ISSN 1305 - 5550
Cilt : 25 Sayı : 1 Yıl : 2019
Index
Membership
Applications

Hızlı Arama




GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 25 (1)

Cilt: 25  Sayı: 1 - 2019

1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
İçindekiler
Contents

Sayfalar II - V

3.
Yayın Politikaları ve Yazım Rehberi
Publication Policies and Writing Guide

Sayfalar VI - XI

DERLEME
4.
Göğüs Kalp Damar Anestezi ve Yoğun Bakım Derneği Kuruluş ve Tarihçesi (I)
History of The Society of Thoracic Cardio-Vascular Anaesthesia and Intensive Care (I)
Zeynep Zuhal Aykaç
doi: 10.5222/GKDAD.2019.59672  Sayfalar 1 - 16
Göğüs Kalp Damar Anestezi ve Yoğun Bakım Derneği 1990 yılında İstanbul’da kurulmuştur. 2019 yılı itibariyle Türkiye genelinde 580 üyesi mevcuttur. Ulusal ve uluslararası alanda düzenlediği kongreler, bölgesel toplantılar, kurs ve çalıştaylar, bilimsel yayınlar, diğer ulusal ve uluslararası derneklerle (EACTA, SCA) olan ilişkileri ile bu alanda belirleyici ve öncü çalışmalarını sürdürmektedir. Derneğimizin yıllık ulusal kongreleri, konuların teorik ve pratik yönden hakimi olan yurtiçinden ve dünyanın dört bir yanından yabancı konuk konuşmacıların katılımı ile yıllardır devam etmektedir. Uzmanlık sonrası eğitimde önemli olan güncel kurslar, tez-antitez tartışmaları ile anestezinin bu en sofistike dalında emek veren meslekdaşlarımızın deneyimlerinin paylaşıldığı bir ortam oluşturulmaya çalışılmaktadır. Derneğin kuruluşundan bu yana GKDA ve YBD Dergisi yayınlanmaktadır. Bu yıl GKDA ve YBD 25. Ulusal Kongresi yapılacaktır. Bu derleme ile 29 yıllık derneğin kuruluş ve ilk yılları ile ilgili tarihçe özetlenmeye çalışılmıştır.
The Society of Thoracic and Cardio-Vascular Anesthesia and Intensive Care was founded in 1990 in Istanbul and 580 members by 2019. The Association continues its’ decisive and pioneering role in the field by conducting scientific researchs, organizing national and international congresses, regional meetings, workshops and cooperations with other national and international associations (EACTA, SCA). The annual national congresses of our association have been going on for many years with the participation of foreign guest speakers from all over the world as well as speakers from various centers in the country which are the theoretical and practical masters of the subjects. A creative environment in which the most sophisticated fields of anesthesia shared with up-to-date residency courses and pro-con discussions is targeted. Furhermore The Journal of The Society of Thoracic Cardio-Vascular Anaethesia and Intensive Care has been published since the foundation of the association. This year 25th National Congress will be held. In this review, it is aimed to summarize the history of the establishment and the early years of the 29-years of association.

