanik strese bağlı endotel hasarı, endotoksine maruziyet, iskemi-reperfüzyon hasarı, SIRS, sepsis, hiperglisemi, akut hipervolemi endoyelyal glikokaliksin hasarlanmasına ve interstisyel ödeme neden olur. Bu yüzden makro dolaşımda normovoleminin devamlılığı önemlidir. Perioperatif dönemde ve sepsis ve yanık gibi endotel hasarının olduğu durumlarda yapılan sıvı tedavisinde rehberlere uygun kullanıma dikkat edilmelidir.

ARAŞTIRMA
2. 
Torakotomi sonrası epidural blok ile tek doz paravertebral blok analjezisinin karşılaştırılması
Comparison of epidural and single-shot paravertebral block analgesia after thoracotomy
Yusuf Çetin, Nazan Atalan, İbrahim Uğur, Türkan Kudsioğlu, Nihan Yapıcı, Zuhal Aykaç
doi: 10.5222/GKDAD.2017.043  Sayfalar 43 - 47 (1206 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu prospektif, randomize, kontrollü çalışmada, torokotomi sonrası torasik epidural analjezi (EA) ile torasik paravertebral blok analjezisinin (PA) postoperatif ağrı ve hemodinamik parametreler üzerine olan etkileri karşılaştırıldı.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Elektif akciğer cerrahisi planlanan 11’i kadın, 33’ü erkek toplam 44 olgu prospektif olarak bu çalışmaya alındı. Olgular rastgele iki gruba ayrıldı. Postoperatif analjezi; EA grubunda, anestezi öncesi torakotomi için planlanan insizyon hattının bir seviye altından (T5-6 veya T6–7) yerleştirilen epidural katater ile ve PA grubunda, operasyon bitiminde ekstübasyon öncesi T5-T8 aralıklarından yapılan paravertebral blok ile sağlandı. EA olgularına 25 gr fentanil ile % 0.125 Bupivakain 7.5 ml bolus verildi. PA grubunda ise % 0.125 Bupivakain 25μg fentanil ile üç seviyeden toplam 15 ml tek enjeksiyonda verildi. Vizüel Analog Skala (VAS) ağrı skoru, hemodinamik değerler (ortalama kan basıncı, kalp atım hızı) ve arteriyel kan gazı değerleri postoperatif 1, 2, 3, 5, 8, 12 ve 24. saatlerde değerlendirildi.

BULGULAR: Grupların başlangıç ile postoperatif VAS skor ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Her iki grupta takip sürelerine göre VAS ölçümleri incelendiğinde hem epidural hem de paravertebral grupta postoperatif ilk üç saatte anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). Her iki grupta da herhangi bir yan etki veya komplikasyon kaydedilmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Paravertebral blok; uygulama kolaylığı, yan etki ve komplikasyon oranlarının düşüklüğü ve benzer ağrı kontrolü sağlaması nedeniyle epidural bloğa iyi bir alternatif olabilir.


3. 
Aksiller brakiyal pleksus bloğunda nörostimülatör tekniği ile ultrasonografi eşliğinde nörostimülatör tekniğinin karşılaştırılması
Comparison of neurostimulator technique with ultrasound guided neurostimulator technique in axillary brachial plexus block
Hörmet Aytekin, Ayşenur Özdemir Özer
doi: 10.5222/GKDAD.2017.048  Sayfalar 48 - 54 (2643 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Anestezi pratiğinde, cerrahi işlemler sırasında daha az invaziv tekniklerin tercih edilmesi rejyonel anesteziye olan ilginin giderek artmasına neden olmuştur. Santral blokların nispeten daha invaziv ve travmatik kabul edilmesi, özellikle üst ekstremite cerrahisinde perioperatif analjezi ve anestezi için klinisyenleri periferik sinir bloklarının kullanımına teşvik etmiştir. Anatomik noktalar baz alınarak yapılan kör tekniklerde, lokal anestezik (LA) ilacın intravasküler ya da intranöral enjeksiyonuna bağlı yan etkiler gelişebilir. Bu yan etkileri azaltmak için son yıllarda periferik bloklar ultrasonografi (USG) eşliğinde uygulanmaktadır. Biz de çalışmamızda aksiller brakiyal pleksus bloğunda nörostimülatör tekniği ile USG eşliğinde uygulanan nörostimülatör tekniğini blok işleminin yapılış süresi, işlem sırasında iğne giriş sayısı, işlemle ilgili hastaların tanımladığı ağrı şiddeti, duyusal ve motor blok başlama ve bitiş zamanı, anesteziye bağlı komplikasyon gelişimi açısından karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastalar rastgele GRUP NS (n=30): Nörostimülatör grubu, GRUP NU (n=30): USG eşliğinde nörostimülatör grubu olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların blok işlem süresi, işlem sırasında cilde iğne giriş sayısı, Vizuel analog skala (VAS) değeri, duyu ve motor etki başlangıç süreleri, venöz veya arteryel ponksiyon, hematom, parestezi, toksisite ve alerjik reaksiyon gibi intraoperatif, postoperatif komplikasyonlar, intraoperatif turnike kullanımı, süresi, turnike ağrısının olup olmadığı ve cerrahi süresi kaydedildi.
BULGULAR: Gruplar arasında motor blok başlama süresinde, duyusal ve motor blok bitiş süresinde, turnike ağrısı bulgularında, ilave analjezik kullamında ve komplikasyan sıklığı açısından fark yoktu. İşlemin yapılış süresi, giriş sayısı, VAS ortalaması, duyusal blok başlama zamanında Grup NS’ de daha yüksek olmak üzere anlamlı fark görüldü (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda USG eşliğinde nörostimülatör kombinasyonunun, tek başına nörostimülatör uygulamasına göre daha iyi sonuçlar verebileceğine karar verdik.