ARAŞTIRMA
5.
Video yardımlı torakoskopik cerrahide serratus anterior plan bloğunun analjezik etkinliği
Analgesic effectiveness of serratus anterior block for video-assisted thoracoscopic surgery
Gözen Öksüz, Muhammed Sayan
doi: 10.5222/GKDAD.2019.60490  Sayfalar 17 - 22
GİRİŞ ve AMAÇ: Video Yardımlı Torakoskopik Cerrahisi (VATS) operasyonu geçiren hastalarda etkili bir analjezi için multimodal analjezi uygulamak gerekmektedir. Kliniğimizde VATS operasyonlarında postoperatif analjezi amaçlı yeni tanımlanan Serratus anterior plane bloğunu (SAPB) kullanmaktayız. Biz bu çalışmada SAPB uyguladığımız VATS operasyonlarını, hastaların 24 saatte kullandığı toplam analjezik kullanımını ve ağrı skorlarını incelemeyi ve sunmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Etik kurul onayı alındıktan sonra Mayıs 2016- Haziran 2017 tarihleri arasında VATS uygulanmış hastalar anestezi ve ağrı takip formlarından retrospektif olarak tarandı. Hastaların demografik verileri (yaş, cinsiyet, operasyon tipi, süresi) anestezi kayıtlarından elde edildi. Hastaların 24 saatte kullandıkları analjezik tüketimi, postoperatif 1., 6., 12., 24. saat visuel ağrı skorları (VAS) ve gelişen komplikasyonlar incelendi.
BULGULAR: Kayıtlar incelendiğinde toplam VATS operasyonu yapılan 34 hastanın verilerine ulaşıldı. Kayıtlardan hastaların 24 tanesine SAPB uygulandığı, 10 hastaya SAPB yapılmadığı anlaşıldı. Hastalar SAPB yapılan ve yapılmayan olarak 2 gruba ayrıldı. Hastaların demografik özellikleri operasyon tipleri ve süreleri benzerdi. Hastaların 24 saatlik total analjezik tüketimi ve postoperatif 1.,6.,12.,24. saat VAS skorları SAPB yapılan hastalarda anlamlı olarak daha düşük bulundu. Komplikasyonlar açısından iki grupta da anlamlı fark olmadığı görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: SAPB etkili ve tercih edilebilir bir analjezi yöntemidir ve VATS operasyonlarında postoperatif ağrı yönetimi için multimodal analjezi bileşenlerinden biri olabilir.
INTRODUCTION: In patients which undergoing Video Assisted-Thoracoscopic Surgery (VATS) for effective analgesia, multimodal analgesia should be used. Serratus anterior plane block (SAPB) was introduced in 2013. SAPB is used in our clinic for postoperative analgesia in VATS. The aim of this study was to evaluate the total analgesic consumption and the postoperative pain scores in patients performed with the SAPB undergoing VATS.
METHODS: After approval for the study, a total of 34 patients underwent VATS between May 2016 and June 2017 were examined retrospectively. The patients were divided into two groups. 24 patients were performed SAPB and iv PCA (intravenous patient-controlled analgesia) and 10 patient’s pain management were provided with only PCA. No block was administered to 10 patients because of anticoagulant therapy and patient refused block application. The demographic data of the patients (age, gender, operation type, and duration) were obtained from the anesthesia forms. Total analgesic consumption in 24 hour, postoperative pain scores evaluated with a visual analog scale (VAS) at 1, 6, 12 and 24 hours and complications, were taken from forms.
RESULTS: The demographic characteristics of the patients and operating time were similar. Total analgesic consumption in 24 hours and VAS scores at 1, 6, 12 and 24 hours postoperatively statistically significantly lower in SAPB group. No difference was determined between groups in respect of complications.
DISCUSSION AND CONCLUSION: SAPB is an effective and preferable analgesia method and can be one of the multimodal analgesia components for postoperative pain management in VATS operations.

6.
Akciğer rezeksiyonu cerrahisinde rokuronyumun nöromüsküler blok etkisinin geri döndürülmesi: Sugammadeks ve neostigminin karşılaştırılması
Reversal of rocuronium induced neuromuscular blockade in lung resection surgery: a comparison of sugammadex and neostigmine
Ahu Baysal Çitil, Zeliha Alıcıkuş Tuncel, Nihan Yapıcı, Türkan Kudsioğlu, Zuhal Aykaç, Ali Sait Kavaklı
doi: 10.5222/GKDAD.2019.49369  Sayfalar 23 - 30
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, tek akciğer ventilasyonu ile opere edilen hastalarda, rokuronyum ile oluşturulan nöromüsküler blokajın geri döndürülmesinde sugammadeks ve neostigminin geri döndürme süresi, derlenme süresi, ekstubasyon süresi açısından karşılaştırılmasıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya elektif lobektomi, pnömektomi veya wedge rezeksiyon planlanan ASA 2-3 grubu, 75 yaş altı, renal ve hepatik fonksiyon bozukluğu olmayan ve sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu %40’ın üzerinde olan toplam 60 hasta dahil edildi. Hastalar Grup N (Neostigmine Grubu) ve Grup S (Sugammadeks Grubu) olmak üzere iki gruba ayrıldı.
BULGULAR: Nöromüsküler blokajı geri döndürmek için uygulanan ajan sonrası TOF> 0.9'a ulaşana kadar geçen süre Grup S'de anlamlı olarak daha kısa bulundu (p = 0.001). Benzer şekilde ekstübasyon süresi ve derlenme süresi Grup S'de anlamlı olarak daha kısaydı (sırasıyla p=0.05; p= 0.012).Operasyon süreleri ve yoğun bakımda kalış süreleri açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Postoperatif komplikasyonlar açısından her iki grup arasında anlamlı farklılık bulunamadı. Hiçbir hastada postoperatif rekürarizasyon gözlenmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamız, elektif akciğer rezeksiyonu operasyonlarında nöromusküler bloke edici ajanın etkilerinin geri döndürülmesinde sugammadeksin neostigmine göre TOF oranının 0.9'a daha erken ulaşmasını sağlaması ve daha erken derlenmeye sebep olması açısından daha üstün olduğunu göstermektedir.
INTRODUCTION: The aim of the study was to compare sugammadex and neostigmine in terms of reversing time, recovery time and extubation time in reversal of rocuronium induced neuromuscular block in patients undergoing lung resection surgery.
METHODS: A total of 60 patients under 75 years of age with an ASA status of II-III undergoing elective pulmonary resection (lobectomy, pneumectomy, wedge resection) were included in this study on the basis of adequate left ventricle function (EF > 40%), normal renal and hepatic functions, absence of carotid lesions, and normal mental functions. Patients were assigned into neostigmine (Group N, n=30) and sugammadex (Grup S, n=30) groups.
RESULTS: Time from starting of neuromuscular blockade reversing agent till reaching TOF>0.9 was significantly shorter in Group S (p= 0.001). Similarly, extubation time and recovery time were significantly shorter in Group S (p=0.05; p=0.012, respectively). No statistically significant differences were observed between the two groups in terms of the operation time and duration of ICU stay. Postoperative adverse events and complications were similar in both groups. Post-operative residual curarisation was not observed in both groups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In lung resection surgery, sugammadex appears to be a superior selective relaxant binding agent as compared to neostigmine in the reversal of rocuronium induced neuromuscular block with earlier recovery and earlier achievement of TOF 0.9 ratio.

7.
Video ve Konvansiyonel Laringoskobinin Hemodinamik Cevap Üzerine Etkisi
The Effect of Intubation with Video and Conventional Laryngoscopy on Hemodynamic Response
Saniye Cengiz, Sinan Yılmaz
doi: 10.5222/GKDAD.2019.09821  Sayfalar 31 - 42
GİRİŞ ve AMAÇ: Endotrakeal entübasyon, anestezide yeterli ventilasyon sağlamak için kullanılan altın standart yöntemdir. Laringoskopi ve endotrakeal entübasyon sırasında, hava yolunun uyarılmasıyla refleks sempatik sistem deşarjı ve istenmeyen hemodinamik yanıtlar oluşmaktadır. Genel anestezi altında, endotrakeal entübasyon yapılan, hipertansif olan ve olmayan hastalarda, videolaringoskop (VL) ve geleneksel Macintosh direk laringoskop (DL) kullanımının, entübasyon sırasında oluşan hemodinamik yanıt ve entübasyon süresine etkisi, bu çalışmada değerlendirildi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Genel anestezi altında, elektif cerrahi planlanan, 18-75 yaş arası (ASA I-II), normotansif (n=100) ve hipertansif (n=100) hasta bu prospektif çalışmaya dahil edildi. Hipertansif hastalar ayrıca; videolaringoskopla (grup HV, n = 50) ve konvansiyonel direkt laringoskopla entübe edilenler (grup HD, n = 50) olarak iki alt gruba ayrıldı. Normotansif hastalar da; videolaringoskopla (grup NV, n = 50) ve konvansiyonel direkt laringoskopla entübe edilenler (grup ND, n = 50) olarak iki alt gruba ayrıldı. Hemodinamik parametreler, hava yolu değerlendirme ölçümleri, işlem süresi ve hastaların demografik özellikleri kaydedildi.
BULGULAR: Kalp hızı dışındaki hemodinamik parametrelerde bazal ölçümlere kıyasla dört grupta da anlamlı bir değişiklik saptanmadı. Videolarengoskop gruplarının medyan entübasyon süresi (grup HV ve NV) (10 (4.2) sn), direkt laringoskop gruplarından (grup HD ve ND) (11.5 (4.4) sn ) daha kısa saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hemodinamik cevaplar bütün gruplarda aynı şekilde bulundu. Bununla birlikte, hipertansiyondan bağımsız olarak C-MAC VL ile geleneksel Macintosh DL'ye göre entübasyon süresinin daha kısa olduğu saptandı. Hava yolunun korunamadığı, ani bilinç kaybı durumlarında, entübasyon sırasında VL kullanmanın, pratik ve kullanışlı olduğunu düşünüyoruz.
INTRODUCTION: Endotracheal intubation is the gold standard for providing adequate ventilation. During laryngoscopy and endotracheal intubation, airway stimulation results in reflex sympathetic system activation and unfavorable hemodynamic response. We aimed to evaluate the effect of videolaryngoscope (C-MAC VL) and conventional Macintosh direct laryngoscopy (DL) applications in endotracheal intubation under general anesthesia on hemodynamic response and time duration in patients with and without hypertensive.
METHODS: Normotensive (n=100) and hypertensive (n=100), aged between 18 and 75 years old (ASA I-II) who were scheduled to undergo elective surgery under general anesthesia, were included in the prospective study. Hypertensive patients were further divided into two subgroups; those intubated with videolaryngoscopy (group HV, n=50) and those with conventional direct laryngoscopy (group HD, n=50). Normotensive patients were also divided into two subgroups as videolaryngoscopy subgroup (group NV, n=50) and conventional direct laryngoscopy subgroup (group ND, n=50). Hemodynamic parameters, airway evaluation measurements, procedure duration and patients demographic characteristics were recorded.
RESULTS: There was no significant change in the hemodynamic parameters other than heart rate in the four groups compared to baseline measurements. The median intubation time of all videolaryngoscopy group (HV and NV) (10 sec) was shorter than that of all direct laryngoscopy group (HD and ND) (11.5 sec).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Hemodynamic response behaves alike in all goups. However, intubation time takes least amount of time with the C-MAC VL than the conventional Macintosh DL. We think that using VL during intubation is practical and useful in the cases with sudden loss of consciousness, in which airway tone cannot be maintained.