4. 
REM İlişkiliUykuda Obstrüktif Uyku Apne Sendromunun Klinik ve Polisomnografik Özelliklerinin Belirlenmesi ve Değişikliklerin Saptanması
Determination of Clinical and Polysomnographic Features of REM Related Respiratory Disorder and Define Changes
Mustafa Anıl Cömert, Murat Acerel, Dilek Sözmen Savaşkan, Şule Sünmez Cömert, Nihan Yapıcı, Türkan Kudsioğlu, Tülin Yılmaz Kuyucu
doi: 10.5222/GKDAD.2017.055  Sayfalar 55 - 60 (4976 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: REM ilişkili uykuda solunum bozukluğu (REM USB), solunumsal olayların esas olarak REM uykusunda ortaya çıktığı obstrüktif uyku apne sendromunun (OUAS) bir alt grubudur. Anestezi öncesi değerlendirmede bu hastaların tanınması, perioperatif ve postoperatif morbidite ve tedavilerinin düzenlenmesi için oldukça önemlidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastane etik kurulu onayı alınarak çalışmaya uyku laboratuvarında Aralık2006-Ocak 2009 tarihleri arasında polisomnografik(PSG)tetkik yapılan toplam 4282 olgunun kayıtları incelenerek REM USB tanımına uyan toplam 80 olgu çalışmaya alındı. Olgu seçimi apnehipopne indeksi (AHİ)’ nin> 5, NREM AHİ ‘in <15, REM-AHI/NREM-AHI’nin en az 2 olması ve REM uyku oranının en az % 15 olması ile yapıldı. Uyku apnesi tanısında altınstandart olan PSG ile gece boyunca apnenin varlığı, tipi ve ciddiyeti saptandı.
BULGULAR: Çalışmaya alınan hastaların % 60 erkek ve %40 kadın, yaş ortalaması 49.45±10.9 idi. REM USB prevalansı % 1.89 ve erkeklerde daha fazla bulundu(% 60).
REM USB saptanan toplam 80 olgudan 20’sinin PSG’leri kontrol amacı ile tekrarlandı. İlk ve ikinci çekimin polisomnografik bulguları karşılaştırıldı. Olgulardan 4’ünün iki polisomnografisi arasında en az 2.5 yıl, 8’ inin en az 1.5 yıl, 8 olgunun ise en az 1 yıl süre vardı. Çalışmamızda 20 olgunun 1. ve 2. polisomnografileri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: REM USB’nin bağımsız, farklı bir antite olduğu,uykuda solunum bozukluğu spektrumu içinde değerlendirilmesi gerektiği kanısına vardık, ancak tedavi gerekip gerekmediği konusunda görüş bildirmek mümkün değildir.