8.
Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu (TAVİ) Uygulanan Yüksek Riskli Hastalarda Genel Anestezi ile Lokal Anesteziye Eşlik Eden Sedasyon Uygulamasının Karşılaştırılması: Retrospektif Kohort Çalışma
General Anesthesia versus Local Anesthesia plus Sedation in High Risk Patients Underwent Transcatheter Aortic Valve Implantation (TAVI): A Retrospective Cohort Study
Sedat Akbaş, Ahmet Selim Ozkan
doi: 10.5222/GKDAD.2019.26213  Sayfalar 43 - 51
GİRİŞ ve AMAÇ: Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu (TAVİ), anestezi yönetimi konusunda önemli zorluklar doğurmaktadır. Yüksek riskli TAVI işlemi için hangi tip anestezinin daha güvenli olduğu konusunda güncel bir görüş birliği yoktur. Bu retrospektif kohort çalışmanın amacı, anestezi ile ilişkili pre- ve perioperatif sorunları tanımlamak ve TAVI işlemleri sırasında genel anestezi (GA) ve lokal anestezik ile sedasyon (LAPS) ile tedavi edilen yüksek riskli hastaların sonuçlarını karşılaştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma, genel anestezi veya lokal anestezi ile sedasyon altında TAVİ uygulanan 49 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Hastalar retrospektif olarak iki kohort çalışma grubuna ayrıldı: Genel Anestezi (GA, n = 23) ve Lokal Anestezi ile Sedasyon (LAPS, n = 26). Demografik özellikler ve işlem verileri önemli zaman noktalarında kaydedildi.
BULGULAR: İki grup; demografik özellikler açısından birbirine benzerdi. Total kolloid tüketimi GA grubunda anlamlı derecede daha yüksekti (p<0.001). GA grubunda kapak implantasyonu sonrası kalp atım hızları anlamlı olarak düşüktü (p<0.05). Ortalama arter basınçları benzerdi. GA grubunda kapak implantasyonu öncesi ve sonrası periferik oksijen satürasyonu anlamlı olarak yüksekti. LAPS grubunda anestezi ve işlem süreleri anlamlı olarak kısaydı (p <0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Dikkatli preoperatif değerlendirme, anestetik ajan tercihleri, hemodinamik stabilite ve kateterizasyon ile ilgili komplikasyonların yanı sıra, immobilite gerekliliği ve yeterli analjezi başarılı sonuçlar için çok önemlidir. Özellikle transözofageal ekokardiyografiye ya da kardiyovasküler cerrahın arter diseksiyonu ve onarımına ihtiyaç duymadığı durumlarda, lokal anestezi ile sedasyon uygulamasının TAVI işlemlerinde güvenle kullanılabileceği sonucuna vardık.
INTRODUCTION: Transcatheter Aortic Valve Implantation (TAVI) poses significant challenges about anesthesia management. There is no current consensus on which type of anesthesia is safer for high-risk patients undergoing TAVI procedures. The aim of this retrospective cohort study was therefore to describe the pre- and perioperative issues related to anesthesia and to compare the outcomes of high-risk patients treated with general anesthesia (GA) versus local anesthesia plus sedation (LAPS) during TAVI procedures.
METHODS: We conducted a study with 49 patients who underwent TAVI under general anesthesia or local anesthesia plus sedation. Patients were retrospectively allocated to two cohort-study groups: GA (n=23) and LAPS (n=26). Demographic characteristics and procedure data were recorded at important time points.
RESULTS: The two groups were similar with respect to demographic characteristics. Total colloid consumption was significantly higher in GA (p < 0.001). Heart rates after valve implantation in GA were significantly lower (p < 0.05). Mean arterial pressures were similar. Peripheral oxygen saturations before and after valve implantation in GA were significantly higher. The durations of anesthesia and procedure in LAPS were significantly shorter (p < 0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Careful preoperative assessments of anesthetic agent preferences, of complications related to catheterization and of hemodynamic stability, as well as a requirement of immobility and adequate analgesia, are very important for successful outcomes. Particularly for cases where there is no need for transesophageal echocardiography or for a cardiovascular surgeon to dissect and repair the artery, we therefore conclude that LAPS can be used safely during TAVI procedures.

9.
Fallot tetralojisi düzeltme operasyonu geçiren pediyatrik hastalarda anestezi deneyimlerimiz
Experiences in anesthetic management of pediatric patients undergoing Fallot tetralogy correction operations
Feride Karacaer
doi: 10.5222/GKDAD.2019.99810  Sayfalar 52 - 60
GİRİŞ ve AMAÇ: Fallot tetralojisinde, kardiyak anomalinin geniş spektrumu, anestezik ajanların etkilerini de içeren dinamik fizyolojik değişiklikler, uygulanacak cerrahi girişimin tipi (palyatif girişim veya düzeltme operasyonu) ve eşlik eden kalp dışı malformasyonlar intraoperatif yönetimi zorlaştırmaktadır. Bu retrospektif çalışmada hastanemizde Fallot tetralojisi cerrahisi uygulanan 40 pediyatrik hastadaki perioperatif anestezi yönetiminin değerlendirilmesi ve sonuçlarımızın literatür eşliğinde tartışılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastanemizde Ekim 2016- Haziran 2018 tarihleri arasında Fallot tetralojisi cerrahisi uygulanan 40 hasta retrospektif olarak değerlendirilmiştir.
BULGULAR: 25 hastanın siyanotik ve 15 hastanın asiyanotik olduğu gözlendi. Bu hastalar kardiyopulmoner bypass, kros klemp ve operasyon süresi, sıvı, kan ve kan ürünleri tüketimi açısından karşılaştırıldığında istatistiksel bir fark saptanmadı. Postoperatif dönemde ise ekstübasyon zamanı, yoğun bakım ünitesinde ve hastanede kalış süreleri açısından hastalar arasında bir fark yoktu. Aynı şekilde multipl aortopulmoner kollateral varlığı olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldı ve herhangi bir fark bulunamadı. 6 hastamızda anestezi indüksiyonu sırasında hipersiyanotik spell atağı gözlendi. Operasyon sonunda tüm hastaların entübe şekilde yoğun bakım ünitesine çıkarıldığı tespit edildi. 3 hastanın postoperatif dönemde kaybedildiği saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Fallot tetralojisi hastalarının kardiyak onarım operasyonları planlanırken, preoperatif kardiyak anomali tanımlanmalıdır. Eşlik eden malformasyonlar, intraoperatif anestezi yönetimi ve yoğun bakım ünitesindeki yaygın postoperatif sorunlar göz önünde bulundurularak uygun anestezi, cerrahi ve kardiyopulmoner bypass yönetimi sağlanmalıdır.
INTRODUCTION: In the tetralogy of Fallot, a wide spectrum of cardiac anomalies, dynamic physiological changes including the effects of anesthetic agents, type of surgical intervention (palliative intervention or correction operation) and non-cardiac malformations complicate intraoperative management. In this retrospective study, we aimed to evaluate perioperative anesthesia management in 40 pediatric patients undergoing tetralogy of Fallot surgery in our hospital.
METHODS: Forty patients who underwent tetralogy of Fallot surgery between October 2016- September 2018 in our hospital were evaluated retrospectively.
RESULTS: 25 patients were cyanotic and 15 patients were acyanotic. There was no statistically significant difference between these patients in terms of cardiopulmonary bypass, cross-clamp and operation time and consumption of fluid, blood and blood products. Similarly, patients with and without multiple aortopulmonary collaterals were compared and no difference was found. Hypercyanotic spell attack was observed in 6 patients during anesthesia induction. 3 patients died in the postoperative period.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Preoperative cardiac anomaly should be defined when planning cardiac repair operations of tetralogy of Fallot patients. Appropriate anesthesia, surgery and cardiopulmonary bypass management should be provided by taking into consideration the intraoperative anesthesia management, the comorbidities and the post-operative problems in the intensive care unit.

10.
Kardiyak Cerrahi Uygulanan Diabetik Hastalarda Taurin, Glikolize Hemoglobin ve C-Reaktif Protein İlişkisi
The Relationship Between Taurin, Glycated Hemoglobın And C- Reactive Protein In Diabetic Patients With Heart Surgery
Saliha Aksun, Banu Sarer Yürekli, Köksal Dönmez, Habib Cakir, Senem Girgin, Ertan Damar, Mert Kestelli, Murat Aksun, İsmail Yürekli
doi: 10.5222/GKDAD.2019.97659  Sayfalar 61 - 67
GİRİŞ ve AMAÇ: Taurin, protein sentezinde kullanılmayan, methionin ve sistein sülfinik asit üzerinden karaciğerde sentezlenen bir aminoasittir. Antiinflamatuar ve hipoglisemik etkileri gösterilmiştir. Bu çalışmada taurinin postoperatif düzeyi ve inflamasyona etkileri değerlendirilmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kalp cerrahisine alınan 34 hasta çalışmaya dahil olmuştur. Operasyon sonrası üçüncü günde alınan kanda plazma taurin, C reaktif protein (Crp), HbA1c düzeyleri ölçülmüştür. Çalışmaya katılan tüm hastalar, Grup 1: HbA1c düzeylerine göre 6 ve daha düşük (glisemik kontrolü iyi olan) diyabetli hastalar ve Grup 2: HbA1c düzeyi 6’dan yüksek (glisemik kontrolü kötü olan) diyabetli hastalar olarak iki gruba ayırılmıştır.
Operasyon sırasında verilen metil prednizolon dozu retrospektif olarak kaydedilmiştir. Normal yetişkin plazma taurin referans aralığı 45-130 mikromol/L olarak alınmıştır.


BULGULAR: 34 hastanın sadece sekizinde normal plazma taurin düzeyleri saptanmış, diğer hastaların plazma taurin düzeyleri ise düşük bulunmuştur. Ortalama taurin düzeyi 34,30±34,81 mikromol/L’dir. Grup 1’de verilmiş olan metilprednizolon miktarı, grup 2’de verilen metil prednizolon düzeyinden anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05).
Gruplar arasında Crp düzeylerinde fark saptanmamıştır (grup1;15,22±4,15 ve grup 2; 14,2±4,87 mg/dl,p>0,05). Kan şekeri ve taurin değerlerinde de gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır(p>0,05).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Yirmi altı olgunun taurin plazma düzeyi düşüktür. Crp’nin gruplar arasında anlamlı olarak farklı bulunmamış olması inflamasyonun her iki grupta eşit seviyelerde kontrol edilebildiğine işaret etmektedir. Grup2’de, grup 1 ile eşit antiinflamatuar kontrolün sağlanabildiği ve bu grupta verilen metil prednizolon düzeyinin anlamlı olarak daha düşük olduğu (grup 2 için; 8,36±1,04, grup 1 için 9,78±1,68 mg/kg,p<0,006) görülmüştür. Bu durumda grup 2’de daha yüksek olarak bulunan plazma taurin aminoasitinin antiinflamatuvar etkiye katkıda bulunmuş olabileceği düşünülebilir. Preoperatif taurin düzeylerini gösteren çalışmalar planlanmalıdır.
INTRODUCTION: Taurine is an amino acid synthesized in the liver through methionine and cysteine sulfinic acid, is not used in protein synthesis. Its antiinflammatory and hypoglycemic effects were shown. In this study the postoperative level of taurine and its effects on inflammation were evaluated.
METHODS: Thirty-four patients with heart surgery were included in the study. Plasma taurine, C-reactive protein (Crp), HbA1c levels were measured in the blood taken on the third postoperative day. All patients included in the study were divided into two groups according to Group 1: HbA1c levels of 6 or less(with good glycemic control) and Group 2: HbA1c levels of 6 patients with diabetes(poor glycemic control).The dose of methyl prednisolone given during the operation was recorded retrospectively.
Normal adult serum taurine concentration ranges between 45-130 micromol/L.


RESULTS: Normal plasma taurine levels were detected in only eight out of 34 patients and taurine levels were lower in the other patients. The mean taurine level was 34.30±34.81 micromol/L.The amount of methylprednisolone given to patients with HbA1c≤%6,0 (group1) was found to be significantly higher than that of methylprednisolone given to patients with HbA1c>6.0% (group 2)(p <0.05).
There were no difference in Crp levels between the groups (group1;15,22±4,15 and group2;14,2±4,87mg/dl,p>0,05). Blood glucose and taurine values were not significantly different between the groups(p> 0.05).

DISCUSSION AND CONCLUSION: Twenty-six cases had a low taurine plasma level. The fact that Crp was not significantly different between the groups indicated that inflammation could be controlled equally in both groups. In Group2, equal antiinflammatory control with group 1 could be achieved and the methyl-prednisolone level given in this group was significantly lower (for group2; 8.36±1.04, for group1 9.78±1.68 mg/kg,p<0.006). Plasma taurine aminoacid, which is found to be higher in Group2, may be thought to have contributed to the antiinflammatory effect. Further studies including the preoperative taurine levels should be planned.

OLGU SUNUMU
11.
Statin kullanımına bağlı rabdomiyolizde ECMO(Ekstrakorporal Membran Oksijenizasyonu) kullanımı ( olgu sunumu)
ECMO (Extracorporeal Membrane Oxygenation) in rhabdomyolysis due to statin use   use (case presentation)
Mine Altınkaya Çavuş, Şerife Bektaş, Dilek Kazancı, Sema Turan
doi: 10.5222/GKDAD.2019.04696  Sayfalar 68 - 71
69 yaşında kadın hastanın 3 yıldır atorvastatin kullanımaktadır. Gelişen rabdomiyoliz sonucu çoklu organ yetmezliği tedavisinde ECMO kullanımıştır. Literatürde paylaşılan başarılı bir olguya rağmen bizim olgumuz mortal seyretmiştir
A 69-year-old woman has been using atorvastatin for 3 years. ECMO is used in the treatment of multiple organ failure in developing rhabdomyolysis. Despite a successful case shared in the literature, our case is mortal

12.
Intraoperatif Dönemde Şaşırtıcı Bir Nedene Bağlı Yeni Gelişen Atrial Fibrilasyon ve Yönetimi
Intraoperative New-Onset Atrial Fibrillation With a Surprising Reason in a Whipple Operation
Mustafa Bindal, Asli Demir, Şule Dede, Ülkü Sabuncu
doi: 10.5222/GKDAD.2019.79663  Sayfalar 72 - 74
Bir anestezist için, perioperatif dönemde atriyal fibrilasyon (AF) gelişen hastalarda hemodinamiyi yönetmek önemlidir. Whipple operasyonu geçiren bir hastada, intraoperatif dönemde şaşırtıcı bir nedenle oluştuğu düşünülen atriyal fibrilasyon, literatürde bildirilmemiştir. Yaşlılık, diyabet, hipertansiyon, hipovolemi, elektrolit dengesizlikleri, hipoksi, altta yatan kalp hastalığı, vb. gibi yeni başlangıç AF gelişimi için birçok risk faktörü vardır. Fakat ayrıca, ameliyat sırasında, kalbin diyafragmatik yüzeyinin retraktörle doğrudan irritasyonu AF'yi tetikleyebilir.
For an anesthesiologist, it is important to manage the hemodynamics of patients who develop atrial fibrillation (AF) in the perioperative period. In a patient undergoing whipple surgery, atrial fibrillation, which is thought to occur with an astonishing cause intraoperatively, has not been reported in the literature. There are multiple risk factors for the development of new onset AF such as older age,diabetes,hypertension, hypovolaemia, electrolyte imbalances, hypoxia, underlying heart disease,etc. But also, during surgery, direct irritation of diaphragmatic surface of the heart with retractor may trigger AF.

13.
Santral Ven Kanülasyonunda İnsidental Saptanan Sol İnternal Ven Agenezisi
Left Internal Venus Agenesis Determined During Central Ven Catheterization
Yıldız Tezel Baydar, Pınar Ayvat, Derya Arslan Yurlu, İrem Gür, Nagihan Karahan, Murat Aksun
doi: 10.5222/GKDAD.2019.77045  Sayfalar 75 - 78
Giriş: Santral venöz kateterizasyon (SVK)’da ulaşım kolaylığı açısından internal juguler ven (İJV) sıklıkla tercih edilmektedir. Ancak USG, BT ve kadavra çalışmalarında İJV’in saptanamadığı veya hipoplazik olduğu vakalar bildirilmiştir. İnsidental sol İJV agenezisi tespit ettiğimiz olgumuzu sunmayı hedefledik.
Olgu: Mide malign neoplazmı nedeniyle elektif total gastrektomi operasyonu planlanan 53 yaşındaki erkek hastaya, kemoterapi tedavisi nedeniyle sağ subklaviyan yerleşimli port kateteri olduğundan, sol İJV kateterizasyonu planlandı. Anatomik belirteçler yardımıyla uygulanan sol İJV kateterizasyonunda, girişimin başarısız olması üzerine hastanın sol boyun damarsal yapıları peroperatif USG ile değerlendirildi. Sol İJV’nin olmadığı görüldü. Postoperatif Radyoloji kliniği tarafından yapılan incelemeyle sol IJV bulunmadığı, sağ boyun vasküler yapıların normal olduğu tespit edildi.
Tartışma: İJV varyasyonları üzerine yapılan araştırmada unilateral varyasyonun %17.3, bilateral varyasyonun %8.7 olduğu ve sağ İJV varyasyonlarının, sol İJV varyasyonlardan daha çok görüldüğü bildirilmiştir. BT incelemelerinde insidental saptanan asemptomatik İJV agenezi olguları bildirilmiştir. SVK’u zorlaştıran agenezi ile karışabilen diğer bir durum İJV trombozudur. Olgumuzda tomboz öyküsü yoktur.
Sonuç:
SVK, klinisyenin tecrübesi ve tercihine ölçüsünde, anatomik belirteçlere göre veya USG eşliğinde yapılabilir. Kanülasyonun USG eşliğinde yapılması damarsal varyasyonların ve anomalilerinin tespiti açısından avantaj sağlar. Bazı olgularda yeterli klinik tecrübeye rağmen USG ile değerlendirme yapılması, gereksiz girişimlerin ve oluşabilecek komplikasyonların önüne geçilebilmesi açısından önem taşımaktadır.
Introduction:
Internal juguler ven (IJV) is frequently preferred for central venous catheterization (CVC) in terms of accessibility. However, USG, CT and cadaver studies have also reported cases of IJV being undetectable or hypoplasic. We aimed to present our case of incidental left IJV agenesis.
Case:
A 53-year-old male patient undergoing elective total gastrectomy due to malignant neoplasm was scheduled for insertion of left IJV since he had a right subclavian port catheter due to chemotherapy treatment.
Due to failure in insertion of left IJV catheterization with the aid of anatomical markers, USG was used to view left neck vascular structures. It was seen that the left IJV did not exist. The patient then underwent left subclavian catheterization. Postoperative radiology study showed no left IJV existence but right neck vascular structures were normal.
Discussion:
It is shown that unilateral variation of IJV was 17.3%, bilateral variation was 8.7%, and right IJV variations were more common than left IJV variation. Incidentally asymptomatic cases of IJV agenesis have also been reported in CT scans. Another condition that complicates CVC is IJV thrombosis and can interfere with agenesis. There is no thrombosis history in our case.
Conclusion:
CVC can be applied according to the experience and preference of the clinician by anatomic markers or USG coexistence. USG-guided cannulation has the advantage of detecting vascular variations and anomalies. So in some cases USG can be crucial in avoiding unnecessary interventions and complications in catheterizations despite adequate clinical experience.