5. 
Tanısı konulmamış gece hipoksisinin yoğun bakım giriş skorları üzerine etkileri
The effects of undiagnosed nocturnal hypoxia on the intensive care unit admission scores
Bulent Gucyetmez, Hakan Korkut Atalan, Nahit Cakar
doi: 10.5222/GKDAD.2017.061  Sayfalar 61 - 65 (1078 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Gece hipoksisi (GH) ile kararterize olan tanısı konulmamış obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) toplumda sık görülmektedir. Ayrıca, postoperative komplikasyonlar, uzamış hastane kalış süresi ve gece ölümü ile ilişkilidir. Bu nedenle, bu çalışmada tanısı konulmamış GH’nin yoğun bakım giriş skorları üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma prospektif gözlemsel olarak dizayn edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen 64 pnömoni tanılı hastaya hastaneden taburcu olduktan 6 ay sonra uyku apnea testi (UAT) uygulanmıştır. Demografik data, yoğun bakım giriş skorları, hastane kalış süresi, apnea-hipopne indeksi (AHI), minimum periferik oksijen satürasyonu (min-SpO2), GH yüzdesi (%GH), minimum ve maksimum kalp hızı kaydedilmiştir.
BULGULAR: Tüm hastaların APACHE II skoru, charlson comorbidity index (CCI), AHI, min-SpO2, %GH, maksimum kalp hızı ve hastane kalış süresi median değerleri 18, 5, 21.5, %78, %33.2, 121 dk-1 ve 11’di. %GH ile APACHE II skoru, CCI ve hastane kalış süresi arasında pozitif korelasyon vardı. %GH ≥ %18 olan hastalarda CCI, APACHE II skoru, maksimum kalp hızı, yoğun bakım ve hastane kalış süreleri anlamlı yüksek; min-SpO2 anlamlı düşük bulundu. Multivariate analizde, CCI, APACHE II skoru ve %GH’deki her bir birim artış hastane kalış süresini arttırdı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yoğun bakıma alınan hastaların önemli bir kısmı yoğun bakım girişinde tanısı konulmamış GH’ye sahip olabilirler. %GH’deki artış, artmış yoğun bakım giriş skorları ve uzamış hastane kalış süresi için bir neden olabilir.

OLGU SUNUMU
6. 
Kalp Transplantasyonu Yapılacak Ebstein Anomalisi Olan Hastada Zor Entübasyon Yönetimi
Difficult Airway Management of a Heart Transplantation Recepient with Ebstein Anomaly
Aslıhan Aykut, Ülkü Sabuncu, Ayşegül Özkök, Nevriye Salman, Mustafa Paç
doi: 10.5222/GKDAD.2017.066  Sayfalar 66 - 69 (1204 kere görüntülendi)
Giriş: Bu olgu sunumunda ebstein anomlisine bağlı son dönem kalp yetmezliği olan, zor entübasyon kriterleri taşıyan hastada, kalp transplantasyonu operasyonu için anestezi yönetimi sunulacaktır.
Olgu: Kırkbir yaşında kalp transplantsyonu yapılacak olan kadın hasta zor etbübasyon kriterlerini taşıdığından dolayı operasyon odasında zor entübasyon araç ve gereçleri hazır bulunduruldu. Operasyonun ertelenme ihtimalinin olmaması ya da entübasyon süresinin uzamasının dönor kalbinin iskemi süresini uzatacağı düşünülerek, hasta normalde planlanan süreden daha erken operasyon odasına alındı ve uyanık entübasyon planlandı. Hastaya EKG, Spo2, NIRS, PSI ve invaziv kan basıncı monitörizasyonu yapıldı. Hastanın bilgilendirilmiş onayı alındıktan sonra orofarenksin topikal anestezisi xsilokain ile yapıldı. Preoksijenizasyonu yapılldı. Sedasyon altında uyanık larinkoskopi yapıldı, öncelikle elastik gum buji gönderildi ve ardından 6,5 mm endotrakeal tüp buji üzerinden kaydırılarak hasta entübe edildi. Bilateral akciğerlerinin dinlenmesi ve end tidal CO2’nin monitörizasyonu ile entübasyon doğrulandı. Donör organ için 4 saatlik iskemi süresi dolmadan, hemodinamik bir sıkıntı yaşanmadan ve NIRS değerleri belirlenen kritik değerlere düşmeden operasyon tamamlandı. Hasta yoğun bakımda takibinin 36. saatinde, tam uyanık halde iken ve zor entübasyon hazırlığı ile ekstübe edildi.
Tartışma: Kalp transplantasyonu anestezik yaklaşımı gibi komplike bir olguda zor entübasyon kriterleri olması, donör kalbin kross-klemp süresinin uzamaması açısından zamanlama çok önemlidir. Herhangi bir gecikme yada havayolu açılması durumunun komplike hale gelmesi, hem nakil edilecek organ hem de ileri derece kalp yetmezliği olan hasta için hayati önem taşımaktadır. Bununla birlikte operasyon sonunda yoğun bakımda ekstüübasyon da önem taşımaktadır.

EDITÖRE MEKTUP
7. 
Patent Duktus Arteriosus Ligasyonu Yapılan Prematüre İnfantlarda Anestezi Sonuçlarımız
Our Anesthetic Results in Preterm Infants Undergoing Patent Ductus Arteriosus Ligation
Bülent Sarıtaş
doi: 10.5222/GKDAD.2017.070  Sayfa 70 (890 kere görüntülendi)
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale